acınacak

listen to the pronunciation of acınacak
التركية - الإنجليزية
pitiful
piteous
deplorable

They live in deplorable conditions. - Acınacak koşullarda yaşıyorlar.

regrettable
pitiful, sad, deplorable, miserable
rueful
lamentable
pitiable

Out of all the attributes of the gods, the one I find most pitiable is their inability to commit suicide. - Tanrıların tüm niteliklerinden acınacak bulduğum, onların intihar etme yeteneksizlikleridir.

woeful
pitiable, deplorable; miserable
{s} pathetic

My children make pathetically sincere efforts to get up early. - Çocuklarım erken kalkmak için acınacak halde samimi çabalar gösterirler.

My French is pathetic. - Fransızcam acınacak hâlde.

sorry
sad
acı
{s} bitter

She shed bitter tears. - O acı gözyaşları döktü.

This seasoning has a bitter taste. - Bu baharatın acı bir tadı var.

acı
{s} hot

Tom put too much hot sauce on his pizza. - Tom pizzasına çok fazla acı sos koydu.

Never rub your eyes after cutting a hot pepper. - Bir acı biber kestikten sonra asla gözlerini ovma.

acı
{i} pain

His face is distorted by pain. - Onun yüzü acıdan şekil değiştirmişti.

Do you feel any pain in your stomach? - Karnında herhangi bir acı hissediyor musun?

acı
{i} ache

He used to suffer from stomach aches. - O, mide ağrılarından dolayı acı çekerdi.

acınacak halde
miserable
acınacak halde
pitiable
acınacak halde
sorry
acınacak durumda
deplorable, miserable
acınacak halde
wretched
acınacak halde
piteous
acınacak halde
deplorable
acınacak halde
pitiful
acınacak halde olan
snivelling [Brit.]
acınacak halde olan
sniveling
acınacak haldeki şövalye
the knight of the rueful countenance
acınacak şey
pity
acı
{i} hurt

The soap hurt my eyes. - Sabun gözlerimi acıttı.

One of my teeth hurts. - Benim dişlerimden biri acıyor.

acı
sting

A bee sting can be very painful. - Arı sokması çok acı verici olabilir.

Whose sting is more painful: a bee's or a wasp's? - Hangisinin sokması daha acılıdır: Bir arının mı yoksa bir yaban arısının mı?

acı
distress

That is a distressing story. - Bu acıklı bir hikaye.

acı
{s} sad

The movie was so sad that everybody cried. - Film öyle acıklı idi ki herkes ağladı.

The old man started to laugh sadly. - Yaşlı adam acı bir şekilde gülmeye başladı.

acı
acrimonious
acı
sorrow

The happiness and sorrow of others is happiness and sorrow of our own. - Başkalarının acı ve mutluluğu, bizim kendi acı ve mutluluğumuzdur.

All sorrows should be tolerable, even if they are great. - Büyük olsalar bile, bütün acılar dayanılabilir olmalı.

acı
incisive
acı
peppery
acı
severe

He used to suffer from severe nasal congestion. - O şiddetli burun tıkanıklığından dolayı acı çekti.

Tom was in severe pain. - Tom şiddetli acı içindeydi.

acı
{s} harsh

I think Tom is harsh. - Tom'un acımasız olduğunu düşünüyorum.

Fadil wanted to save the delicate Layla from a harsh world. - Fadıl, zarif Leyla'yı acımasız bir dünyadan kurtarmak istedi.

acı
{i} worry

Don't worry, cutting your hair doesn't hurt. - Merak etmeyin, saçınızı kesmek acı vermez.

acı
sorry

Tom said he felt sorry for Mary. - Tom Mary'ye acıdığını söyledi.

I'm very sorry for the pain I caused. - Neden olduğum acı için çok üzgünüm.

acı
suffering

To some life is pleasure, to others suffering. - Bazılarına göre hayat zevktir, diğerlerine göre acı çekmektir.

My wife is suffering from pneumonia. - Eşim zatürreden dolayı acı çekiyor.

acı
grief

Everybody deals with grief differently. - Herkes acıyla farklı şekilde baş eder.

You cannot put time limits on grief. - Acılar ha demeyle dinmez.

acı
{s} lamentable
acı
sardonic
acı
{s} acrid
acı
sorrowful
acı
inflict

A sadist likes inflicting pain; a masochist, receiving it. - Bir sadist acı vermekten; bir mazoşist onu almaktan hoşlanır.

acı
bitting
acı
mercy

You just have to have mercy on my poor wife. - Sadece zavallı karıma acımalısın.

There is no mercy here, Pinocchio. I have spared you. Harlequin must burn in your place. I am hungry and my dinner must be cooked. - Burada merhamet yok, Pinokyo. Senin canını bağışlıyorum. Harlequin senin yerine yanmalı. Ben acıktım ve akşam yemeğim pişirilmeli.

acı
cruel

It was an extremely cruel war. - Bu son derece acımasız bir savaştı.

He was very hurt by her cruel words. - Onun acımasız sözleriyle çok yaralandı.

acı
gripes
acı
tart
acı
agony

My shoes hurt. I'm in agony. - Ayakkabım zarar gördü. Acı içindeyim.

The soldier lay in agony on the bed. - Asker yatakta acı içinde uzanıyordu.

acı
bite

The tetanus shot hurt more than the dog bite. - Tetanoz aşısı köpek ısırmasından daha çok acıttı.

When I bite down, this tooth hurts. - Ben ısırdığımda, bu diş acıyor.

acı
severest
acı
severly
acı
sharp

She felt a sharp pain in the chest. - Göğsünde keskin bir acı hissetti.

He felt a sharp pain. - O, keskin bir acı hissetti.

acı
rank
acı
brackish
acı
heartache
acı
feel for

I really feel for you. - Gerçekten sana acıyorum.

acı
piercing
acı
gnawing
acı
agitation
acı
poignant
acı
commiserate with
acı
anguish

Sami's family waited in anguish. - Sami'nin ailesi acı içinde bekliyordu.

He hid his anguish with a smile. - O bir tebessümle acısını sakladı.

acı
acid
acı
astringent
acı
trenchant
acı
poignancy
acı
heartbreak
acı
cutting

Don't worry, cutting your hair doesn't hurt. - Merak etmeyin, saçınızı kesmek acı vermez.

Never rub your eyes after cutting a hot pepper. - Bir acı biber kestikten sonra asla gözlerini ovma.

acı
nippy
acı
deplore
Acı
bittering
acı
very warm; bitter
acı
the sting
acı
a pain
acı
grievous
acı
suffer of
acı
pang

Tom felt the pangs of hunger. - Tom açlığın acısını hissetti.

acı
{s} splitting
acı
grief, sorrow (at someone's death): Allah bu acıyı unutturmasın! May God spare you more grief!
acı
acerb
acı
pain, ache
acı
affliction
acı
mental pain, anguish, suffering, sorrow
acı
shrill
acı
bitterness, sharpness
acı
(biber) hot; (kahve, bira vb.) bitter; (yağ) rancid; (koku/tat) acrid, sharp, biting, pungent; (söz) hurtful, cutting, tart, harsh, caustic, pungent, biting; (bağırış) sharp, shrill, piercing;(üzücü) grievous, poignant, tragic, pitiful; pain, ache, pang
acı
tragic

It was a tragic accident. - Bu acıklı bir kazaydı.

acı
smart
acı
{s} vitriolic
acı
biting; painful
acı
nipping
acı
{s} biting
acı
wry
acı
{s} keen
acı
vitriol
acı
{s} pungent
acı
{i} misery

Tom shot the injured horse to put it out of its misery. - Tom acısına son vermek için yaralı atı vurdu.

Her misery was only for show. - Onun acısı yalnızca gösteriş içindi.

acı
twinge
acı
scathing

The army were scathingly beaten. - Ordu acımasızca yenildi.

acı
{s} painful

She was painfully thin. - O, acı verecek şekilde zayıftı.

He was painfully thin. - O, acı verecek şekilde zayıftı.

acı
pain; ache
الإنجليزية - الإنجليزية

تعريف acınacak في الإنجليزية الإنجليزية القاموس.

ACI
adjacent channel interference
التركية - التركية
Üzüntü duyulacak, merhamet edilecek
acı
Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı
Acı
ıstırap
Acı
(Osmanlı Dönemi) MÜRR
Acı
çorak
Acı
BiBERLi
acı
Dışarıdan gelen bir etki ile dış organlarda birdenbire oluşan ve o etkilerin kalkması ile duyulan rahatsızlık, ıstırap
acı
Keskin, hoşa gitmeyen, şiddetli
acı
Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, korkunç
acı
Ağrı, sancı
acı
Tadı bu nitelikte olan
acı
Tat alma organında bazı maddelerin bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı
acı
Dışarıdan gelen bir etki ile dış organlarda birdenbire oluşan ve o etkilerin kalkması ile duyulan rahatsızlık, ıstırap: "Omuzlarına kadar vücudun derisini haşlayan bayıltıcı yanma acısı ve dehşeti çok sürmedi."- P. Safa
acı
Keskin, hoşa gitmeyen, şiddetli: "Acı poyraz kuvvetle esiyordu."- O. Kemal
acı
Tadı bu nitelikte olan: "Acı kahvesini yudumluyordu."- T. Buğra
acı
Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, korkunç: "Acı söz insanı dininden çıkarır."- Atasözü. Ölüm, yangın, deprem gibi olayların yarattığı üzüntü, keder, elem: "İnsan, ölümün acısını en çok günün iki uzak saatinde hissetmektedir."- Y. Z. Ortaç
acı
Ölüm, yangın, deprem gibi olayların yarattığı üzüntü, keder, elem
acı
Koyu (renk): "Sıcak iklimlerde bu mevsim, tek renktedir, sadece acı yeşildir."- R. H. Karay
acı
Bir etki sonucu vücutta duyulan ağrı, sancı: "Belli bir yerinde kırık çıkık acısı yoktu."- M. Yesarî
acı
Koyu (renk)
الإنجليزية - التركية

تعريف acınacak في الإنجليزية التركية القاموس.

ACI
(Askeri) çağrı engeli tahsisi (assign call inhibit)
acınacak
المفضلات