bozucu

listen to the pronunciation of bozucu
التركية - الإنجليزية
disruptive
effacer
(Dilbilim) bleeding
ship-breaker
spoiling
demolisher, spoiler
shattering
corruptive
destructive; demolishing, spoiling
destructive, disruptive
detractive
destructive
{i} deteriorating
disrupt
infectious
boz
{i} grizzle
boz
{s} gray

Don't eat me, gray wolf, I'll sing a song for you. - Bozkurt, beni yeme, senin için bir şarkı söylerim.

bozucu gürültü
ambient noise
bozucu kamaşma
(Aydınlatma) disability glare
bozucu taarruz
(Askeri) spoiling attack
bozucu etki
aliasing
bozucu bir şekilde
shatteringly
bozucu bir şekilde
corruptively
bozucu bir şekilde
detractively
bozucu bir şekilde
disruptively
bozucu cisim
(Astronomi) perturbing body
bozucu etken
canker
bozucu gerilim
(Elektrik, Elektronik) disruptive tension
bozucu girişim
(Telekom) disturbing interference
bozucu girişim
(Telekom) harmful interference
bozucu kimse
distorter
bozucu kural
(Dilbilim) bleeding rule
bozucu kural sıralaması
(Dilbilim) bleeding order
bozucu mercek
distorting lens
bozucu okuma
destructive reading
bozucu okuma
destructive readout
bozucu olmama
nondestructiveness
bozucu olmayan deney
(İnşaat) nondestructive test
bozucu olmayan okuma
nondestructive read
bozucu toplama
destructive addition
bozucu şart
(Kanun) dissolving condition
bozucu şart
(Kanun) condition subsequent
sinir bozucu
frustrating

It's just so frustrating. - Bu gerçekten çok sinir bozucu.

It can be frustrating. - Bu sinir bozucu olabilir.

sinir bozucu
annoying

It's really very annoying. - Bu gerçekten çok sinir bozucu.

So annoying... Now I get a headache whenever I use the computer! - Çok sinir bozucu... Ne zaman bilgisayarı kullansam başıma ağrılar giriyor.

moral bozucu
frustrating
boz
discomposed
boz
disrupted

At the meeting he monopolized the discussion and completely disrupted the proceeding. - Toplantıda o, tartışmayı tekeline aldı ve davayı tamamen bozdu.

My sleep cycle has been disrupted. - Benim uyku döngüm bozuldu?

moral bozucu
disappointing
sinir bozucu
nerve-racking
grev bozucu
strikebreaker
istikrar bozucu
(Ticaret) destabilizing
moral bozucu
dispiriting
sinir bozucu
unnerving

The increase in incidents of terrorism is really unnerving. - Terör olaylarındaki artış gerçekten de sinir bozucu.

Mary's unnerving to be around, because she's so finicky about everything. - Her şeyde kılı kırk yaran biri olduğu için, Meryem'in etrafta olması sinir bozucu.

sinir bozucu
observing
sinir bozucu bir biçimde
frustratingly
boz
disarrange
boz
deprave
boz
quash
boz
{f} corrupted

The morals of our politicians have been corrupted. - Siyasetçilerimizin ahlakı bozuldu.

For some reason the message text was corrupted, so I restored it before reading. - Her nasılsa mesaj bozulmuş, bu yüzden okumadan önce düzelttik.

boz
discompose
boz
{f} marred
boz
check off
boz
muck up
boz
mar

Tom broke off his engagement to Mary. - Tom Mary ile nişanını bozdu.

Tom and Mary have broken off their engagement. - Tom ve Mary nişanlarını bozdular.

boz
{f} bungle
boz
corrupt

Voters must not be corrupted. - Seçmenler bozuk olmamalıdır.

The party in power is corrupt, but the opposition is little better. - İktidar partisi bozulmuş fakat muhalefet biraz daha iyi.

boz
make imperfect
boz
{f} depraved
boz
bang up
boz
addle
boz
{f} corrupting

These foreign words are corrupting our beautiful language. - Bu yabancı kelimeler güzel dilimizi bozuyor.

boz
infringe
boz
unmake
boz
{f} impaired

Sami's vision was severely impaired. - Sami'nin görüşü ciddi şekilde bozulmuştu.

boz
{f} spoilt
boz
{f} bungling
boz
{f} spoil

When I opened the refrigerator, I noticed the meat had spoiled. - Buzdolabını açtığımda, etin bozulduğunu gördüm.

The figure on the left spoils the unity of the painting. - Soldaki figür resmin bütünlüğünü bozuyor.

boz
{f} disrupting
boz
annul
boz
{f} spoiled

It looks like Tom got sick from eating the spoiled food. - Öyle görünüyorki Tom bozuk yiyecek yemekten hasta oldu.

I haven't had anything to eat for three days other than a stale sandwich, a rotten apple, and some spoiled yogurt. - Üç gündür, bayat bir sandviç, çürük bir elma ve biraz bozuk yoğurt dışında hiçbir şey yemedim.

boz
{f} blight
boz
impair

Sami's vision was severely impaired. - Sami'nin görüşü ciddi şekilde bozulmuştu.

He has some cognitive impairment. - Onun biraz bilişsel bozukluğu var.

boz
distort
boz
grizzly

Tom was attacked by a grizzly bear. - Tom bir boz ayı tarafından saldırıya uğradı.

Layla thinks that a dingo is as big as a grizzly. - Leyla bir dingonun bir boz ayı kadar büyük olduğunu düşünüyor.

boz
deface
boz
{f} spoiling

I'm not spoiling their view. - Ben onların manzarasını bozmuyorum.

You're spoiling the mood. - Sen ruh halini bozuyorsun.

boz
{f} hashing
boz
deformed
boz
blemished
boz
{f} distorted
boz
dele
fık: abdesti bozucu ve devamlı olan şey
RELATIONS: ablutions and constantly frustrating thing is
ahlâk bozucu
unwholesome
anlam bozucu kelime
(Dilbilim) weasel word
ara bozucu
divisive
ara bozucu
mischief-maker
ara bozucu kimse
alienator
asap bozucu
frustrating
asap bozucu
harrowing
boz
griseous
boz
dun
boz
grey
boz
earth-brown; brown; ash-gray; gray
boz
rumple
boz
defaced
boz
derange
boz
deform
boz
muckup
boz
discomfit

Don't worry. Your joke did not really discomfit me. - Endişelenme. Şakan beni gerçekten bozmadı.

boz
grey, gray; (toprak) uncultivated
boz
rough, waste, uncultivated (land)
denge bozucu
destabilising
grev bozucu
rat
huzur bozucu
disturbing

I found it disturbing. - Ben onu huzur bozucu buldum.

huzur bozucu
subversive

The lyrics seem innocent enough, but if you listen to them closely, you'll realize how subversive they really are. - Şarkı sözleri yeterince masum görünüyor fakat onları yakından dinlersen onların gerçekten ne kadar huzur bozucu olduğunu fark edersin.

huzur bozucu bir şekilde
riotously
huzur bozucu bir şekilde
subversively
istikrar bozucu spekülasyon
(Ticaret) destabilizing speculation
moral bozucu
depressing

I think he's a bit depressing. - Sanırım o biraz moral bozucu.

moral bozucu bir şekilde
demoralizingly
moralini bozucu
demoralizing
sinir bozucu
itching
sinir bozucu
nerve-wracking

It was a nerve-wracking experience. - Bu sinir bozucu deneyimdi.

sinir bozucu
irritating

Tom is irritating because he always has to have his own way. - Tom her zaman kendi metoduna sahip olduğu için sinir bozucudur.

Tom's an irritating person to work with because he'll never admit it when he's made a mistake. - Bir hata yaptığında onu asla kabul etmeyeceği için Tom birlikte çalışmak için sinir bozucu bir kişi.

sinir bozucu
pesky
sinir bozucu
infuriating

Isn't it infuriating? - Bu sinir bozucu değil mi?

sinir bozucu bir halde
aggravatingly
sinir bozucu bir şekilde
irritatingly
sinir bozucu bir şekilde
anticlimactically
sinir bozucu tip
stinker
sinir bozucu tip
blighter
sinir bozucu önemsiz şey
pinprick
bozucu
المفضلات