ağır

listen to the pronunciation of ağır
Türkçe - İngilizce

ağır teriminin Türkçe İngilizce sözlükte anlamı

weighty
serious
slow Slow learners often don't want to go to school. - Ağır öğrenenler sık sık okula gitmek istemezler.
heavy My bag is very heavy. - Çantam çok ağır.
severe The Great Blizzard of 1888 was one of the most severe blizzards in the history of the United States. - 1888'deki Büyük Kar Fırtınası, Birleşik Devletler tarihinin en ağır kar fırtınalarından biriydi.
lazy
dull
not fast
serious, difficult (problem)
heavy, difficult (work)
heavy; (Askeriye) heavy
heavy; heavy, difficult, strenuous; dull, stodgy, ponderous; serious, grave, severe, nasty; stuffy, smelly; (söz) offensive, hurtful, cutting, biting; slow, ponderous; (yiyecek) indigestible, rich, stodgy, heavy; thick, viscous; (uyku) deep; valuable, pre
serious, grave (sickness, wound)
heavily Were they heavily armed? - Onlar ağır silahlı mıydı?
cutting, hurtful, offensive
severely Harun must be severely punished. - Harun ağır cezalandırılmalı.
indigestible, rich, heavy (food)
thick, viscous
slowly; ponderously
slow; ponderous
stuffy, oppressive; smelly
valuable, precious
strong I'm strong enough to carry those heavy metal boxes. - Şu ağır metal kutuları taşıyacak kadar güçlüyüm.
indigestible
unwholesome
slow-moving
dignified
heavyweight He will fight the heavyweight champion tomorrow. - Yarın ağır siklet şampiyonu ile karşılaşacak.
seriously Harun was seriously wounded. - Harun ağır yaralandı.
oppressive
repressive
back breaking
bovine
badly Is Harun badly hurt? - Harun ağır yaralandı mı?
arduous
serious-minded
sharp (words)
foul (smell)
hard My grandmother is hard of hearing. In other words she is slightly deaf. - Büyükannem biraz ağır işitir. Yani hafifçe sağırdır.
{s} cumbersome
{s} harsh
{s} languid
hurtful
severly
precious
deed
offensive
close
clunky
{s} ponderous
thick
severest
foul smell
sharp
drudgery
smelly
difficult This is the most difficult book I have ever read. - Bu, şimdiye kadar okuduğum en ağır kitap.
cutting
viscous
biting
nasty
hulking
rich
tardy
drudge
stick-in-the-mud
logy
desperate
torpid
heavy weight Harun can lift heavy weights. - Harun ağır halterleri kaldırabilir.
ağır ateşte pişirilmiş
stewed
ağır basma
preponderance
ağır
hard work Thanks for the hard work. - Ağır iş için teşekkürler.
ağır işiten
deaf My grandmother is hard of hearing. In other words she is slightly deaf. - Büyükannem biraz ağır işitir. Yani hafifçe sağırdır.
ağır silahlar
artillery The soldiers had artillery. - Askerlerin ağır silahları vardı.
ağır suç
felony
ağır suç
(Hukuk) serious offence
ağır yaralı
badly wounded Harun is badly wounded. - Harun kötü yaralı.
ağır yaralı
severely wounded
ağır (izotop)
(Fizik) heavy My bag is very heavy. - Çantam çok ağır.
ağır (koku)
strong I'm strong enough to carry those heavy metal boxes. - Şu ağır metal kutuları taşıyacak kadar güçlüyüm.
ağır (masraf)
grievous
ağır (yiyecek)
rich
ağır yük
(Ticaret) heavy laden
ağır yük
dead weight
ağır yük
heavy duty
ağır yük
heavy goods
ağır şekilde
seriously He was seriously injured in the accident. - Kazada ciddi şekilde yaralanmış.
ağır ağır gitmek
cruise
ağır eleştirmek
score
ağır araç
heavy vehicles
ağır başlı
tranquil, serene, extreme calm
ağır ceza mahkemesi
Assize court
ağır ceza mahkemesi
Criminal court
ağır egzersiz
heavy exercise
ağır içki
heavy drink Years of heavy drinking has left John with a beer gut. - Yıllarca süren aşırı içki John'da bir bira göbeği yaptı.
ağır içki
hard liquor
ağır mahkumiyet
heavy sentence
ağır metal analizi
heavy metal analysis
ağır metal tayini
determination of heavy metals
ağır ortam siklonu
heavy media cyclone
ağır solunum bozukluğu
acute respiratory disorder, severe respiratory disorder
ağır top
big gun kodaman, önemli kimse.
ağır adam
1. man who acts slowly. 2. man who is slow to respond, lazy man. 3. serious-minded man
ağır adımlarla yürümek
tramp
ağır adımlarla yürümek
stalk
ağır adımlarla yürümek
clump
ağır akan
sluggish
ağır aksak
very slowly and irregularly
ağır aksak
very slowly, at a snail's pace
ağır almak
to proceed slowly (with)
ağır ateşte pişmiş rosto
pot roast I made a pot roast. - Bir rosto yaptım.
ağır ayak sesi
tramp
ağır ağır
1. slowly. 2. (to weigh) at the very most
ağır ağır
slowly
ağır ağır gezinmek
stroll
ağır ağır konuşma
drawl
ağır ağır oturmak
plonk oneself down
ağır ağır takip etmek
draggle
ağır ağır yolcu arayan taksi
cruising taxi
ağır ağır yürümek
potter along
ağır basan
predominant
ağır basan
overriding
ağır basma
overweight
ağır basma
predominance
ağır basmak
to predominate, to turn the scale
ağır basmak
militate
ağır basmak
1. to be heavy. 2. to have a strong influence, be influential, have weight. 3. to be important, be given weight, have priority. 4. to oppress (as a nightmare)
ağır basmak
predominate
ağır basmak
preponderate
ağır basmak
outweigh
ağır basmak
overbalance
ağır basmak
plump for
ağır basmak
have strong influence
ağır basmak
override
ağır basmak
overbear
ağır başlı
(Hukuk) salemn
ağır benzin
heavy petrol
ağır bir sancı
It's a dull pain
ağır canlı
lazy, inactive, sluggish
ağır canlı
lazy, sluggish
ağır ceza
severe punishment
ağır ceza
servitude
ağır ceza
grueling
ağır ceza
hard labor
ağır ceza
a major punishment
ağır ceza
harsh penalty
ağır ceza görmek
get it in the neck
ağır ceza mahkemesi
criminal court for major cases
ağır cezayı gerektiren hırsızlık
aggravated larceny
ağır cismani zarar
(Hukuk) (bedeni) grievous bodily harm (UK), grievous bodily injury (INT)
ağır darbe
death-blow
ağır darbe
nasty blow
ağır darbe
dong
ağır davranmak
to act slowly, move slowly
ağır davranmak
dawdle
ağır davranmak
to move slowly
ağır düşüş
mucker
ağır el şakası
horseplay
ağır eleştiri
hatchet job
ağır eleştiri
Philippic
ağır eleştiri
slash
ağır eleştiri
slating
ağır eleştiri
razz
ağır eleştiri
scorcher
ağır eleştiri almak
run the gauntlet of smth
ağır eleştiri yapmak
pick to pieces
ağır eleştirmek
slash
ağır eleştirmek
scorch
ağır ezgi
to drawl
ağır ezgi, fıstıki makam
(Konuşma Dili) slowly, taking one's time, ponderously
ağır gelmek
1. to offend, hurt, touch (one's) honor. 2. to seem or be too difficult (for)
ağır gelmek
bear down on
ağır gelmek
preponderate
ağır gelmek
bear hard on
ağır gelmek
a) to offend sb's feelings b) to find sth difficult
ağır gemi
(Askeri) heavy boat
ağır genişletilmiş seyyar taktik kamyon
(Askeri) heavy expanded mobile tactical truck
ağır geçmek
hang heavy
ağır gidiş
crawl
ağır hakaret
invective
ağır hapis
penal servitude
ağır hapis cezası
imprisonment for five years or more
ağır hapis cezası
heavy imprisonment
ağır hareket
drag
ağır hasta
seriously ill
ağır hasta olmak
to be in a bad way
ağır hasta olmak
be in a bad way
ağır hastalık
serious disease
ağır hastalık
fatal disease, serious disease
ağır hava
fug
ağır havalı
fuggy
ağır helikopter
(Askeri) heavy helicopter
ağır hidrojen
heavy hydrogen, deuterium döteryum
ağır hizmet
heavy duty
ağır ihmal
gross negligence
ağır ihmal
culpable negligence
ağır ihmal
wanton negligence
ağır ihmal
criminal neglect
ağır ihmal
law gross negligence
ağır ilerleme
jogtrot
ağır ilerlemek
plod
ağır ilerleyen
sluggish
ağır iyonlar
heavy ions
ağır
drudgery
ağır
slavery
ağır
drudge
ağır
gruelling
ağır
taskwork
ağır
hard work, heavy duty
ağır
plodding
ağır
moil
ağır iş yapmak
grub
ağır iş yapmak
drudge
ağır işitme
deafness
ağır işitmek/duymak
to be hard of hearing
ağır işte çalışan kimse
drudge
ağır işçi
slogger
ağır işçi
slang prostitute, whore
ağır kanlı
1. slow, inactive, sluggish. 2. repulsive, unattractive
Türkçe - Türkçe

ağır teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

Çapı, boyutları büyük
Çetin, güç
Değeri çok olan, gösterişli
Ağır sıklet
Güç işiten, sağır
Tehlikeli, korkulu, vahim
Dokunaklı, insanın gücüne giden, kırıcı
Yoğun
Tartıda çok çeken, hafif karşıtı
Keskin, boğucu (koku)
Ağırbaşlı, ciddi
Yavaş
Kısık, alçak: "Ağaya pek duyurmak istemeyen ağır bir sesle kulağıma eğildi."- O. C. Kaygılı
Kısık, alçak
Sıkıntı veren, bunaltıcı
Dokunaklı, insanın gücüne giden, kırıcı: "Kızmıştım, Keziban'a söylenecek şöyle ağır bir söz arıyordum."- N. Ataç
Tehlikeli, korkulu, vahim: "Viyana Üniversitesinde hocalığım sırasında amirim olan profesör ağır hasta idi."- H. Taner
Değeri çok olan, gösterişli: "Ağır kıyafeti ile muhite uymayan Canan'ın yanında, ne kadar rahat ve sadeydi."- M. C. Kuntay. Çapı, boyutları büyük. Çetin, güç: "Denizcilik tarihinin en ağır sorumluluklarından birini üzerine alıyordu."- F. F. Tülbentçi
Uyanılması güç, derin (uyku)
Davranışları yavaş olan
Yavaş: "Cüneyt Bey sözlerini tartıyormuş gibi ağır söylüyordu."- E. İ. Benice
Yoğun: "Evin sofasına girer girmez kendisini ağır bir duman karşıladı."- A. Sayar
Ağırbaşlı, ciddi: "Bu, on dokuz yaşında ufak tefek bir kızdı
Sindirimi güç (yiyecek)
Fakat otuz yaşındaki bir insandan daha ağırdı."- H. E. Adıvar
Keskin, boğucu (koku): "Bu koku, en hafif rüzgârla burnu kuvvetli bir adama uzaktan kendini hissettirecek kadar ağırdır."- F. R. Atay
köm
(Osmanlı Dönemi) VAHİM
sakil
kilolu
okkalı
ağır aksak
Yavaş
ağır aksak
Kesintili, düzensiz
ağır aksak
Klasik Türk müziğinde bir usul
ağır vasıta
Motoru, ağır yük veya birden fazla römork taşımak amacıyla güçlendirilmiş kamyon, tır vb. ağır araç
ağır araç
Ağır vasıta
ağır ayak
Ağır canlı
ağır ağır
Acele etmeden
ağır ağır
Fazlasıyla
ağır ceza
Ağır hapis ve beş yıldan yukarı olan hapis cezaları
ağır ezgi
Çok ağır, yavaş yavaş, ahenkli
ağır hapis cezası
Yirmi yıl veya ömür boyu hapis cezası
ağır hasta
İyileşmesi güç olan hastalığa yakalanmış (kimse)
ağır hastalık
İyileşmesi güç olan hastalık
ağır hava
Düşük ve yavaş tempoda çalınan ezgi veya oynanan oyun
ağır hava
Kirlilik veya rutubet oranı yüksek olan hava
ağır hidrojen
Döteryum
ağır
Büyük tehlikeler yaratan ve fazla güç isteyen her türlü iş
ağır kayıp
Maddî zarar
ağır kayıp
Savaş, deprem, sel gibi doğal afetlerde büyük kayıp
ağır kusur
Kazalarda dikkatsizlikten ve özensizlikten dolayı işlenen büyük hata
ağır küre
Yer yuvarlağının, yoğunluğu ve katılığı çok olan bölümü, barisfer
ağır para cezası
Bazı suçlara karşılık yasalarca belirlenmiş yüksek para cezası
ağır sanayi
Üretim araçları yapan sanayi
ağır su
Bazı nükleer reaktör tiplerinde nötron yavaşlatıcısı olarak kullanılan, içinde hidrojen atomları yerine döteryum izotopları bulunması sonucu oluşan su (DO)
ağır söz
Kişinin onuruna dokunan, dayanılması güç söz
ağır sıklet
Bazı spor dallarında yarışmacıların ağırlığı ile sınırlandırılan kategori, başağırlık
ağır top
Güçlü, ünlü, tanınmış kimse
ağır uyku
Uyanılması güç, derin uyku
ağır vasıta ehliyeti
Ağır vasıta sürücülerine verilen kullanma belgesi
ağır yaralı
Yarası derin ve ciddi olan (kimse)
ağır yağ
Kalın yağ
İngilizce - Türkçe

ağır teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

ağır kayıp
Heavy casualty
ağır