boz

listen to the pronunciation of boz
التركية - الإنجليزية
{i} grizzle
{s} gray

Don't eat me, gray wolf, I'll sing a song for you. - Bozkurt, beni yeme, senin için bir şarkı söylerim.

rough, waste, uncultivated (land)
dele
earth-brown; brown; ash-gray; gray
grey, gray; (toprak) uncultivated
grey
dun
disrupted

At the meeting he monopolized the discussion and completely disrupted the proceeding. - Toplantıda o, tartışmayı tekeline aldı ve davayı tamamen bozdu.

My sleep cycle has been disrupted. - Benim uyku döngüm bozuldu?

discomposed
{f} spoiled

She has spoiled her work by being careless. - Dikkatsizliği ile işini bozdu.

I haven't had anything to eat for three days other than a stale sandwich, a rotten apple, and some spoiled yogurt. - Üç gündür, bayat bir sandviç, çürük bir elma ve biraz bozuk yoğurt dışında hiçbir şey yemedim.

disarrange
deprave
quash
{f} corrupted

Easy living corrupted the warrior spirit. - Kolay yaşamak savaşçı ruhu bozdu.

Public morals have been corrupted in this town. - Genel ahlak bu kasabada bozulmuş.

{f} marred
check off
{f} spoilt
annul
discompose
{f} disrupting
impair

He has some cognitive impairment. - Onun biraz bilişsel bozukluğu var.

Sami's vision was severely impaired. - Sami'nin görüşü ciddi şekilde bozulmuştu.

{f} corrupting

These foreign words are corrupting our beautiful language. - Bu yabancı kelimeler güzel dilimizi bozuyor.

infringe
unmake
{f} impaired

Sami's vision was severely impaired. - Sami'nin görüşü ciddi şekilde bozulmuştu.

distort
muck up
{f} spoil

The figure on the left spoils the unity of the painting. - Soldaki figür resmin bütünlüğünü bozuyor.

Does milk spoil quickly? - Süt çabuk bozulur mu?

{f} spoiling

You're spoiling the mood. - Sen ruh halini bozuyorsun.

I'm not spoiling their view. - Ben onların manzarasını bozmuyorum.

{f} blight
bang up
{f} depraved
make imperfect
corrupt

For some reason the message text was corrupted, so I restored it before reading. - Her nasılsa mesaj bozulmuş, bu yüzden okumadan önce düzelttik.

Easy living corrupted the warrior spirit. - Kolay yaşamak savaşçı ruhu bozdu.

grizzly

Tom was attacked by a grizzly bear. - Tom bir boz ayı tarafından saldırıya uğradı.

Layla thinks that a dingo is as big as a grizzly. - Leyla bir dingonun bir boz ayı kadar büyük olduğunu düşünüyor.

{f} bungle
{f} bungling
mar

Tom and Mary have broken off their engagement. - Tom ve Mary nişanlarını bozdular.

Tom was feeling down because Mary made fun of his hair style. - Tom'un morali bozuktu çünkü Mary onun saç sitiliyle dalga geçti.

deface
{f} hashing
addle
{f} distorted
blemished
deformed
discomfit

Don't worry. Your joke did not really discomfit me. - Endişelenme. Şakan beni gerçekten bozmadı.

muckup
defaced
deform
griseous
rumple
derange
boz (renk)
grizzly
boz bulanık
disrupt the fuzzy
boz sağan
(Kuşbilim) Pallid Swift (Apus pallidus)
boz (toprak)
uncultivated
boz alamecek
(Tabiat Doğa) (kuş) desert finch
boz at
dun
boz ayı
(Tabiat Doğa) (hayvan, Fam: ayıgiller,dübbiye) [syn.: boz ayı, kahverengi ayı] brown bear
boz fırtına kırlangıcı
(Tabiat Doğa) (kuş, Fam: fırtınakuşugiller) Swinhoe's storm-petrel
boz kahverengi
taupe
boz kaz
(Tabiat Doğa) (kuş, Fam: Anserinae) [syn.: boz kaz, yaban kazı] greylag goose
boz kirazkuşu
(Tabiat Doğa) (kuş, Fam: yelvegiller) cinereous bunting
boz kuyrukkakan
(Tabiat Doğa) (kuş, Fam: karatavukgiller) Isabelline wheatear
boz renk
dun
boz sağan
(Tabiat Doğa) (kuş, Fam: ebabiller) pallid swift
boz yelkovan
(Tabiat Doğa) (kuş, Fam: yelkovangiller,ebabil) Cory's shearwater
boz ördek
(Tabiat Doğa) (kuş, Fam: kazgiller) gadwall, duck
yap boz
puzzle
الإنجليزية - التركية

تعريف boz في الإنجليزية التركية القاموس.

yap boz
Puzzle
boz
المفضلات