emin

listen to the pronunciation of emin
Türkçe - İngilizce

emin teriminin Türkçe İngilizce sözlükte anlamı

sure I'm not sure I'd want to live here. - Burada yaşamak istediğimden emin değilim.
certain Harun didn't seem certain. - Aykut emin görünmüyordu.
confident Haldun didn't sound confident. - Rauf kendinden emin görünmüyordu.
staunch
safe, secure; sure, certain; trusty, reliable
safe I just wanted to make sure you were safe. - Ben sadece güvende olduğundan emin olmak istedim.
(isim) Trustworthy
secure
fiduciary
trusty
safe, secure
unfaltering
strong, firm
positive Are you positive that it was Altemur? - Onun Yavuz olduğundan emin misin?
proof
reliable Are you sure this information is reliable? - Bu bilginin güvenilir olduğundan emin misin?
sure, certain; free from doubt
bailee
cocksure Batu is cocksure. - Aykut kendinden çok emin.
confidential
stanch
in the bag
assured Rest assured that I will do my best. - Elimden geleni yapacağımdan emin olabilirsin.
deliberate
clear
sound Haldun didn't sound confident. - Rauf kendinden emin görünmüyordu.
firm
responsible I'm not certain Altemur is responsible. - Aykut'un sorumlu olduğundan emin değilim.
good
(Kanun) custodian
sanguine
straight
sanguineous
emin olmak
ensure
kendinden emin
confident Haldun didn't sound confident. - Rauf kendinden emin görünmüyordu.
emin olmak
to be sure (of)
emin olarak
surely
emin olmak
to be certain I want to be certain that we're doing what's best for Tanju. - Batu için en iyi olanı yaptığımızdan emin olmak istiyorum.
emin olmak
be certain How can you be certain of that? - Nasıl ondan emin olabilirsin?
emin olmak
certain Harun didn't seem certain. - Aykut emin görünmüyordu.
emin olmamak
unsure Tanju was unsure which way to go. - Altemur hangi yoldan gideceğine emin değildi.
emin misin
are you sure Are you sure you've never met Faruk? - Harun'la hiç tanışmadığından emin misin?
emin misin?
are you positive? Are you positive that it was Altemur? - Onun Yavuz olduğundan emin misin?
emin misiniz?
(Bilgisayar) are you sure? Are you sure you've never met Faruk? - Harun'la hiç tanışmadığından emin misin?
emin olmak
be sure of
emin olmak
know one's own mind
emin olmak
verify
emin olmak
assure
emin olmak
to be sure of
emin olmak
be advised
emin olmak
be positive about
emin olmak
sure I'm not sure I'd want to live here. - Burada yaşamak istediğimden emin değilim.
emin olmak
sure of
emin olmak
insure
emin olmak
check on
emin olmak
to be sure There's only one way to be sure. - Emin olmak için sadece bir yol var.
emin saha
(Askeri) safe area
emin misin
You're sure So, you're sure you don't want to go to Boston? - Bu yüzden, Boston'a gitmek istemediğinden emin misin?
emin adımlarla
emphatically
emin adımlarla ilerlemek
take firm steps forward
emin bir şekilde
positively
emin depolama sahası
(Askeri) vault storage space
emin değilim
I'm not sure I'm not sure what Yavuz meant by that. - Harun'un onunla ne demek istediğinden emin değilim.
emin ellerde
safe I just wanted to make sure you were safe. - Ben sadece güvende olduğundan emin olmak istedim.
emin ellerde olmak
be in good hands
emin ol
Believe me
emin ol
you bet
emin olarak
rightly They are cousins, if I remember rightly. - Eğer doğru olarak hatırlıyorsam, onlar kuzenler.
emin olarak
positively
emin olarak
confidently
emin olarak
magnetically
emin olarak
crousely
emin olma
sureness
emin olmadan
gropingly
emin olmadan kabul edilen olgu
thing in itself
emin olmak
be sure There's only one way to be sure. - Emin olmak için sadece bir yol var.
emin olmak
make sure Make sure you don't do anything stupid. - Aptalca bir şey yapmadığından emin ol.
emin olmak
a) to be sure (of) b) to make sure (of/that)
emin olmak
make certain of
emin olmak
be positive about smth
emin olmak
know for certain
emin olmak
feel certain
emin olmak
be certain of
emin olmak
make certain It's our job to make certain Tanju doesn't do that. - Oğuz'un onu yapmayacağından emin olmak bizim işimiz.
emin olmamak
doubt I doubt that Faruk understands what we're talking about. - Ertuğrul'un ne hakkında konuştuğumuzu anladığından emin değilim.
emin olmamak
be hazy about
emin olmamak
not to know for certain
emin olmamak
not to be sure
emin olmayan
unsure Tanju was unsure which way to go. - Altemur hangi yoldan gideceğine emin değildi.
emin olmayan
unconvinced
emin olmayan
unsafe
emin olmayan
uncertain Harun was uncertain whether or not he should tell Mine. - Rauf Mine'ye söyleyip söylememesi gerektiğinden emin değildi.
emin olunuz
depend upon it
emin rıhtım
(Askeri) safe berth
emin yer
fastness
emin yere gizle
stash
kendinden emin
self-confident
kendinden emin olmak
be sure of oneself
kendinden çok emin
self-assertive
rahat ve kendinden emin
suave
yedi emin
fiduciary
ağır ve emin
slow and sure
en emin
safest
gayet emin
cocksure Batu is cocksure. - Aykut kendinden çok emin.
kendinden emin
self-assured
kendinden emin
assured Rest assured that I will do my best. - Elimden geleni yapacağımdan emin olabilirsin.
kendinden emin
reliant
kendinden emin bir şekilde
self-assuredly
kendinden emin bir şekilde
cocksurely
kendinden emin biçimde dimdik
(Konuşma Dili) bolt upright
kendinden emin olma
self-assurance
kendinden emin olmak
to be sure of oneself
kendinden fazla emin olma
self assertion
kendinden çok emin
presuming
kendinden çok emin
overconfident He is overconfident. - O kendinden çok emin.
kendinden çok emin
self assertive
kendinden çok emin
cocky
kendinden çok emin
cocksure Batu is cocksure. - Aykut kendinden çok emin.
kendinden çok emin
presumptuous
kendinden çok emin olmak
think one is the cat's pyjamas
kendinden çok emin olmak
think one is the cat's whiskers
kesinlikle emin olmak
(Konuşma Dili) bet one's boots on
sonucundan emin olmak
have it made
İngilizce - İngilizce

emin teriminin İngilizce İngilizce sözlükte anlamı

Mehmed Emin Pasha
orig. Eduard Schnitzer born March 28, 1840, Oppeln, Silesia died Oct. 23, 1892, Kanema, Congo Free State German physician, explorer, and administrator in Egyptian Sudan. Schnitzer adopted a Turkish name while serving as a medical officer and administrator in the Ottoman government. In 1876 he joined with British forces led by Gen. Charles George Gordon at Khartoum. In 1878 he was appointed governor of Equatoria province. During the Mahdist movement uprising, the Egyptian government abandoned the Sudan (1884), and the isolated Emin was rescued by Henry Morton Stanley in 1888. On an expedition to equatorial Africa, he was killed by Arab slave-traders. Through his scholarly papers and specimen collections, he contributed vastly to the knowledge of African geography, natural history, ethnology, and languages
Türkçe - Türkçe

emin teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

(Osmanlı Dönemi) Kendine inanılan. İtimat edilen
(Osmanlı Dönemi) İnanan, güvenen
(Osmanlı Dönemi) Çok iyi bilen, şüphe etmeyen
(Osmanlı Dönemi) Kendisinden korkulmayan
(Osmanlı Dönemi) Kalbinde korku ve endişesi olmayıp rahatta olan. Korkusuz
Şüphesi olmayan
Sakıncasız, emniyetli, tehlikesiz
İnanılır, güvenilir
(Osmanlı Dönemi) kalbinde korku ve endişesi olmayan, korkusuz, güvenilir; güvenen, inanan
İnanılır, güvenilir: "Gizli kitapları ve notları yok etmemiş yahut daha emin bir yere kaldırmamıştım."- R. N. Güntekin
Sakıncasız, emniyetli, tehlikesiz: "Dağlar hiçbir zaman emin değildir."- Y. K. Karaosmanoğlu. Şüphesi olmayan: "Pek büyük bir serveti olduğundan emin idiler."- H. Z. Uşaklıgil
Osmanlı imparatorluğunda bazı devlet görevlerindeki sorumlu kişilere verilen ad
(Osmanlı Dönemi) DAĞIT
(Osmanlı Dönemi) ŞEB'AN
emin barın
Türk hat sanatının son büyük ustalarından biri olan ünlü hattat ve ciltçi
emin olmak
İnanmak, güvenmek
emin onat
Anıtkabir'in tasarımını da gerçekleştiren ünlü mimarımız
emin