tartışma

listen to the pronunciation of tartışma
Türkçe - İngilizce
discussion

The discussions were long and sometimes bitter. - Tartışmalar uzun ve bazen acıydı.

Instead, I will turn to a discussion of the two economic variables I defined a moment ago. - Onun yerine az önce tanımladığım iki ekonomik değişkenin tartışmasına döneceğim.

debate

The eloquent scholar readily participated in the debate. - Güzel konuşan bilim adamı kolayca tartışmaya katıldı.

It wasn't much of a debate. - Büyük bir tartışma değildi.

(Hukuk) dispute

After a long dispute the coal mines closed and the remaining miners were paid off. - Uzun bir tartışmadan sonra kömür madenleri kapatıldı ve kalan madenciler işten çıkarıldılar.

The union has asked for the mediation of the government in the dispute. - Sendika tartışma için hükümetten arabuluculuk istedi.

argument

The argument is full of holes. - Tartışma geçersizdir.

I took sides with them in the argument. - Ben, bu tartışmada onların yanında yer aldım.

quarrel

She had no intention of quarreling with him. - Onun, onunla tartışmaya niyeti yoktu.

John had a violent quarrel with his wife. - John, eşi ile şiddetli bir tartışma yaşadı.

controversy

Tom doesn't like controversy. - Tom tartışmayı sevmez.

In spite of the controversy it aroused, the question still remains open. - Onun yer verdiği tartışmaya rağmen, sorun hâlâ çözülmemiş kalmaya devam ediyor.

cross talk
contention
altercation

An altercation broke out between Dan and Linda. - Dan ve Linda arasında bir tartışma patlak verdi.

An 18-year-old male is in hospital after an altercation at a party last night. - 18 yaşındaki bir erkek, dün geceki bir partideki tartışmadan sonra hastanededir.

contest

Conchita Wurst's selection for the Eurovision Song Contest 2014 sparked controversy in Austria. - 2014 Eurovision Şarkı Yarışması için Conchita Wurst'un seçilmesi Avusturya'da tartışmalara yol açtı.

brawl
broil
bust up
debate; discussion; argument, dispute
bickering
discussion, argument, dispute, tiff, debate, contention, controversy
disputation
hassle
disagreement
argumentation
contestation
jangle
moot
rap
breeze
parley
row
deliberation

Perry became used to the loud deliberations. - Perry yüksek sesle tartışmalara alıştı.

{i} sparring
argue

Some people hate to argue. - Bazı insanlar tartışmaktan nefret ederler.

Don't argue when you are angry and don't eat when you are full. - Öfkeli isen tartışma ve tok isen yemek yeme.

deliberate
tiff
disputing
conference
polemic
{i} quarrelling

Quarrelling spoiled our unity. - Tartışma birliğimizi bozdu.

teach-in
setto
dustup
fray
rencounter
shooting match
teach in
wordy warfare
bicker
{i} spar

My comment sparked off an argument in the group. - Benim yorumum grupta bir tartışmayı ateşledi.

Conchita Wurst's selection for the Eurovision Song Contest 2014 sparked controversy in Austria. - 2014 Eurovision Şarkı Yarışması için Conchita Wurst'un seçilmesi Avusturya'da tartışmalara yol açtı.

{i} wrangle
tartışmak
argue

Some people hate to argue. - Bazı insanlar tartışmaktan nefret ederler.

Tom doesn't want to argue with you. - Tom sizinle tartışmak istemiyor.

tartışmak
dispute
tartışmak
{f} discuss

An executive council was formed to discuss the new proposal. - Yeni bir öneriyi tartışmak için bir yürütme kurulu oluşturuldu.

I don't want to discuss Tom's problems. - Tom'un sorunlarını tartışmak istemiyorum.

tartışmak
quarrel

Please cease from quarreling. - Lütfen tartışmaktan vazgeçin.

I don't want to quarrel with you. - Seninle tartışmak istemiyorum.

tartışma götürmez
beyond dispute
tartışma götürmez
unquestionable
tartışma götürmez
unassailable
tartışma kabul etmez
beyond cavil
tartışma konusu
moot point
tartışma konusu
point at issue
tartışma konusu
contention
tartışma konusu
bone
tartışma konusu dava
moot case
tartışma olsun diye zayıf tarafı savunan kimse
devil's advocate
tartışma ortamı
platform
tartışma yanlısı kimse
controversialist
tartışma çıkarmak
hassle
tartışmak
debate

The time has come to debate the most relevant matters. - En ilişkili konuları tartışmak için zaman geldi.

I don't want to debate this. - Bunu tartışmak istemiyorum.

tartışmak
to argue, to dispute, to have words (with sb), to have a tiff (with sb), to have a row; to discuss, to debate, to talk sth over (with sb)
tartışmak
{f} negotiate
itiraz etme, tartışma
dispute
tartışmak
{f} wrangle
tartışmak
spar
tartışmak
discuss with

There is something important I want to discuss with you. - Seninle tartışmak istediğim önemli bir şey var.

There's something else I want to discuss with you. - Seninle tartışmak istediğim başka bir şey var.

tartışmak
deliberate
tartışmak
join issue with somebody
tartışmak
(deyim) fall out with
tartış
argue

He argued his daughter out of marrying Tom. - O, Tom'la evlendiği için kızıyla tartıştı.

Don't argue when you are angry and don't eat when you are full. - Öfkeli isen tartışma ve tok isen yemek yeme.

tartış
{f} quarrel

I want to put an end to the quarrel. - Ben tartışmaya bir son vermek istiyorum.

The couple was quarrelling and Chris knocked Beth down. - Çift tartışıyordu ve Chris Beth'e vurup yere devirdi.

tartış
{f} spar

The fatal stabbing was sparked by an argument that got out of control. - Ölümle sonuçlanan bıçaklama olayının kıvılcımı, kontrolden çıkan tartışmadan çıkmıştı.

Conchita Wurst's selection for the Eurovision Song Contest 2014 sparked controversy in Austria. - 2014 Eurovision Şarkı Yarışması için Conchita Wurst'un seçilmesi Avusturya'da tartışmalara yol açtı.

tartış
{f} quarrelling

They are always quarrelling in public. - Onlar her zaman toplum önünde tartışıyorlar.

The couple was quarrelling and Chris knocked Beth down. - Çift tartışıyordu ve Chris Beth'e vurup yere devirdi.

tartış
{f} moot
tartış
{f} dispute

We disputed the victory to the end. - Zaferi sonuna kadar tartıştık.

The dispute was finally settled. - Tartışma sonunda halledildi.

tartış
{f} bicker

Tom and Mary bicker all day long. - Tom ve Mary bütün gün tartışırlar.

tartış
controvert

Parliamentary immunity is a controvertial issue. - Parlamenter dokunulmazlık tartışmalı bir konudur.

tartış
discuss

That topic is worth discussing. - Bu konu tartışılmaya değer.

I participated in the discussion. - Ben tartışmaya katıldım.

tartış
discuss with

I have something important to discuss with Tom. - Tom'la tartışacak önemli bir şeyim var.

I know it's kind of late, but would you mind if I came over now? I have something I need to discuss with you. - Biraz geç olduğunu biliyorum ama şimdi uğramamın bir sakıncası var mı? Seninle tartışmam gereken bir şeyim var.

tartış
{f} debate

I beat him completely in the debate. - Tartışmada onu tamamen yendim.

She pretended to be asleep during the debate. - O, tartışmada uyuyor gibi yaptı.

tartış
argue with

You aren't really going to argue with Tom, are you? - Tom ile gerçekten tartışmayacaksın, değil mi?

You'd better not argue with Tom. - Tom'la tartışmasan iyi olur.

tartışmak
have words
tartışmak
have it out with
tartışmak
fall out
tartışmak
haggle
tartışmak
talk over
tartışmak
fight
tartışmak
tangle with
tartışmak
reason

I see no reason to discuss it further. - İlerde bunu tartışmak için sebep olmadığını anlıyorum.

tartışmak
have a row
tartışmalar
disputations
tartışmalar
arguments

Tom seems to enjoy provoking arguments. - Tom tartışmaları provoke etmeyi seviyor.

Tom seldom wins arguments. - Tom nadiren tartışmaları kazanır.

tartışmalar
discussions

The discussions were long and sometimes bitter. - Tartışmalar uzun ve bazen acıydı.

There may be discussions about it. - Onun hakkında tartışmalar olabilir.

açıkça tartışma
ventilation
bağırarak tartışma
brawling
benimle tartışma
but me no buts
edebi tartışma
literary argument
geniş bir alanda yapılan tartışma
(Hukuk) a wide-range debate
gürültülü tartışma
rumpus
hararetli tartışma
battle royal
karşı tartışma
con
sonuca ulaşmayan tartışma
corker
sorunu kökünden çözen tartışma
clincher
tartış
quibble
tartış
hassle
tartışmak
have a row with
tartışmak
moot
tartışmak
jangle
tartışmak
take issue with smb
tartışmak
set to
tartışmak
have a set to
tartışmak
to debate (with); to have a discussion (with); to argue, dispute (with)
tartışmak
(Hukuk) to debate

We don't have time to debate. - Tartışmak için zamanımız yok.

I don't really want to debate this. - Gerçekten bunu tartışmak istemiyorum.

tartışmak
(doğruluğunu) challenge
tartışmak
join issue with smb
tartışmak
controvert
tartışmak
altercate
tartışmak
have words with smb
tartışmak
bicker
tartışmak
brawl
tartışmak
contend
tartışmak
canvass
tartışmak
bust
tartışmak
to debate, discuss, or argue (something)
tartışmak
disagree
tartışmak
{k} hash over
tartışmak
(for two greased wrestlers) to engage in a preliminary struggle (in order to discover each other's weak points)
tartışmak
bat around
şiddetli tartışma
ironclad argument
Türkçe - Türkçe
Birbirine karşıt düşünceleri karşılıklı savunma
Bir sorun üzerine sözle veya yazılı olarak karşılıklı, bazen de sertçe savunma
Bir sorun üzerine sözle veya yazılı olarak karşılıklı, bazen de sertçe savunma: "Bir yazarın eserini anlamak için onun kişiliği üzerine bilgi edinmek gerekir mi sorunu öteden beri edebiyatçılar arasında geniş tartışmalara yol açmıştır."- A. Ş. Hisar
Ağız kavgası, münakaşa
Ağız kavgası, münakaşa: "Belki de komşulardan çekindiğinden tartışmayı kesmek gereğini duyuyor."- H. Taner
Birbirine karşıt düşünceleri karşılıklı savunma: "Karşısındakilerin tartışmaları çabuk bıraktıklarına da dikkat etmedi."- T. Buğra
münakaşa
Tartışmak
münakaşa etmek
tartış
Tartmak işi veya biçimi
tartışmak
Karşı karşıya durum alıp elle birbirini yoklayarak zayıf yanlarını aramak
tartışmak
(Osmanlı Dönemi) münakaşa
tartışmak
Bir konu üzerinde, birbirine ters olan görüş ve inançları karşılıklı savunmak
tartışmak
Ağız dalaşı yapmak, münakaşa etmek: "Usta da, ben de tartışmak istemedik adamla."- N. Cumalı
tartışmak
Güreşte karşı karşıya durum alıp elle birbirini yoklayarak zayıf yanlarını aramak
tartışmak
Ağız dalaşı yapmak, münakaşa etmek
toplu tartışma
Forum
İngilizce - Türkçe

tartışma teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

tartışma konusu olan dava
(Kanun) moot case
tartışma