yetenekli

listen to the pronunciation of yetenekli
Turkish - English

Definition of yetenekli in Turkish English dictionary

<span class="word-self">yeteneklispan>
gifted

He was very gifted and talented. - O çok kabiliyetli ve yetenekliydi.

You're a very gifted artist. - Çok yetenekli bir sanatçısın.

<span class="word-self">yeteneklispan>
talented

Tom is a talented singer. - Tom yetenekli bir şarkıcıdır.

Tom is a talented actor. - Tom yetenekli bir aktör.

yetenek
ability

We admit that he is a man of ability. - Biz onun yetenekli bir adam olduğunu kabul ediyoruz.

He is a man of ability. - O, bir yetenek insanı.

<span class="word-self">yeteneklispan>
skilled

He's skilled at videogames. - O video oyunlarında yetenekli birisi.

Joseph is a skilled economist. - Joseph yetenekli bir ekonomisttir.

<span class="word-self">yeteneklispan>
capable

The capable detective was assigned to investigate the cause of the tragedy. - Yetenekli dedektif trajedinin nedenini araştırmak üzere atanmıştır.

Tom is a very capable teacher. - Tom, çok yetenekli bir öğretmen.

yetenek
{i} talent

Musical talent usually blooms at an early age. - Müzikal yetenek genellikle erken yaşlarda verimli olur.

Talent for music runs in their blood. - Müzik için yetenek onların kanında akar.

yetenek
(Askeri,Teknik) skill

Tom is a skillful carpenter. - Tom yetenekli bir marangozdur.

Students should develop their reading skills. - Öğrenciler, okuma yeteneklerini geliştirmeliler.

yetenek
flair
yetenek
{i} competence
yetenek
accomplishment

I'm proud of Tom's accomplishments. - Tom'un yetenekleriyle gurur duyuyorum.

yetenek
resource
yetenek
capacity
yetenek
skills

To be a good translator, I think Tom needs to hone his skills a bit more. - İyi bir tercüman olmak için, sanırım Tom yeteneklerini biraz daha geliştirmeli.

He boasted about his skills. - O, yetenekleri hakkında övündü.

yetenek
{i} capability
<span class="word-self">yeteneklispan>
able

An able sportsman should be brave. - Yetenekli bir sporcu cesur olmalı.

Tom is a very able teacher. - Tom çok yetenekli bir öğretmendir.

<span class="word-self">yeteneklispan>
{s} clever
<span class="word-self">yeteneklispan>
competent

Tom and Mary are both very competent teachers. - Tom ve Mary her ikisi de çok yetenekli öğretmenler.

Tom is quite competent. - Tom oldukça yetenekli.

yetenek
{i} parts
<span class="word-self">yeteneklispan>
handsome

That actor is both handsome and skillful. - Bu aktör hem yakışıklı hem de yetenekli.

yetenek
caliber
yetenek
gift

He was very gifted and talented. - O çok kabiliyetli ve yetenekliydi.

You're a very gifted artist. - Çok yetenekli bir sanatçısın.

yetenek
facility
yetenek
{i} fitness
yetenek
competency
<span class="word-self">yeteneklispan>
able, capable, competent, talented, apt (at), crack, gifted, adept (at/in) kabiliyetli
<span class="word-self">yeteneklispan>
{s} skilful
yetenek
{i} hand

He is able man, but on the other hand he asks too much of us. - O yetenekli bir adam ama diğer taraftan o bizim hakkımızda çok soru soruyor.

The amateur singer won first in the talent show hands down. - Amatör şarkıcı eller aşağı yetenek yarışmasında birincilik ödülünü almıştır.

<span class="word-self">yeteneklispan>
{s} intelligent

We were incredibly intelligent about some of the hazards that we faced. - Biz karşılaştığımız tehlikelerin bazıları hakkında inanılmaz yetenekliydik.

yetenek
prerogative
yetenek
qualification
yetenek
knack
yetenek
dowery
yetenek
endowment
yetenek
quality
yetenek
dexterity
yetenek
(Ticaret) merit

You can't know his merits by his appearance. - Onun görünüşüyle yeteneklerini bilemezsin.

yetenek
acumen
yetenek
touch
<span class="word-self">yeteneklispan>
range
<span class="word-self">yeteneklispan>
accomplished

Penguins are accomplished swimmers. - Penguenler yetenekli yüzücülerdir.

Tom is an accomplished swimmer. - Tom yetenekli bir yüzücüdür.

<span class="word-self">yeteneklispan>
great

You have great talent. You are truly gifted. - Senin harika yeteneğin var. Sen gerçekten yeteneklisin.

<span class="word-self">yeteneklispan>
good

He has a good art of talking. - O, konuşma sanatında yeteneklidir.

<span class="word-self">yeteneklispan>
crack
<span class="word-self">yeteneklispan>
efficient

I wasn't very efficient. - Çok yetenekli değildim.

<span class="word-self">yeteneklispan>
apt

He has an aptitude for painting. - O, ressamlık için yeteneklidir.

<span class="word-self">yeteneklispan>
highflier
yetenek
adequacy
yetenek
power
yetenek
bent
yetenek
turn
<span class="word-self">yeteneklispan>
adept
<span class="word-self">yeteneklispan>
facultative
yetenek
the ability
yetenek
aptitude

He has an aptitude for painting. - O, ressamlık için yeteneklidir.

I finally passed the aptitude test for higher management studies. - Ben yüksek yönetim çalışmaları için nihayet yetenek sınavını geçtim.

<span class="word-self">yeteneklispan>
capable to
<span class="word-self">yeteneklispan>
talented of
yetenek
instinct

You have good instincts. - Senin güzel yeteneklerin var.

yetenek
capacity, capability, ability, aptitude, talent, power, gift, competence, acumen, flair, knack, bent kabiliyet, kapasite
yetenek
faculty
yetenek
dowry
yetenek
artistry
yetenek
calibre
yetenek
disposition
yetenek
aptness
yetenek
efficiency
yetenek
dower
yetenek
accomplishments

I'm proud of Tom's accomplishments. - Tom'un yetenekleriyle gurur duyuyorum.

yetenek
{i} vocation
yetenek
capabilities
<span class="word-self">yeteneklispan>
promising
<span class="word-self">yeteneklispan>
practised
<span class="word-self">yeteneklispan>
inclined
<span class="word-self">yeteneklispan>
able, capable, competent; talented; apt
<span class="word-self">yeteneklispan>
fit
<span class="word-self">yeteneklispan>
strong
<span class="word-self">yeteneklispan>
skillful

Lisa is so skillful that she can even make screws and similar small objects for herself. - Lisa o kadar yeteneklidir ki kendisi için vida ve benzeri küçük nesneleri bile yapabilir.

The team needs more skillful players. - Bu takımın daha yetenekli oyunculara ihtiyacı var.