çatışmak

listen to the pronunciation of çatışmak
التركية - الإنجليزية
skirmish
clash
(for one thing) to fall at the same time as, conflict with (another)
coincide
(for one thing) to contradict, be the contradictory of, be in conflict with, conflict with, run counter to (another)
(for glances) to meet
be in conflict
to clash, to collide, to conflict; to quarrel, to skirmish; to clash, to coincide
to join battle; to fight, clash; to skirmish
collide
jar
to quarrel, clash, cross swords, lock horns
scrap
(for the ends of objects) to touch each other
concur
engage
quarrel
conflict
contravene
fall out
vie
çatışma
conflict

She is in conflict with her father. - O babası ile çatışma içinde.

I tried to avoid conflict. - Ben çatışmadan kaçınmaya çalıştım.

çatışma
{i} battle

We seized the town after a short battle. - Kısa bir çatışmadan sonra kasabayı ele geçirdik.

One can win several battles but lose the war. - Biri birçok çatışmayı kazanabilir ama savaşı kaybedebilir.

çatışma
clash

The two sides clashed several times. - İki taraf birçok kez çatışmaya girdi.

There was another clash a few months later. - Birkaç ay sonra bir çatışma daha vardı.

çatışma
{i} brush
çatışma
strife
çatışma
(Argo) beef
çatışma
skirmish

He was involved in a skirmish with a violent gang. - O şiddetli bir çete ile bir çatışmada yer aldı.

çatışma
aggression
çatışma
conflictual
çatışma
clash of
çatışma
conflıct

It is impossible to resolve the conflict. - Bu çatışmayı çözmek imkansız.

This United Nations resolution calls for the withdrawal of Israel armed forces from territories occupied in the recent conflict. - Bu Birleşmiş Milletler kararı İsrail'in silahlı güçlerinin son çatışmalarda işgal edilen bölgelerden çekilmesini istemektedir.

Çatışma
(Askeri) engagement
çatış
conflict

This United Nations resolution calls for the withdrawal of Israel armed forces from territories occupied in the recent conflict. - Bu Birleşmiş Milletler kararı İsrail'in silahlı güçlerinin son çatışmalarda işgal edilen bölgelerden çekilmesini istemektedir.

The conflicts among leaders resulted in unhealthy sectionalism. - Liderler arasındaki çatışmalar sağlıksız bölgecilikle sonuçlandı.

çatış
skirmish

He was involved in a skirmish with a violent gang. - O şiddetli bir çete ile bir çatışmada yer aldı.

çatışma
{i} disagreement
çatışma
velitation
çatışma
{i} scrimmage
çatışma
aggro
çatışma
(Askeriye) skirmish
çatışma
war

The First World War began as a regional conflict and become one of history's worst humanitarian catastrophes. - Birinci Dünya Savaşı bölgesel bir çatışma olarak başlamış ve tarihin en kötü insanlık felaketlerinden biri olmuştur.

The Winter War was a military conflict between Finland and the Soviet Union. - Kış Savaşı, Finlandiya ile Sovyetler Birliği arasındaki askeri bir çatışmaydı.

çatışma
psych., fiction conflict
çatışma
skirmish, clash; conflict; collision
çatışma
collision
çatışma
{i} rencontre
çatışma
run in
çatışma
coincidence
çatışma
clash, encounter, fight (either verbal or armed)
çatışma
{i} interference
التركية - التركية
Aynı zamana rastlamak
Birbirine çatmak veya çatılmak
Söz, iddia veya davranış birbirini tutmamak, birbirini çelmek, mütenakız olmak
Birbirini tutmamak, birbirini çelmek, mütenakız olmak
Karşılıklı vuruşmak
Birbirine çatmak veya çatılmak: "Ulu denizin üstünü çatışan, şimşeklenen kara bulutlar sardı."- Y. Kemal
Çiftleşmek
Kavga etmek
Deve ve köpek çiftleşmek
dövüşmek
çatış
Çatma işi veya biçimi
çatışma
Çatışmak işi
çatışma
Türlü yönlerden uzanan kıvrımlı dağ sıralarının, bir yerde dar bir açı ile birbirine yaklaşıp kaynaşması veya düğümlenmesi
çatışma
Çatışmak işi: "Döndüğü zaman hoş olmayan çatışmalar olabilmesi ihtimali evde felaket bekleyen bir gerginlik yaratmıştı."- H. E. Adıvar
çatışma
Silahlı büyük kavga, arbede
çatışma
Savaş maksadıyla düşmana karşı ilerleyen bir birliğin keşif ve güvenlik kolları arasında ilk silahlı vuruşma
çatışmak
المفضلات