ayrıl

listen to the pronunciation of ayrıl
التركية - الإنجليزية
(Bilgisayar) sign out
(Bilgisayar) detach

Does detachment from the world really prevent suffering? - Dünyadan ayrılma acı çekmeyi gerçekten engelliyor mu?

leave

She will leave the hospital soon. - O yakında hastaneden ayrılacak.

What time does the first train leave? - İlk tren ne zaman ayrılacak?

{f} disengaging
depart

May I know the date of you departure? - Ayrılış tarihinizi öğrenebilir miyim?

Rooms should be left vacant by eleven a.m. on the day of departure. - Odalar, ayrılış gününde saat on bire kadar boş bırakılmalıydı.

diverge

After school, their lives diverged. - Okuldan sonra onların yaşamları ayrıldı.

They walked along the road together until they reached the village, but then their paths diverged. - köye ulaşıncaya dek beraber yuruduler fakat sonra yolları ayrıldı

{f} split up

Tom heard that Mary and John had split up. - Tom, Mary ve John'un ayrıldığını duydu.

Tom split up with Mary. - Tom Mary ile ayrıldı.

{f} splitting

Tom and Mary are splitting up. - Tom ve Mary ayrılıyorlar.

Did you hear about Tom and Mary splitting up? - Tom ve Mary'nin ayrılmaları hakkında bir şey duydun mu?

got off
depart from

The next train for the airport will depart from platform two. - Havaalanı için bir sonraki tren 2. platformdan ayrılacak.

{f} dissent
disengage
break away
{f} leaving

Just as we were leaving the exam room the doctor waved his hand saying, 'bye-bye'. - Muayene odasından tam ayrılırken doktor hoşça kal diyerek elini salladı.

When are you leaving? - Ne zaman ayrılıyorsunuz?

{f} departing
become disjoint
take leave
get off

The captain told us to get off the ship. - Kaptan gemiden ayrılmamızı söyledi.

When do you usually get off work? - Genellikle işten ne zaman ayrılırsın?

{f} leaves

He'll come to see us before he leaves this city. - Bu şehirden ayrılmadan önce, O bizi görmeye gelecek.

Mary never leaves her house without first putting on makeup. - Mary önce makyaj yapmadan asla evden ayrılmaz.

unjoin
departed

She departed very soon. - O çok yakında ayrıldı.

Tom departed last Monday. - Tom geçen pazartesi günü ayrıldı.

ayır
break into
Ayır
allocate

Allocate a room for research purposes. - Araştırma amaçları için bir oda ayırın.

ayır
{f} abstracted
ayır
{f} parting
ayır
{f} spare

Is there any room to spare in your car? - Arabanızda ayıracak yer var mı?

Tom has time to spare. - Tom'un ayıracak zamanı vardı.

ayır
make disconnected
ayır
allocate to
ayır
{f} separating

Why is politics separating us, when we ourselves know who is good and who isn't? - Kimin iyi olduğunu ve kimin olmadığını biz kendimiz bildiğimizde politika neden bizi ayırıyor?

English is one language separating two nations. - İngilizce iki ulusu ayıran bir dildir.

ayır
segregate
ayır
set apart
ayır
break down into
ayır
{f} earmark

They earmarked enough money for research work. - Araştırma çalışması için yeterli para ayırdılar.

ayır
{f} separated

Our teacher separated us into two groups. - Öğretmen bizi iki gruba ayırdı.

Tom separated the items into three piles. - Tom eşyaları üç kümeye ayırdı.

ayır
{f} discriminating
ayır
{f} detached
ayır
{f} disconnected

Dan disconnected Linda from her respirator. - Dan, Linda'yı solunum cihazından ayırdı.

ayır
split into

Let's decide what needs to be decided, then let's split into two teams, OK? - Neye karar verilmesi gerektiğine karar verelim, sonra iki takıma ayıralım.

ayır
{f} parted
ayır
disjoin
ayır
{f} allocated
ayır
{f} abstract
ayır
make disjoint
ayır
{f} resolving
ayır
{f} segregated
ayır
differentiate

We must be able to differentiate between objects and situations. - Nesneler ve durumlar arasında ayırım yapabilmeliyiz.

ayır
{f} separate

You can't separate language from culture. - Dili kültürden ayıramazsınız.

What separates Guangdong from Guangxi? - Guangdong'u Guangxi'den ne ayırıyor?

ayır
{f} disconnecting

I'm not disconnecting their printers. - Onların yazıcılarını ayırmıyorum.

ayır
{f} part

These devices are distinguished by particularly high-quality workmanship. - Bu cihazlar özellikle yüksek kaliteli işçilikle ayırt edilir.

I will love you for better for worse till death us do part. - Ölüm bizi ayırana kadar iyi ve kötü günde seni seveceğim.

ayır
detach

I didn't detach them. - Ben onları ayırmadım.

ayır
spaced at
ayır
{f} isolated
ayır
{f} reserved

We ought to have phoned ahead and reserved a table. - Telefon edip bir masa ayırtmalıydık.

The seats were reserved for the party. - Parti için sandalyeler ayırtıldı.

ayır
cut into
ayır
{f} sparing

Would you mind sparing me thirty minutes of the day? - Bana günün otuz dakikasını ayırır mısın?

ayır
sever

I removed her number after severing our friendship. - Dostluğumuzu kestikten sonra onun numarasını ayırdım.

ayır
disconnect

Dan disconnected Linda from her respirator. - Dan, Linda'yı solunum cihazından ayırdı.

I'm not disconnecting their printers. - Onların yazıcılarını ayırmıyorum.

ayır
isolate
ayır
separate into
ayır
{f} spaced
ayır
{f} reserve

It's faster to reserve a taxi. - Bir taksi ayırtmak daha hızlıdır.

I'd like to reserve a seat on this train. - Bu trende yer ayırtmak istiyorum.

ayır
sever from
ayır
demarcate
ayır
discriminate

Subtle differences in tone discriminate the original from the copy. - Tondaki ince farklar orijinali fotokopiden ayırt eder.

ayır
uncouple
ayır
distinguished

These machines are distinguished by particularly high-quality workmanship. - Bu makineler, özellikle yüksek kaliteli işçilik ile ayırt edilir.

The original and the copy are easily distinguished. - Orijinal ve kopya kolayca ayırt edilirler.

ayır
seclude
ayır
unstuck
ayır
allocateto
ayır
sunder
ayır
unstick
ayır
differentiated
ayır
disengage
ayır
disengaged
ayır
secluded
ayır
zoning
ayır
unsphere
ayır
setapart
ayır
separateinto
ayır
(Biyoloji) dissect

We dissected a frog to examine its internal organs. - Bir kurbağayı, iç organlarını incelemek için kesip parçalara ayırdık.

ayır
splitinto
ayır
disarticulate
ayır
disjoined
dakika boş kalırsa ayrıl
(Bilgisayar) minutes of inactivity
ayrıl
المفضلات