ayrılmaz

listen to the pronunciation of ayrılmaz
التركية - الإنجليزية
{s} inseparable

Power and money are inseparable. - Güç ve para ayrılmaz.

A surgeon lives with Death, his inseparable companion - I walk hand in hand with him. - Bir cerrah ayrılmaz arkadaşı olan ölümle birlikte yaşar - Ben onunla el ele yürüyorum.

fast
indissoluble
integral

Improvisation is an integral part of jazz. - Doğaçlama cazın ayrılmaz bir parçasıdır.

We view this as an integral part of the scientific research we are doing. - Bunu, yaptığımız bilimsel araştırmanın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz.

inherent
close-knit
{s} inextricable
ayır
break into
birbirinden ayrılmaz
indissociable
Ayır
allocate

Allocate a room for research purposes. - Araştırma amaçları için bir oda ayırın.

ayır
discriminate

Subtle differences in tone discriminate the original from the copy. - Tondaki ince farklar orijinali fotokopiden ayırt eder.

ayır
demarcate
ayır
{f} abstract
ayır
{f} allocated
ayır
{f} parted
ayır
{f} parting
ayır
{f} spare

Do you have much time to spare? - Ayıracak çok zamanın var mı?

Tom has time to spare. - Tom'un ayıracak zamanı vardı.

ayır
disjoin
ayır
{f} separating

Why is politics separating us, when we ourselves know who is good and who isn't? - Kimin iyi olduğunu ve kimin olmadığını biz kendimiz bildiğimizde politika neden bizi ayırıyor?

English is one language separating two nations. - İngilizce iki ulusu ayıran bir dildir.

ayır
{f} separated

Tom is sad, as in German sentences he is often separated from Mary by a comma. - Tom. Almanca cümlelerde Mary'yi sık sık bir virgülle ayırdığı için üzgün.

The policeman separated the two men who were fighting. - Polis kavga eden iki adamı ayırdı.

ayır
{f} discriminating
ayır
{f} detached
ayır
{f} reserve

I'd like to reserve a table for two. - İki kişilik bir masa ayırtmak istiyorum.

I'd like to reserve a seat on this train. - Bu trende yer ayırtmak istiyorum.

ayır
{f} abstracted
ayır
split into

Let's decide what needs to be decided, then let's split into two teams, OK? - Neye karar verilmesi gerektiğine karar verelim, sonra iki takıma ayıralım.

ayır
{f} earmark

They earmarked enough money for research work. - Araştırma çalışması için yeterli para ayırdılar.

ayır
break down into
ayır
segregate
ayır
set apart
ayır
allocate to
ayır
{f} disconnected

Dan disconnected Linda from her respirator. - Dan, Linda'yı solunum cihazından ayırdı.

ayır
sever from
ayır
spaced at
ayır
detach

I didn't detach them. - Ben onları ayırmadım.

ayır
{f} spaced
ayır
{f} isolated
ayır
{f} separate

What separates Guangdong from Guangxi? - Guangdong'u Guangxi'den ne ayırıyor?

It is no use trying to separate the sheep from the goats while in a state of madness. - Çok sinirliyken iyiyle kötüyü ayırmaya çalışmanın bir faydası yoktur.

ayır
differentiate

We must be able to differentiate between objects and situations. - Nesneler ve durumlar arasında ayırım yapabilmeliyiz.

ayır
{f} segregated
ayır
{f} resolving
ayır
{f} disconnecting

I'm not disconnecting their printers. - Onların yazıcılarını ayırmıyorum.

ayır
{f} reserved

The seats were reserved for the party. - Parti için sandalyeler ayırtıldı.

We have reserved a lot of food for emergencies. - Acil durumlar için bir sürü yiyecek ayırdık.

ayır
cut into
ayır
{f} sparing

Would you mind sparing me thirty minutes of the day? - Bana günün otuz dakikasını ayırır mısın?

ayır
sever

I removed her number after severing our friendship. - Dostluğumuzu kestikten sonra onun numarasını ayırdım.

ayır
make disjoint
ayır
disconnect

Disconnect the power cable from the modem, wait for approximately one minute, then reconnect the cable. - Enerji kablosunu modemden ayır, yaklaşık bir dakika bekle, sonra kabloyu tekrar bağla.

I'm not disconnecting their printers. - Onların yazıcılarını ayırmıyorum.

ayır
isolate
ayır
make disconnected
ayır
{f} part

The seats were reserved for the party. - Parti için sandalyeler ayırtıldı.

After ten years as business partners, they decided to part ways. - İş ortakları olarak on yıl sonra, yollarını ayırmaya karar verdiler.

ayır
separate into
Et tırnaktan ayrılmaz
(Atasözü) Blood is thicker than water

Kan bağı herşeyden kuvvetlidir.

ayır
unstuck
ayır
distinguished

These devices are distinguished by particularly high-quality workmanship. - Bu cihazlar özellikle yüksek kaliteli işçilikle ayırt edilir.

These machines are distinguished by particularly high-quality workmanship. - Bu makineler, özellikle yüksek kaliteli işçilik ile ayırt edilir.

ayır
uncouple
ayır
zoning
ayır
unsphere
ayır
allocateto
ayır
sunder
ayır
disjoined
ayır
differentiated
ayır
disarticulate
ayır
splitinto
ayır
(Biyoloji) dissect

We dissected a frog to examine its internal organs. - Bir kurbağayı, iç organlarını incelemek için kesip parçalara ayırdık.

ayır
disengage
ayır
disengaged
ayır
seclude
ayır
separateinto
ayır
secluded
ayır
setapart
ayır
unstick
ayrılmaz
المفضلات