Burkulmuş bir ayak bileği onu bir ay yürümekten alıkoydu.
- A sprained ankle disabled him from walking for a month.
O, ayak bileğini burktu.
- He twisted his ankle.
Tom'un ayak bileklerinde prangalar vardı.
- There were shackles around Tom's ankles.
O neredeyse ayak bileklerine kadar uzanan uzun bir siyah ceket giyiyordu.
- He was wearing a long black coat that reached almost to his ankles.
Burkulmuş bir ayak bileği onu bir ay yürümekten alıkoydu.
- A sprained ankle disabled him from walking for a month.
Ayakkabı atın toynağına düştü.
- The shoe fell off the horse's hoof.
O, yürümek için çok yaşlıydı.
- He was too old to walk.
İstasyondan okula yürümek yirmi dakika sürer.
- It takes twenty minutes to walk from the station to school.
... you can. And that's been really fun for me, because sometimes I'll walk into a hotel room ...
... want to walk too much. ...