There was a castle here many years ago.
- Yıllar önce orada bir kale vardı.
Marilyn Monroe died 33 years ago.
- Marilyn Monroe, 33 yıl önce öldü.
One will be judged by one's appearance first of all.
- Bir insan her şeyden önce görünümü ile değerlendirilecektir.
Two weeks ago, I visited Disneyland for the first time.
- İki hafta önce, ilk kez Disneyland ziyaret ettim.
Anime director Satoshi Kon died of pancreatic cancer on August 24, 2010, shortly before his 47th birthday.
- Anime yönetmeni Satoshi Kon, kırk yedinci doğum gününden kısa süre önce 24 Ağustos 2010 tarihinde pankreas kanserinden öldü.
I showered before breakfast.
- Kahvaltıdan önce duş aldım.
Firstly, we mustn't be selfish.
- Her şeyden önce bencil olmamalıyız.
Firstly, happiness is related to money.
- Öncelikle, mutluluk para ile ilgilidir.
The pre-Islamic Arabs were nomads.
- İslam öncesi Araplar göçebeydiler.
What's your pre-tax income?
- Senin vergi öncesi gelirin nedir?
I'll let you know beforehand.
- Sana önceden bildireceğim.
We prepared snacks beforehand.
- Biz önceden aperatifleri hazırladık.
To start with, I must thank you for your help.
- Öncelikle yardımınız için size teşekkür etmeliyim.
To start with, who is that man?
- Her şeyden önce, o adam kim?
For one thing he is lazy, for another he drinks.
- Öncelikle o tembeldir, diğer taraftan içki içer.
For one thing, I don't have any money. For another, I don't have the time.
- Öncelikle, hiç param yok. ikinci olarak, zamanım yok.
Tom connected the TV to the antenna that the previous owner of his house had mounted on the roof.
- Tom TV'yi evin önceki sahibinin çatıya monte ettiği antene bağladı.
The conquest of İstanbul antedates the discovery of America.
- İstanbul'un fethi, Amerika'nın keşfinden önce gelir.
This building was erected 300 years ago.
- Bu yapı 300 yıl önce dikildi.
This building was erected 300 years ago.
- Bu bina 300 yıl önce inşa edildi.
I'm sorry, but I have a prior engagement.
- Üzgünüm, fakat önceden verilmiş sözüm var.
Not being able to decide what the priority should be is the biggest problem.
- Önceliğin ne olması gerektiğine karar verememek en büyük sorundur.
Could you tell Tom to come to work an hour early tomorrow?
- Tom'a yarın bir saat önce işe gelmesini söyleyebilir misin?
He came home early in order to see the children before they went to bed.
- Onlar yatmadan önce çocukları görmek için eve erken geldi.
Check the enemy's progress before they reach the town.
- Düşman kasabaya ulaşmadan önce, onların ilerlemesini durdurun.
The student has already solved all the problems.
- Öğrenci tüm problemleri daha önce çözdü.
All the arrangements should be made prior to our departure.
- Tüm düzenlemeler bizim kalkmadan önce yapılmalıdır.
Prior to your arrival, he left for London.
- Senin varışından önce, o, Londra'ya gitti.
She finished her work an hour in advance.
- O, işini bir saat önce bitirdi.
You may as well say it to him in advance.
- Siz de ona önceden diyebilirsiniz.
Above all, be patient.
- Her şeyden önce, sabırlı olun.
Above all, you must help each other.
- Her şeyden önce, birbirinize yardım etmelisiniz.
I've got to take my library books back before January 25th.
- 25 Ocaktan önce kütüphane kitaplarımı geri götürmek zorundayım.
By the time you came back, I'd already left.
- Sen gelmeden önce ben zaten çıkmıştım.
My water broke on the evening of the predicted birth date.
- Önceden belirlenen doğum tarihinin akşamında suyum kesildi..
Complete the following form to know who you could have been in a previous life.
- Önceki hayatınızda kim olabileceğinizi öğrenmek için aşağıdaki formu doldurunuz.
No one believed me at first.
- İlk önce kimse bana inanmıyordu.
She didn't like the horse at first.
- O, ilk önce atı beğenmedi.
Tell them it's a priority.
- Onlara bunun bir öncelik olduğunu söyle.
That's clearly not a priority.
- O açıkça bir öncelik değil
First of all, I'm very worried about my daughter's health.
- İlk önce ben kızımın sağlığı hakkında çok kaygılıyım.
Boxers have to weigh in before a fight.
- Boksörler bir maçtan önce tartılmak zorundalar.
There were a lot of teachers from Australia and New Zealand at the English conversation school I went to previously.
- Daha önce gittim İngilizce konuşma okulunda Avustralya ve Yeni Zelanda'dan birçok öğretmen vardı.
I recognized him immediately since we had previously met.
- Daha önce tanıştığımız için onu hemen tanıdım.
I've seen just now that the ambassador of Saudi Arabia has resigned.
- Suudi Arabistan büyük elçisinin istifa ettiğini az önce gördüm.
Ann has just finished writing her report.
- Ann raporunu yazmayı az önce bitirdi.
I just started using this site a little while ago.
- Bu siteyi biraz önce kullanmaya başladım.
Duty should come before anything else.
- Görev başka her şeyden önce gelmeli.
Please come before 2:30.
- Lütfen 2.30'dan önce gel.
Tom says he wants to get married right away.
- Tom bir an önce evlenmek istediğini söylüyor.
Why did you put the chicken in such a difficult place to get when you knew that I wanted to use it right away?
- Bir an önce onu kullanmak istediğimi bildiğin halde niçin tavuğu böyle alması zor bir yere koydun?
Forget what I have just told you.
- Biraz önce sana söylediğimi unut.
I think Tom just lied to me.
- Galiba Tom biraz önce bana yalan söyledi.
Tom has already signed up for that class.
- Tom o sınıfa daha önce kaydoldu.
Tom has already made up his mind.
- Tom daha önce karar verdi.
Have you made a speech in English before?
- Daha önce İngilizce bir konuşma yaptın mı?
Have you seen such a wonderful movie before?
- Daha önce böyle harika bir film izlediniz mi?
No one believed me at first.
- İlk önce kimse bana inanmıyordu.
I hated Tom at first.
- Tom'dan ilk önce nefret ettim.
I didn't want to be here in the first place.
- İlk önce burada olmak istemedim.
Tom should've told Mary the truth in the first place.
- Tom gerçeği ilk önce Mary'ye söylemeliydi.
I began playing golf years ago.
- Yıllar önce golf oynamaya başladım.
There was a castle here many years ago.
- Yıllar önce orada bir kale vardı.
Lightning precedes thunder.
- Şimşek gök gürültüsünden önce gelir.
The flash of lightning precedes the sound of thunder.
- Şimşeğin ışığı gök gürültüsünün sesinden önce gelir.
Paul telephoned just now.
- Paul az önce telefon etti.
He left the office just now.
- O, az önce ofisten ayrıldı.
I have only just arrived.
- Sadece az önce geldim.
I have only just begun.
- Daha az önce başladım.
You'll be there in no time.
- Bir an önce orada olacaksın.
You should tell Tom as soon as possible.
- Bir an önce Tom'a söylemelisin.
I had rented it the day before.
- Ben onu bir gün önce kiralamıştım.
George Washington arrived the day before.
- George Washington bir gün önce geldi.
Zero is what comes before one.
- Sıfır birden önce gelen şeydir.
Zero comes before one.
- Sıfır birden önce gelir.
A man was seen acting suspiciously shortly before the explosion.
- Patlamadan hemen önce, şüpheli bir biçimde davranan bir adam görüldü.
Tom left to go fishing shortly before dawn.
- Tom şafaktan hemen önce balık tutmaya gitmek için ayrıldı.
Boxers have to weigh in before a fight.
- Boksörler bir maçtan önce tartılmak zorundalar.