aydın

listen to the pronunciation of aydın
التركية - الإنجليزية
read

It's not light enough in here to read. - Burası okumak için yeterince aydınlık değil.

intellectual

Wise men talk about ideas, intellectuals about facts, and the ordinary man talks about what he eats. - Olgun insanlar fikirler hakkında konuşur, aydınlar gerçekler hakkında, ve sıradan insanlar da ne yedikleri hakkında konuşurlar.

An intellectual is a person who has discovered something more interesting than sex. - Bir aydın, seksten daha ilginç bir şey keşfetmiş bir kişidir.

(isim) Well lighted; intellectual
well-read
lettered
informed
bright, sunlit, clear; intellectual, enlightened; intellectual, highbrow
cultured
(in expressions) joyous, happy
clear, lucid (speech, writing)
intellectual, enlightened person
well informed
educated
enlightened

That's a very enlightened attitude. - O, çok aydınlanmış bir tutum.

Her face was enlightened by happiness. - Yüzü mutluluktan aydınlandı.

luminary
literate
highbrow
clear

It seems to be clearing up. - Aydınlanıyor gibi görünüyor.

It looks like it'll clear up. - Hava aydınlanacak gibi görünüyor.

bright

My office is significantly brighter than yours. - Benim bürom seninkinden önemli ölçüde daha aydınlıktır.

The candles made the room bright. - Mumlar odayı aydınlatıyor.

sunlit
{i} egghead
well read
educate
long haired
enlighten

Joseph Goebbels was the Nazi minister of Public Enlightenment and Propaganda. - Joseph Goebbels Kamu Aydınlatma ve Propaganda Nazi bakanıydı.

Her face was enlightened by happiness. - Yüzü mutluluktan aydınlandı.

lucent
aydın kadın
bluestocking
aydın karşıtlığı
anti-intellectualism
aydın kesim
intelligentsia
aydın kimse
intellectual
Gözün aydın
Congratulations!
aydınlar
intelligentsia
aydınlar
{i} literati
aydınlar
scholarly people
aydınlar
educated people
aydınlar
intellectuals
gözün/ünüz aydın! I'm happy
for you!/Congratulations! (said to one whose long-awaited wish has come true)
التركية - التركية
Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli (kimse), münevver
Kolayca anlaşılacak kadar açık, vazıh (söz veya yazı)
Mehtap
Işık alan, ışıklı, aydınlık
Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli (kimse), münevver: "Akşam gazetesi, yurt aydınlarıyla konuşarak bizde niçin yazar yetişmediğinin sebeplerini araştırdı."- O. V. Kanık
münevver
tralles
AYDIN
(Osmanlı Dönemi) Açık, âşikâr, açıkça görünen
AYDIN
(Osmanlı Dönemi) Aydınlık
AYDIN
(Osmanlı Dönemi) Mübârek, mesut. Bilgili, okumuş, görgülü.Bugün bazı çevrelerde batı ilim ve felsefesini tahsil edip benimseyenlere de "aydın" denilmektedir. Aklı gözüne inmiş, yani herşeyi maddi ölçülerle yorumlamaya alışmış, kalbi maddeci felsefe ile kararmış insana aydın demek yanlıştır. Böylelerine "zulmetli münevver" yani kalbi ve aklı kararmış okumuşlar demek daha doğru olur
aydın
المفضلات