şiddetle

listen to the pronunciation of şiddetle
التركية - الإنجليزية
keenly

The lack of a public sphere in Europe is being felt more and more keenly. - Avrupa'da kamusal alanın yokluğu artan bir şiddetle hissediliyor.

The lack of a public sphere in Europe is being felt increasingly keenly. - Avrupa'da bir kamusal alan eksikliği giderek şiddetle hissedilmektedir.

heavily

We were late for school because it rained heavily. - Şiddetle yağmur yağdığı için okula geç kaldık.

The game would not have been called off if it hadn't rained so heavily. - Eğer çok şiddetle yağmur yağmasaydı oyun iptal edilmezdi.

forcibly
sorely

Tom will be sorely missed. - Tom şiddetle özlemiş olacak.

severely

She must be severely punished. - Şiddetle cezalandırılmalıdır.

I got scolded severely by that teacher. - O öğretmen tarafından şiddetle azarlandım.

1. vehemently; passionately, with great feeling. 2. violently, severely
violently; a lot, badly, urgently
faithfully
violently

Tom coughed violently. - Tom şiddetle öksürdü.

Tom violently kicked the garbage can. - Tom şiddetle çöp kutusunu tekmeledi.

strongly

I strongly urge you to follow my advice. - Tavsiyemi dinlemenizi şiddetle ısrar ediyorum.

I recommend it strongly. - Bunu şiddetle tavsiye ediyorum.

lustily
sore

Tom will be sorely missed. - Tom şiddetle özlemiş olacak.

(Hukuk) drastically

This technology will drastically lower the cost of solar energy. - Bu teknoloji güneş enerjisinin maliyetini şiddetle düşürecektir.

The cost of living has increased drastically. - Yaşamanın maliyeti şiddetle artmıştır.

heavy
strenuously

Tom said he would strenuously defend the charges. - Tom suçlamaları şiddetle savunacağını söyledi.

strong

I strongly urge you to follow my advice. - Tavsiyemi dinlemenizi şiddetle ısrar ediyorum.

I strongly suggest you visit Kyoto. - Kyoto'yu ziyaret etmeni şiddetle öneriyorum.

sharp
hot
amain
roundly
vehemently

Tom vehemently denied the accusations. - Tom suçlamaları şiddetle reddetti.

She is vehemently opposed to political correctness. - O şiddetle politik doğruluğa karşı çıkıyor.

hard
a lot
badly

We will miss you badly. - Seni şiddetle özleyeceğiz.

How badly do you want it? - Bunu ne kadar şiddetle istiyorsun?

strictly
urgently
acutely
with vigor
intensely

He became forgetful, which annoyed him intensely. - O unutkan oldu, bu onu şiddetle sinirlendirdi.

fiercely

They're fighting fiercely now but I assure you they'll bury the hatchet before long. - Onlar şimdi şiddetle mücadele ediyorlar fakat çok uzun zaman geçmeden önce savaş baltasını gömeceklerine sizi temin ederim.

Sami's house was burning very fiercely. - Sami'nin evi şiddetle yanıyordu.

exquisite
vicious

Sami viciously raped Layla. - Sami, Leyla'ya şiddetle tecavüz etti.

The waves were tossing me viciously to and fro as I struggled to hold my breath. - Ben nefesimi tutmaya çabalarken dalgalar beni şiddetle ileri geri fırlatıyordu.

forceful
lusty
acute
şiddet
violence

He believed that blacks could win their fight for equal rights without violence. - O, siyahların şiddet olmaksızın eşit haklar için mücadelelerini kazanabileceklerine inanıyordu.

Television shows violence, which influences, above all, younger people. - Televizyon şiddet gösteriyor, her şeyden önce daha genç insanları etkiler.

şiddet
severity

His running away from home is due to his father's severity. - Onun evden kaçması babasının şiddetinden dolayıdır.

şiddetle eleştirmek
excoriate
şiddetle eleştirmek
badmouth
şiddetle eleştirmek
reprehend
şiddetle eleştirmek
rap
şiddetle eleştirmek
slate
şiddetle itiraz etmek
kick up a stink
şiddetle itiraz etmek
raise a stink
şiddetle karşı çıkan
damning
şiddetle karşılık verme
a warm reception
şiddetle uyarma
pi jaw
şiddetle vurma
crack
şiddetle önermek
highly recommend
şiddet
{i} intensity

We were shocked by the intensity of our mother's anger. - Annemizin öfkesinin şiddetiyle şok olduk.

şiddet
{i} force
şiddet
asperity
şiddet
volume
şiddet
(Kanun) virtue
şiddet
rage

The storm raged fiercely all that night. - Fırtına bütün o gece şiddetle esmişti.

The fire raged and consumed the whole village. - Yangın şiddetlendi ve bütün köyü yaktı.

şiddet
turbulence

A baby was flung out of its mother's arms when a plane hit severe turbulence while commencing its descent prior to landing. - Bir bebek iniş öncesinde inişe başlarken bir uçak şiddetli türbülansa çarptığında bir bebek annesinin kollarına atıldı.

şiddet
heavy

A typhoon hit Tokyo on Wednesday with strong winds and heavy rains stopping public transportation. - Bir tayfun kuvvetli rüzgarlarla ve toplu taşıma araçlarını durduran şiddetli yağmurlarla çarşamba günü Tokyo'yu vurdu.

The heavy rains caused the river to flood. - Şiddetşi yağmurlar nehrin taşmasına neden oldu.

şiddet
heaviness
şiddet
vehemence
şiddet
roughness
şiddet
severeness
şiddet
vehemency
şiddet
intension
şiddet
fury
şiddet
fervency
şiddet
impetus
şiddet
strength
şiddet
bitterness
Şiddet
amplitude

Fizik te ki manası.

şiddet
violent resistance
şiddet
rigour [Brit.]
şiddet
forceful
şiddet
acuteness
şiddet
intenseness
şiddet
intensity; severity; violence; vehemence
şiddet
impetuosity
şiddet
harshness
şiddet
edge
şiddet
harshness, stringency, rigorousness
şiddet
stringency
şiddet
sharpness
şiddet
{i} sting
şiddet
forcefulness
şiddet
{i} keenness
şiddet
{i} rigour
şiddet
rigor

The argument is rigorous and coherent but ultimately unconvincing. - Tartışma şiddetli ve ahenkli ama sonuçta inandırıcı değil.

şiddet
{i} virulence
şiddet
{i} smartness
şiddet
lustiness
şiddet
violence; rage; vehemence; intensity; severity; fierceness; rigour, rigor; turbulence; brute force; force, strength
şiddet
rough stuff
şiddet
{i} fierceness
şiddet
vehement

They are vehemently opposed to political correctness. - Onlar şiddetle politik doğruluğa karşı çıkıyorlar.

Tom vehemently denied the accusations. - Tom suçlamaları şiddetle reddetti.

şiddet
fieceness
şiddet
lusty
şiddet
flame
şiddet
bovver
şiddet
smart
şiddet
{i} tempest
التركية - التركية
Güçlü bir biçimde
şiddet
Hız. Duygu veya davranışta aşırılık: "Sesinin tonunda siteminin şiddetini azaltan bir yumuşama vardı
şiddet
Bir hareketin, bir gücün derecesi, yeğinlik, sertlik
şiddet
"- Nı. Karşıt görüşte olanlara, inandırma veya uzlaştırma yerine kaba kuvvet kullanma
şiddet
(Osmanlı Dönemi) DUGTA
şiddet
(Osmanlı Dönemi) AMASE
şiddet
(Osmanlı Dönemi) ŞESASA
şiddet
(Osmanlı Dönemi) HER'
şiddet
(Osmanlı Dönemi) ARZA
şiddet
(Osmanlı Dönemi) LEHK
şiddet
(Osmanlı Dönemi) UDLET
şiddet
(Osmanlı Dönemi) ASÂR
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) GAMRE
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) LE'VA
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) ARARE
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) ZALF
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) GAMR
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) DAFEF
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) LAHS
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) KASA
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) UFFARE
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) TALL
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) ÂVÂ'
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) KELB
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) LEZEN
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) CAYİHA
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) FEVERÂN
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) DALAA
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) ASKERE
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) HAFEF
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) EZME
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) ŞÜSUB
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) ŞEZF
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) AZÂZE
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) ŞİBDİ'
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) SANABİR
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) NAYİBE
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) SEKRE
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) ÂSÛR
Şiddet
(Osmanlı Dönemi) KUHME
ŞİDDET
(Osmanlı Dönemi) Sıkılık
ŞİDDET
(Osmanlı Dönemi) Sertlik, katılık
ŞİDDET
(Osmanlı Dönemi) Ziyadelik
ŞİDDET
(Osmanlı Dönemi) Tecvidde: Harf sükun ile ve nefesin hepsi habs olarak sakin bir halde okunduğu zaman savtın asla akmamasına denir. Şiddet iki kısma ayrılır: Şedide-i mechure : Elif, bâ, cim, dal, tı harfleri.şedide-i mehmuse : Kaf ve tâ harfleri
şiddet
(Osmanlı Dönemi) HUMEYYA
şiddet
Aşırılık
şiddet
(Osmanlı Dönemi) HUMVE
şiddet
Hız
şiddet
(Osmanlı Dönemi) MERASET
şiddet
(Osmanlı Dönemi) ITAK
şiddet
(Osmanlı Dönemi) HÜLBE
şiddet
(Osmanlı Dönemi) TÎŞ
şiddet
Karşıt görüşte olanlara, inandırma veya uzlaştırma yerine kaba kuvvet kullanma
şiddetle
المفضلات