to-run

listen to the pronunciation of to-run
Английский Язык - Турецкий язык

Определение to-run в Английский Язык Турецкий язык словарь

leg
{i} bacak

Onların hepsinin, kolları, bacakları, ve kafaları var,onlar yürürler ve konuşurlar, ama şimdi onlara farklı yapmak isteyen bir şey var. - They all have arms, legs, and heads, they walk and talk, but now there's SOMETHING that wants to make them different.

Bacaklarım acıyor çünkü bugün çok yürüdüm. - My legs hurt because I walked a lot today.

to run
{f} koşmak

Tom'a yetişmek için koşmak zorunda kaldım. - I had to run to catch up with Tom.

Ben treni yakalamak için gerçekten koşmak zorunda kaldım. - I really had to run for it to catch the train.

leg
(Matematik) dikkenar
leg
fasıla
leg
(giysi) bacağı örten bölüm
leg
(eşya) ayak
to run
tükene
leg
{i} raund
leg
{i} but
leg
{f} koşmak
leg
mobilya ayağı
leg
pergel ayağı
leg
{i} ayak (masa vs.)
leg
(isim) bacak, but, ayak (masa vs.), üçgenin taban olmayan kenarı, etap, raund, ayak (yarış)
leg
briç veya spor karşılaşmalarında kazanılan ilk oyun
leg
{i} etap
leg
legofmutton sail üç köşeli bi
leg
leg of mutton koyun budu
leg
{i} (mobilyada/pergelde) ayak
leg
bacak vazifesi gören şey
leg
ayak

Benim ellerim ve ayaklarım şişti. - My hands and legs are swollen.

O, tüm ayak işlerini yaptı. - He did all the legwork.

Турецкий язык - Турецкий язык

Определение to-run в Турецкий язык Турецкий язык словарь

torun
Bir kimseye göre çocuğunun çocuğu: "Onun torunu koşarak yanına gelir, yüzünü, gözlerini öper!"- A. Ş. Hisar
Torun
(Osmanlı Dönemi) NEVADE
Torun
(Osmanlı Dönemi) NAFİLE
Torun
sıbt
Torun
neve
Torun
hafid
Torun
(Osmanlı Dönemi) VERA
torun
Bir kimseye göre çocuğunun çocuğu
torun
ç. Aynı soydan gelenler: "... mademki hepimiz Âdem'le Havva'nın torunlarıyız..."- A. İlhan
torun
Aynı soydan gelenler
Английский Язык - Английский Язык
renne
leg
Турецкий язык - Английский Язык

Определение to-run в Турецкий язык Английский Язык словарь

torun
descendant

He was a descendant of Julius Caesar. - O, Julius Caesar'ın torunu.

We want to leave our descendants a clean and green earth. - Torunlarımıza temiz ve yeşil bir dünya bırakmak istiyoruz.

torun
grandbaby
torun
grandchild

I didn't know your grandchildren lived in Boston. - Torunlarının Boston'da yaşadığını bilmiyordum.

He sat surrounded by his grandchildren. - Torunları tarafından çevrilmiş şekilde oturdu.

torun
grandson

The old man is always accompanied by his grandson. - Yaşlı adama her zaman torunu eşlik eder.

Hussein, the grandson of Prophet Mohammad, was martyred in Karbala in the year 680. - Hz. Muhammed'in torunu Hz. Hüseyin 680 yılında Kerbela'da şehit edildi.

torun
grandkids
torun
granddaughter

My granddaughter is listening to my wife. - Torunum karımı dinliyor.

She searched for her granddaughter who had been taken away. - O kaçırılan torununu aradı.

torun
offshoot
torun
grandchild, descendant
torun
grandchildren

My parents really love their grandchildren. - Ebeveynlerim torunlarını gerçekten seviyor.

I didn't know your grandchildren lived in Boston. - Torunlarının Boston'da yaşadığını bilmiyordum.

to-run

    Видео

    ... fully run on Google Apps. ...
    ... But I can do most things I need to do to run the company ...
Избранное