acımasız

listen to the pronunciation of acımasız
التركية - الإنجليزية
pitiless
relentless
cruel

It was an extremely cruel war. - Bu son derece acımasız bir savaştı.

I never thought he was capable of doing something so cruel. - Onun o kadar acımasız bir şey yapma yeteneğine sahip olduğunu hiç düşünmemiştim.

merciless

He crushed the insect mercilessly. - O böceği acımasızca ezdi.

Death is a mysterious, merciless lady. - Ölüm gizemli, acımasız bir bayandır.

brutal

Tom received a brutal beating from his father. - Tom babasından acımasız bir dayak yedi.

Dan was brutally beaten by the police. - Dan polis tarafından acımasızca dövüldü.

outrageous
ruthless

He's greedy and ruthless. - O, açgözlü ve acımasız.

Among the manufacturers of so-called consumer electronics, there exists ruthless cut-throat competition. - Tüketici elektroniği denen üreticiler arasında acımasız bir rekabet vardır.

atrocious
fiendish
slashing
without remorse
inexorable
ferocious
hard hearted
despot
cutthroat
inclement
grim

The outlook for planning the defense is grim. - Savunmayı planlamak için görünüm acımasızdır.

inhumane
coldhearted
implacable
flinty
tyrannic

Tyrannical governments frequently put their political opponents in prison. - Acımasız hükümetler sık ​​sık siyasi muhaliflerini cezaevine sokarlar.

harsh

Fadil wanted to save the delicate Layla from a harsh world. - Fadıl, zarif Leyla'yı acımasız bir dünyadan kurtarmak istedi.

I think Tom is harsh. - Tom'un acımasız olduğunu düşünüyorum.

merciless, pitiless, ruthless, savage, unmerciful, heartless, brutal, unrelenting, atrocious, remorseless, relentless, cruel, bestial, barbarous, cold-blooded
dead
mercilessly

They tease me mercilessly. - Benimle acımasızca alay ediyorlar.

He crushed the insect mercilessly. - O böceği acımasızca ezdi.

mean

I'm pretty sure that that mean teacher will give us a hard test today. - O acımasız öğretmenin bugün bize zor bir test vereceğinden oldukça eminim.

hard

Fate taught me a hard lesson. - Kader bana acımasız bir ders verdi.

I'm pretty sure that that mean teacher will give us a hard test today. - O acımasız öğretmenin bugün bize zor bir test vereceğinden oldukça eminim.

savage

The young man who has not wept is a savage, and the old man who will not laugh is a fool. - Ağlamamış genç bir adam acımasızdır ve gülmeyecek yaşlı bir adam bir aptaldır.

fierce

Tom is a fierce competitor. - Tom acımasız bir rakip.

unsparing
unfeeling
bestial
punitive
diabolical
cold-blooded
barbaric
hard-hearted
rough
heartless
satanic
stony
repressive
confiscatory
remorseless
uncharitable
inhuman
unpitying
barbarous
hardhearted
{s} tyrannous
{s} truculent
{s} unmerciful
{s} unrelenting

Tom is unrelenting, isn't he? - Tom acımasız, değil mi?

{s} unpitied
{s} tyrannical

Tyrannical governments frequently put their political opponents in prison. - Acımasız hükümetler sık ​​sık siyasi muhaliflerini cezaevine sokarlar.

{s} stern
draconian
acımasız eleştiri
onslaught
acımasız kadın
Harpy
cesur ve acımasız asker
Ironsides
التركية - التركية
Acımaz, katı yürekli, merhametsiz
Acıma duygusu olmayan, katı yürekli, merhametsiz: "Bomboş, acımasız bakan gözler, sert ince dudaklı ağız..."- N. Cumalı
DiNSiZ
acımasız
المفضلات