ölme

listen to the pronunciation of ölme
التركية - الإنجليزية
death

Tom isn't going to starve to death. - Tom açlıktan ölmeyecek.

If I had to surrender, I'd rather choose death. - Teslim olmak zorundaysam, ölmeyi tercih ederim.

dying

The chances of dying from falling airplane parts are 30 times greater than the chances of being killed by a shark. - Düşen uçak parçalarından ölme olasılığı bir köpek balığı tarafından öldürülme olasılığından 30 kez daha büyüktür.

I had a premonition of Tom dying. - Tom'un ölmesiyle ilgili bir önsezim vardı.

parting
grave
don't die

Stay with me, Layla. Please don't die. - Benimle kal Leyla. Lütfen ölme.

I hope you don't die. - Ölmeyeceğini umuyorum.

decease
passing
ölmek
{f} die

The soldier was not in the least afraid to die. - Asker zerre kadar ölmekten korkmuyordu.

Be born, get married, and die; always bring money. - Doğmak, evlenmek ve ölmek, her zaman para getirir.

ölmek
decease
ölmek
perish
ölmek
pass out

Let's get some food. You look like you're about to pass out. - Biraz yiyecek alalım. Sen ölmek üzereymiş gibi görünüyorsun.

ölmek
pass on
ölmek
conk
ölmek
croak
öl
{f} deceased

He got down on his knees and prayed for the souls of the deceased. - Dizlerinin üzerine çöktü ve ölenlerin ruhları için dua etti.

A monument has been erected to the memory of the deceased. - Ölen kişinin anısına bir anıt dikildi.

ölmek
exit
ölmek
kick the bucket
ölmek
depart
ölmek
pass away
ölmek
end

I don't want to end up dead. - Sonunda ölmek istemiyorum.

ölmek
cut up
ölmek
cash in
ölmek
choke
ölmek
{f} go
ölmek
(deyim) pay the debt of nature
ölmek
(deyim) pass in one's chips
ölmek
(Konuşma Dili) go for a burton
ölmek
kick off
ölmek
finish
ölmek
hand in one's chips
ölmek
rest
ölmek
go out of existence
ölmek
shuffle off his mortal cot
ölmek
breathe one's last
ölmek
(deyim) cash in one's chips
ölmek
(Dilbilim) be no more
ölmek
go to one's glory
ölmek
(deyim) drop dead
ölmek
(deyim) be food for worms
ölmek
(Dilbilim) pop off to
ölmek
dying

I'm not scared of dying. - Ölmekten korkmuyorum.

Tom is afraid of dying. - Tom ölmekten korkuyor.

ölmek
(Konuşma Dili) go to one's last home
ölmek
(deyim) shuffle off this mortal coil
ölmek
west
ölmek
pass

When I die, I want to die like my grandfather who died peacefully in his sleep. Not screaming like all the passengers in his car. - Ölürsem, yatağında huzur içinde ölen büyük babam gibi ölmek isterim. Arabasındaki tüm yolcular gibi çığlık atarak değil.

Let's get some food. You look like you're about to pass out. - Biraz yiyecek alalım. Sen ölmek üzereymiş gibi görünüyorsun.

ölmek
(Argo) go to kingdom come
ölmek
gasp one's life out
ölmek
pay one's debt to nature
ölmek
toe
ölmek
warble
ölmek
(Konuşma Dili) push up the daisies
ölmek
go belly up
ölmek
(deyim) be gathered to one's fathers
ölmek
bite the dust
ölmek
expirer
ölmek
gather
ölmek
fall
ölmek
(Dilbilim) pass over
ölmek
fail
ölmek
hand in one's checks
ölmek
(deyim) buy the farm
ölmek
go the way of all flesh
öl
pass away

We won't let you pass away. - Ölmene izin vermeyeceğiz.

The patient may pass away at any moment. - Hasta herhangi bir anda ölebilir.

öl
{f} dying

There were cars burning, people dying, and nobody could help them. - Yanan arabalar, ölen insanlar vardı ve kimse onlara yardımcı olamadı.

Thousands of soldiers and civilians were dying. - Binlerce asker ve sivil ölüyorlardı.

öl
perish

If a mouse only has one hole, it will soon perish. - Bir farenin sadece tek bir deliği varsa, kısa sürede ölür.

My whole family perished in the fire. - Benim bütün ailem yangında öldü.

öl
{f} die

Marilyn Monroe died 33 years ago. - Marilyn Monroe, 33 yıl önce öldü.

Ivy Bean, the oldest user of both Facebook and Twitter, died at 104. - Hem Facebook'un hem de Twitter'ın en yaşlı üyesi olan Ivy Bean, 104 yaşında öldü.

öl
decease

A monument has been erected to the memory of the deceased. - Ölen kişinin anısına bir anıt dikildi.

Fadil was found deceased in his apartment. - Fadıl evinde ölü bulundu.

ölmek
go west
ölmek
give up the ghost
ölmek
pop off
mahvolma, ölme
bankruptcy, death
Ölmek
(deyim) buy it
öl
died

Marilyn Monroe died 33 years ago. - Marilyn Monroe, 33 yıl önce öldü.

Ivy Bean, the oldest user of both Facebook and Twitter, died at 104. - Hem Facebook'un hem de Twitter'ın en yaşlı üyesi olan Ivy Bean, 104 yaşında öldü.

ölmek
expire
ölmek
pıp
açlıktan ölme
starvation

The poor cat was on the verge of starvation. - Zavallı kedi açlıktan ölmenin eşiğindeydi.

The survivors were found on an island, dying of starvation. - Hayatta kalanlar açlıktan ölmek üzereyken bir adada bulundu.

boğularak ölme
a watery grave
vasiyetsiz ölme
intestacy
ölmek
to die, to croak, to pass away, to perish, to pop off, to expire; to be (as) dead as a dodo; to fade; to wither
ölmek
pip out
ölmek
pass in
ölmek
go hence
ölmek
hop the twig
ölmek
finally to get well after being at death's door several times
ölmek
peg out
ölmek
cross the styx
ölmek
succumb
ölmek
snuff it
ölmek
(for a plant or flower) to wither. öl dediği yerde ölmek, kal dediği yerde kalmak automatically to obey (someone's) every command. Ölme eşeğim ölme (çayır çimen bitecek). (Konuşma Dili) How much longer will this infernal wait continue?/If I have to keep on waiting like this, I may as well regard the whole thing as doomed to failure. Ölür müsün, öldürür müsün? (Konuşma Dili) I've been put in an impossible situation! Ölenle (birlikte) ölünmez. (Atasözü) It is wrong to kill oneself by grieving, since no amount of grieving can bring the dead back to life. ölüp ölüp dirilmek
ölmek
to go through a number of trying situations; to be beset by a number of miseries or sorrows
ölmek
return to dust
ölmek
pip
ölmek
belly up
ölmek
yield up the ghost
التركية - التركية
Ölmek işi
fevt
ölme hakkı
İyileşme olasılığı olmayan hastaların veya yaşamını kendi başına sürdüremeyecek ölçüde sakat olan bireylerin yaşamını özel yöntem kullanarak sona erdirme hakkı, ötanazi
Ölmek
(Osmanlı Dönemi) AKL
Ölmek
(Osmanlı Dönemi) FEVD
Ölmek
(Osmanlı Dönemi) BERD
Ölmek
(Osmanlı Dönemi) İRTİHAL
ölmek
Yaşamaz olmak, hayatı sona ermek, can vermek
ölmek
Değerini, geçerliğini, gücünü yitirmek, kullanılmamak
ölmek
Bitki, solmak
ölmek
Bazı sebeplerle çok sıkıntı veya acı çekmek
Ölmek
kıkırdamak
Ölmek
fevt olmak
Ölmek
kakırdamak
Ölmek
irtihal etmek
Ölmek
gitmek
Ölmek
vefat etmek
Ölmek
yürümek
Ölmek
rahmetlik olmak
Ölmek
geçinmek
Ölmek
mortlamak
Ölmek
merhum olmak
Ölmek
cavlamak
Ölmek
rahmetli olmak
öl
Toprağın nemi
öl
Toprağın nemi, yaşlık, höl
öl
ıslaklık, nem
ölmek
Solmak
ölme
المفضلات