düzmek

listen to the pronunciation of düzmek
التركية - الإنجليزية
knock off
prepare
fuck [sl.]
to invent (a story); to fake, forge
slang to rape
to arrange, to compose; to prepare; to make up, to invent" " uydurmak; to fuck, to screw, to lay
to arrange, compose; to prepare, bring together
{f} fuck
make up
arrange
compose
(Argo) screw
concoct
invent
düz
smooth

Mary smoothed her hair. - Mary saçını düzeltti.

If all goes smoothly, I can make two or three pieces a day. - Her şey düzgünce giderse günde iki ya da üç parça yapabilirim.

düz
plain

She wore a plain blue dress. - O, düz mavi bir elbise giydi.

I'm just a plain office worker. - Ben sadece düz bir ofis çalışanıyım.

düz
straight

Lidia has blonde straight hair. - Lidia'nın sarı düz saçları var.

Also Felicja has blonde straight hair. - Ayrıca Felicja'nın da sarı düz saçları var.

düz
flat

He gave me a flat answer. - O bana düz bir cevap verdi.

Its surface was as flat as a mirror. - Onun yüzeyi bir ayna kadar düzdü.

düz
{s} even

I corrected even the smallest details. - Ben en küçük ayrıntıları bile düzelttim.

Tom organized the event. - Tom etkinliği düzenledi.

düz
upright
düz
nonstriated
düz
clear-cut
düz
offset
düz
glacé
düz
(Tıp) planum
düz
(Otomotiv) flat base
düz
in plane
düz
(Bilgisayar) regular

This year too there are many regular concerts for amateur musicians being held. - Bu yıl da, amatör müzisyenler için düzenlenen çok sayıda düzenli konserler var.

Sixty percent of Japanese adult males drink alcoholic beverages on a regular basis. - Yetişkin Japon erkeklerinin yüzde altmışı düzenli olarak alkollü içecekler içerler.

düz
limit
düz
erect
düz
marble
düz
(Tekstil) glace
düz
(Bilgisayar) solid
düz
(Dilbilim) unrounded
düzme
sham
düz
flattened
düz
direct
düz
right

Cheer up! Everything will soon be all right. - Neşelen! Her şey yakında düzene girecek.

You must put these mistakes right. - Bu hataları düzeltmelisin.

düz
glabrous
düz
level

I agree on an emotional level, but on the pragmatic level I disagree. - Duygusal bir düzeyde katılıyorum ama pragmatik düzeyde katılmıyorum.

I'm going to raise my English level. - İngilizce düzeyimi yükselteceğim.

düz
horizontal
düzme
pseudo
düzme
spurious
düz
straight through
düz
flat of
düz
straight on

Go straight on, and you will find the store. - Düz gidin ve mağazayı bulacaksınız.

düz
the plain
düz
levigate
düz
plat

Where are the plates arranged? - Plakalar nerede düzenlenmiş?

He set the table with cups, saucers, plates and chargers. - O, masayı fincanlarla, çay bardağı tabaklarıyla, tabaklarla ve büyük düz tabaklarla donattı.

düz
running
düz
{s} flush

The toilet doesn't flush properly. - Tuvaletin sifonu düzgün çalışmıyor.

düz
lank
düz
forehand
düz
flatways
düz
slick
düz
flatwise
düz
a grape raki
düz
unflavoured Turkish rakı duziko
düz
plane

We were arguing on different planes to the last. - Biz farklı düzlemler üzerinde tartışıyorduk.

Geometry is based on points, lines and planes. - Geometri noktalar, çizgiler ve düzlemlere dayalıdır.

düz
form

Form a straight line! - Düz bir sıra oluşturun.

düz
platy
düz
rectus
düzme
phony
düzme
arranging, composing; false, forged, fake, sham, spurious sahte, düzmece
düzme
factitious
düzme
arranging, arrangement; collecting, collection
düzme
false, fake; forged
düzme
bogus
kılık kıyafeti düzmek
to renew one's wardrobe, fit oneself out with new clothes
mersiye düzmek
elegise
nevaleyi düzmek
to provide the food
nevaleyi düzmek
to get some food together, obtain some provisions
sandık düzmek
(for a young woman) to accumulate things for her hope chest
tüylerini düzmek
1. (for a bird) to preen. 2. (for a quadruped) to smooth its hair, coat, or fur. 3. to start to dress well, take on a smart appearance
çeyiz düzmek
to put together a trousseau
çulu düzmek/düzeltmek
1. to become well-dressed. 2. to become well-off
düzmek
المفضلات