bekletilmek

listen to the pronunciation of bekletilmek
التركية - الإنجليزية
Be stood up
(deyim) cool one's heels
(deyim) be in abeyance
kick one's heels
bekle
expect

The math homework proved to be easier than I had expected. - Matematik ev ödevi beklediğimden daha kolay çıktı.

You can't expect me to always think of everything! - Her zaman her şeyi düşünmemi bekleyemezsin.

bekle
hold on

Hold on a minute, please. - Bir dakika bekle,lütfen.

Hold on a moment, please. - Biraz bekleyin, lütfen.

bekle
hang on

Hang on till I get to you. - Seni alana kadar bekle.

Now, hang on a second. - Şimdi, bir saniye bekle.

bekle
{f} expected

It is expected that the tsunami surge will be ten meters or less. - Tsunami dalgalarının on metre ya da daha az olacağı beklenmektedir.

The garden was larger than I had expected. - Bahçe beklediğimden daha büyüktü.

bekle
held on
bekle
wait

I'll wait here until she comes. - O gelene kadar burada bekleyeceğim.

Please wait half an hour. - Lütfen yarım saat bekle.

bekle
(Konuşma Dili) not so fast
bekle
(Bilgisayar) waitfor
bekle
(Bilgisayar) pause

Tom put the key in the lock and paused a moment before he turned it. - Tom anahtarı kilide taktı ve onu çevirmeden önce bir süre bekledi.

Tom hit the pause button. - Tom bekletme butonuna bastı.

bekle
hold your horses
bekle
look forward

May we look forward to receiving your order? - Siparişinizi almayı dört gözle bekleyebilir miyiz?

If we are to judge the future of ocean study by its past, we can surely look forward to many exciting discoveries. - Okyanus araştırmasının geleceğini onun geçmişiyle tahmin edeceksek birçok heyecan verici keşifleri elbette dört gözle bekleriz.

bekle
{f} awaited

Maria awaited him, but he did not come. - Maria onu bekledi ama o gelmedi.

bekle
{f} biding
bekle
{f} bided
bekle
bode
bekle
wait for

Please wait for me at the station. - Lütfen beni istasyonda bekleyin.

Please wait for five minutes. - Lütfen beş dakika bekle.

bekle
watch for
bekle
watch to
bekle
bide

We just need to bide our time. - Sadece uygun zamanı beklemeliyiz.

We need to bide our time. - Zamanımızı beklemeliyiz.

bekle
await

Go over there, and await further instructions. - Oraya git ve daha fazla talimat bekle.

Awaiting your quick response . . . - Hızlı yanıtın bekleniyor.

bekle
{f} waiting

We men are used to waiting for the women. - Biz, erkekler kadınları beklemeye alışığız.

Five patients were in the waiting room. - Bekleme salonunda beş hasta vardı.

bekle
hold#on
bekle
look#forward
التركية - التركية
Bekletme işine konu olmak veya bekletme işi yapılmak
Bekletme işine konu olmak veya bekletme işi yapılmak: "İlkokul çocuklarını toparlamaya gelen minübüsün şoförü bekletilmekten hoşlanmaz."- H. Taner
bekletilme
Bekletilmek işi veya durumu
bekletilmek
المفضلات