I never felt at ease in my father's company.
- Babamın şirketinde asla rahat hissetmedim.
I'm beginning to feel at ease when I speak in Chinese.
- Çince konuştuğumda içim rahat hissetmeye başlıyorum.
Tom found the chair quite comfortable.
- Tom sandalyeyi gayet rahat buldu.
She always comforted herself with music when she was lonely.
- O yalnızken kendini her zaman müzikle rahatlattı.
I feel more comfortable behind the wheel.
- Direksiyonun arkasında daha rahat hissediyorum.
Are people comfortable? No.
- İnsanlar rahat mı? Hayır.
Tom was sitting in an easy chair, watching TV.
- Tom televizyon izlerken rahat bir koltukta oturuyordu.
Two women are taking it easy on a bench in the park.
- İki kadın parktaki bir bankta rahat ediyorlar.
He lives in a little cozy house.
- Küçük rahat bir evde yaşıyor.
Your house has a very cozy atmosphere.
- Evinin çok rahat bir atmosferi var.
Calm down and be cool.
- Sakin ol ve rahat ol.
I felt quite relieved after I had said all I wanted to say.
- Söylemek istediğim her şeyi söyledikten sonra oldukça rahatlamış hissettim.
Tom was relieved to hear that Mary had arrived home safely.
- Tom Mary'nin güvenli şekilde eve vardığını duyduğunda rahatladı.
This sofa can seat three people easily.
- Bu kanepeye rahatlıkla üç kişi oturtulabilir.
Tom won the race easily.
- Tom yarışı rahat kazandı.
Fadil took a shower to calm his nerves down.
- Fadıl sinirlerini rahatlatmak için duş aldı.
Calm down and be cool.
- Sakin ol ve rahat ol.
Luxury and convenience do not equate to happiness.
- Lüks ve rahatlık mutluluğa eşit değildir.
Relax, you're doing fine.
- Rahatla, iyi gidiyorsun.
Just relax. Everything's going to be all right.
- Sadece rahatla her şey yoluna girecek.
Don't worry. Everything's going to be all right.
- İçin rahat olsun, her şey yoluna girecek.
The property left him by his father enables him to live in comfort.
- Babası tarafından ona bırakılan servet onun rahat bir şekilde yaşamasını sağlar.
My aunt now lives in comfort.
- Teyzem şu anda rahat içinde yaşıyor.
I felt out of place in the expensive restaurant.
- Pahalı bir restoranda rahatsız hissettim.
I won't rest until I find out the truth.
- Gerçeği öğrenene kadar bana rahat yok.
Where we can talk undisturbed?
- Nerede rahat konuşabiliriz?
Very few places on our earth remain undisturbed by civilization.
- Dünyamız üzerinde çok az yer uygarlık tarafından rahatsız edilmeden kalmıştır.
The dead are gone and they cannot defend themselves. The best thing to do is to leave them in peace!
- Ölüler gitti, onlar kendilerini savunamazlar. Yapılacak en iyi şey onları rahat bırakmaktır!
During the bubble, people dreamt of a life of leisure.
- Hayal sırasında, insanlar rahat bir hayatı hayal ettiler.
Tom did his best to comfort Mary.
- Tom, Mary'yi rahat ettirmek için elinden gelenin en iyisini yaptı.
I only wanted to make you comfortable.
- Ben sadece seni rahat ettirmek istedim.