ciddi

listen to the pronunciation of ciddi
التركية - الإنجليزية
critical

Three species of rhinoceros are critically endangered. - Gergedanın üç türü ciddi olarak tehlike altında.

serious

Time has come to get serious. - Ciddi olmanın zamanı geldi.

We have got to get him to take that project seriously. - Onun o projeyi ciddiye almasını sağlamak için buradayız.

important

The magazine spread many important charges against the Senator. - Dergi senatöre karşı birçok ciddi suçlama yaydı.

demure
capital
sober

Tom sobered up a bit. - Tom biraz ciddileşti.

lenten
deep

He'll never show it, but I think that deep down, he's seriously worried. - Hiçbir zaman bunu belli etmeyecek ama içinden ciddi bir şekilde endişeli olduğunu düşünüyorum.

in earnest

He began courting her in earnest when he found out that she had another suitor. - Onun diğer talibinin olduğunu öğrendiğinde, ciddi olarak ona kur yapmaya başladı.

During his seven years in Japan, he studied Japanese in earnest. - Japonya'da yedi yılı boyunca, ciddi olarak Japonca çalıştı.

bad

He looked grave when told the bad news. - Kötü haber söylendiğinde o ciddi görünüyordu.

real

I think you really mean it. - Galiba gerçekten ciddisin.

Tom soon realized the seriousness of his error. - Tom yakında hatasının ciddiyetini fark etti.

weighty
(Askeri,Teknik) severe

The spell of drought did severe damage to the harvest. - Kuraklık dönemi ürüne ciddi hasar verdi.

I have a severe pain here. - Benim burada ciddi bir ağrım var.

straight

He's keeping a straight face. - O, ciddiyetini koruyor.

Tom is trying to keep a straight face. - Tom ciddi kalmaya çalışıyor.

sober-minded
nasty
significant
owlish
gut
grave

He looked grave when told the bad news. - Kötü haber söylendiğinde o ciddi görünüyordu.

He made a grave mistake. - O ciddi bir hata yaptı.

forbidding
important, significant
eventful
austere
earnest

He started to study in earnest. - O ciddi olarak çalışmaya başladı.

During his seven years in Japan, he studied Japanese in earnest. - Japonya'da yedi yılı boyunca, ciddi olarak Japonca çalıştı.

(Hukuk) salemn, grave
true, real
1.serious; earnest; grave
unsmiling
mortally
devout
serious, grave, nasty; true, real; important, significant; solemn, sober
businesslike
starched
staid
solemn
sedate
sober minded
momentous
standoffish
business like
heavy

Visibility was severely restricted in the heavy fog. - Görüş yoğun siste ciddi olarak sınırlı idi.

The town water supply was seriously obstructed by heavy rainfalls. - Kasaba su ikmali ağır yağışlar tarafından ciddi şekilde engellendi.

steady
earnest(1)
ciddi anlamda
substantially
ciddi bir şekilde
severely

Such a thing is considered theft and it has to be punished severely. - Böyle bir şey hırsızlık olarak kabul edilir ve ciddi bir şekilde cezalandırılmak zorundadır.

Dan was severely beaten by prison guards. - Dan cezaevi gardiyanları tarafından ciddi bir şekilde dövüldü.

ciddi olarak
seriously

Are you seriously thinking about going? - Gitmeyi ciddi olarak düşünüyor musun?

Is Tom seriously thinking about not going to today's meeting? - Tom bugünkü toplantıya gitmeme hakkında ciddi olarak düşünüyor mu?

ciddi bir şekilde
staidly
ciddi derecede
critically
ciddi durum
plight
ciddi hasar
(Askeri) severe damage
ciddi kavga
(deyim) bust-up
ciddi misin!
(Argo) reckon!
ciddi ol
get serious
ciddi olan (kimse)
intense
ciddi olarak
profoundly
ciddi olarak
devoutly
ciddi olmamak
not to be serious
ciddi olmayan
frivolous
ciddi yaralanma
serious injury
ciddi bedeni hasar
(Kanun) great bodily injury
ciddi bedeni hasar
(Kanun) great bodily harm
ciddi bir sorun olduğunu mu düşünüyorsunuz
Do you think it is serious
ciddi bir tedaviye ihtiyacınız var
You'll need a serious treatment
ciddi biçimde vurulmak
be fatally shot
ciddi ceza
(Kanun) hefty sentence
ciddi ciddi
1. seriously, in a serious manner. 2. in a dignified manner. 3. gravely
ciddi değil
not serious
ciddi durmak
keep a straight face
ciddi düşünme
serious mindedness
ciddi hasarlı değil
(Askeri) not seriously injured
ciddi hata
capital error
ciddi kalmak
keep a straight face
ciddi konulu opera
grand opera
ciddi konuşmak
to speak in earnest, be for real
ciddi mesele
no light matter
ciddi müzik
serious music
ciddi ol!
(deyim) act your age!
ciddi olamazsın!
(Argo) fair suck of the sav!
ciddi olarak
critically

Three species of rhinoceros are critically endangered. - Gergedanın üç türü ciddi olarak tehlike altında.

ciddi olarak
in earnest

He started to study in earnest. - O ciddi olarak çalışmaya başladı.

During his seven years in Japan, he studied Japanese in earnest. - Japonya'da yedi yılı boyunca, ciddi olarak Japonca çalıştı.

ciddi olarak
severely

Tom was severely beaten. - Tom ciddi olarak dövüldü.

This scandal has severely damaged the public image of our company. - Bu skandal, şirketimizin kamuoyundaki imajına ciddi olarak zarar verdi.

ciddi olarak hasta veya yaralı; istihbarat ilgi beyanı
(Askeri) seriously ill or injured; statement of intelligence interest
ciddi olarak işe koyulmak
get down to work
ciddi olma
earnest
ciddi olmak
to mean business
ciddi olmak
mean business
ciddi olmayarak
airily
ciddi sonuçlara sahip olmak
have serious consequences
ciddi söylemek
to say (something) in earnest; to be for real
ciddi yenilgi
body-blow
aşırı ciddi
prim
o ciddi
it seriously
aşırı ciddi
as stiff as a ramrod
aşırı ciddi kimse
sobersides
devlet güvenliğine yönelik ciddi zarar
(Hukuk) serious harm to security of the state
kısmen ciddi
semiserious
tutuklamayı gerektirir ciddi suç
(Hukuk) serious arrestable offence
yarı ciddi yarı komik
serio comic
çok ciddi davranmak
prim
التركية - التركية
Güvenilir, sağlam, önemli: "Ciddi bir gazetede genç bir muharririn şu sözleri beni hâlâ düşündürüyor."- O. S. Orhon. Önem vererek, gerçek olarak
Eğlendirme amacı gütmeyen: "O ciddi bir tavırla mühim bir şey anlatmaya hazırlanmış gibiydi."- Y. K. Karaosmanoğlu
Güvenilir biçimde: "Ciddi görünerek göze girmeye çalışıyormuş."- R. H. Karay
Güvenilir biçimde
Gülmeyen
Titizlik gösterilen, önem verilen
Tehlikeli, endişe veren, ağır, vahim
Şaka olmayan, gerçek: "Kısa zamanda yarı şaka, yarı ciddi tenkit edecek kadar yakınlaşmışlardı."- T. Buğra
Tehlikeli, endişe veren, ağır, vahim: "Hastalığımızın oldukça ciddi olduğuna işaret etmekten kendimizi alamadık."- B. Felek
Güvenilir, sağlam, önemli
Ağırbaşlı
Eğlendirme amacı gütmeyen
Ağırbaşlı: "Ben onu pek ciddi bir genç olarak tanırım."- H. R. Gürpınar
Önem vererek, gerçek olarak
Şaka olmayan, gerçek
Titizlik gösterilen, önem verilen: "Bu dönemde yazara konu üzerinde vukuf, ciddi incelemeler şart koşulur."- H. Taner
önemlice
CİDDÎ
(Osmanlı Dönemi) Mühim
CİDDÎ
(Osmanlı Dönemi) Gerçek. Hakikat
CİDDÎ
(Osmanlı Dönemi) Ağırbaşlı, hâlleri sakin olan kişi
ciddi ciddi
Ciddi bir biçimde, ciddi olarak
الإنجليزية - التركية
ciddi
المفضلات