bağ

listen to the pronunciation of bağ
التركية - الإنجليزية
connection

He has no connection with this affair. - Onun bu işle ile hiçbir bağlantısı yoktur.

He got the job by virtue of his father's connections. - O, babasının bağlantıları sayesinde işi aldı.

link

The world's tropical rainforests are critical links in the ecological chain of life on the planet. - Dünyadaki tropikal yağmur ormanları, gezegende yaşamın ekolojik zincirine kritik bağlantılıdır.

It is a prevalent belief, according to a nationwide poll in the United States, that Muslims are linked with terrorism. - ABD'de ülke çapındaki bir ankete göre Müslümanların terörle bağlantılı olduğu yaygın bir inançtır.

bond

The two friends have formed a deep bond of friendship. - İki arkadaş derin bir arkadaşlık bağı oluşturdular.

There is a strong bond between the brothers. - Erkek kardeşler arasında güçlü bir bağ vardır.

tie

We were tied to our decision because we signed the contract. - Sözleşme imzaladığımız için kararımıza bağlıydık.

I can't tie a very good knot. - Ben çok iyi bir fiyonk bağlayamam.

vineyard
string

Mother tied up three pencils with a piece of string. - Anne, bir parça iple üç kurşun kalemi bağladı.

Tom attached the string to the kite. - Tom ipi uçurtmaya bağladı.

nexus
tie, cord; bandage; bunch, sheaf; relation, connection; bond; ligament; impediment, restraint
bandage
linkage
fascia
brace
cord

A developing embryo connects to the placenta via the umbilical cord. - Gelişmekte olan bir embriyo, göbek kordonu yoluyla plasentaya bağlanır.

He connected the cord to the machine. - O, kordonu makineye bağladı.

copulation
ligament

Tendons and ligaments are more fragile than you might think. - Tendonlar ve bağlar düşündüğünüzden daha kırılgandır.

He tore his ligament. - O, bağ dokusunu yırttı.

desmo
lace

Excuse me, your laces are untied. - Affedersiniz, bağcıklarınız çözülmüş.

Tom tied his shoe laces. - Tom ayakkabı bağlarını bağladı.

noose; relation
correlate
header
connexion
vinculum
daughter

I shall win the king's daughter! they both cried. - Kralın kızını kazanmalıyım! diye bağırdı ikisi de.

Your daughter is a drug addict. - Kızınız bir uyuşturucu bağımlısı.

ligature

Sami used a ligature to strangle Layla. - Sami, Leyla'yı boğmak için bir bağlama ipi kullandı.

binder
fastening
linkup
poet. garden; orchard
knot

I showed Tom how to tie some knots. - Bazı düğümleri nasıl bağlayacağımı Tom'a gösterdim.

Check all the loose knots and fasten them tight. - Tüm gevşek düğümleri kontrol edin ve onları sıkı bağlayın.

copula
alliance
fastener

Push buttons are a practical fastener for children's clothes. - İtmeli düğmeler, çocuk kıyafetleri için pratik bir bağlayıcıdır.

{i} relationship
as
so
{i} noose
chain

A chain is made up of many links. - Bir zincir birçok bağlantıdan oluşur.

The boat is attached to the anchor by a chain. - Tekne bir zincirle çapaya bağlıdır.

though

Have you ever thought about donating your organs after you die? - Öldükten sonra hiç organlarınızı bağışlamayı düşündünüz mü?

Even though we were supposed to meet at 10, I've had no contact with them. I wonder if they've had an accident. - Saat onda buluşmamız gerekiyorken, onlarla bağlantı kuramadım. Onların kaza geçirip geçirmediğini merak ediyorum.

(Askeri) ammunition clip
(İnşaat) anchorage
(Bilgisayar,Teknik) connector
contact

He comes into contact with all kinds of people. - Her türlü insanla bağlantı kurar.

She wasn't able to contact him by phone. - O, telefonla onunla bağlantı kuramadı.

(Bilgisayar) hyperlink
interconnect

Tatoeba is really multilingual. All the languages are interconnected. - Tatoeba gerçekten çok dilli. Bütün diller birbirine bağlıdır.

Everything is interconnected. - Her şey birbirine bağlıdır.

couple
(Biyoloji) isthmus
restraint
like

You were shouting at her and I don't like that. - Sen ona bağırıyordun ve ben bundan hoşlanmıyorum.

What did the experimental set-up look like? What was connected to what and how? - Deneysel kurulum neye benziyordu? Ne neye ve nasıl bağlıydı?

yoke
{f} binding

It's not legally binding. - O yasal olarak bağlayıcı değil.

A tenancy agreement is a legally binding document between a landlord and their tenant. - Bir kira sözleşmesi, ev sahibi ve kiracıları arasında yasal olarak bağlayıcı bir belgedir.

{i} relation

Health is the greatest gift; satisfaction the greatest wealth; fidelity the greatest relation. - En büyük nimet sağlık, en büyük zenginlik kanaat, en büyük bağ da vefadır.

trabecula
whence
whereas
whether

Your success depends on whether you pass the STEP examination or not. - Sizin başarınız STEP sınavını geçip geçmemenize bağlıdır.

Whether you will succeed or not depends on your efforts. - Başarılı olup olmayacağın çabalarına bağlıdır.

coupling
{i} bonding
syndesmo
hitch

He hitched the caravan to his car. - O, karavanı arabasına bağladı.

Mary tied the horses to the hitching post. - Mary atları bağlama direğine bağladı.

than

Thank you for the donation. - Bağış için teşekkürler.

On Children's Day, more than 50 bicycles were donated. - Çocuklar Günü'nde 50'den fazla bisiklet bağışlandı.

while

Fasten your seat belt while driving. - Araba sürerken emniyet kemerini bağla.

For a while, I was really addicted to cola and drank it every day. - Bir süredir kola bağımlısı oldum ve onu her gün içtim.

lest
beginnings
{i} truss
bridle
fasten

She advised him to fasten his seat belt. - O ona emniyet kemerini bağlamasını tavsiye etti.

Fasten your seat belt. - Emniyet kemerini bağla.

till
neither
bağ kurmak
correlate
bağ ban
strip bond
bağ evi
bond house
bağ makası
Garden(er's) scissors
bağ çiçekleri
vineyard flowers
bağ açısı
bond angle
bağ bahçe
vineyards and orchards
bağ bozmak
to harvest grapes
bağ bozumcu
vintager
bağ budamak
to prune a vineyard
bağ enerjisi
bond energy
bağ kütüğü
vine stock
bağ kütüğü
vine
bağ pulluğu
vineyard plough
bağ salyangozu
(Tabiat Doğa) (yumuşakçalar, naime) french escargot, snail
bağ sırası
bond order
bağ taşı
bond stone
bağ çubuğu
vine shoot; vine cutting
bağ şiddeti
bond strength
hiper bağ
hyperlink
kimyasal bağ
(Biyoloji,Teknik) chemical bond
otomatik bağ
(Bilgisayar) auto link
polar olmayan bağ
(Tıp) non polar bond
Bakarsan bağ olur bakmazsan dağ
(Atasözü) It is the want of care that makes the field bare
kovalent bağ
Covalent bond
asıcı bağ
suspensory
asıcı bağ
suspensory ligament
atomik bağ
atomic bond
ayakına bağ olmak
to hinder (one)
ayakına bağ vurmak/ını bağlamak
to hinder
destek bağ
(Anatomi) sustentaculum
duygusal bağ
emotional tie
duygusal bağ
emotional bond
elektrostatik bağ
electrostatic bond
esnek yay bağ
(Madencilik) yielding arch
etkin bağ
(Bilgisayar) active hyperlink
hiper bağ içerik mönüsü
hyperlink context menu
hiper bağ mönüsü
hyperlink menu
izlenen bağ
followed hyperlink
kimyasal bağ yapabilen
univalent
kovalent bağ
covalence
kutupsal bağ
polar bond
mantıksal bağ
continuity
moleküler bağ
molecular bond
nokta bağ
dative bond
polar bağ
polar bond
silsile bağ
chain-link
yapıştırıcı bağ
adhesive bond
yığma bağ
close timbering
çift bağ
double bond
üçlü bağ
triple bond
التركية - التركية
(Osmanlı Dönemi) f. Büyük bahçe. Bostan
(Osmanlı Dönemi) Üzüm asmaları bulunan yer
(Osmanlı Dönemi) Üzüm asması
Meyve bahçesi
Bir şeyi başka bir şeye veya birçok şeyi topluca birbirine tutturmak için kullanılan ip, sicim, şerit, tel gibi düğümlenebilir nesne
Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası
üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu, üzüm yetiştirilen toprak parçası
üzüm bahçesi
Bir halat üzerine atılan sağlam, düzgün ve istendiğinde kolayca çözülebilen her türlü düğüm
Bağlam, deste, demet
Kemikleri birbirine bağlamaya, iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti
Nota yazarken yan yana gelen aynı veya farklı değerdeki notaların birbirine bağlanarak çalınacağını belirtmek için yapılan yay biçimindeki işaret. Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası: "Üzümünü ye de bağını sorma."- Atasözü
Bağlam, deste, demet. İlgi, ilişki, rabıta: "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür."- Anayasa
Sargı
İlgi, ilişki, rabıta
Asmalık
bağ bahçe
Bahçe gibi taşınmaz mal
bağ bozumu
Bağda ürünün toplanması
bağ bozumu
Bu işin yapıldığı mevsim, güz, sonbahar
bağ bıçağı
Bağ ve bahçelerde yetişen meyve fidanlarını, bitki ve özellikle üzüm kütüklerini budamaya yarayan kesici alet
bağ doku
Hücre sayısı az, hücre arası maddesi çok ve genel olarak diğer dokuları birbirine bağlayarak destek görevi yapan doku
bağ fiil
Fiillerin zarf olarak kullanılan şekilleri, ulaç, zarf-fiil: gül-e gül-e, koş-arak, otur-up vb
bağ çubuğu
Asma fidesi
hukuki bağ
Vatandaşlık, yurttaşlık gibi kişi veya şeyleri devlete bağlayan bağ
bağ
المفضلات