Lüks içinde yaşarlardı.
- They used to live in luxury.
Brian'ın kız arkadaşı sık sık onu lüks restoranlara götürmesi için yalvarır.
- Brian's girlfriend often begs him to take her to luxurious restaurants.
O lüks içinde yaşardı.
- She used to live in luxury.
Sanat bir lüks değil fakat bir gerekliliktir.
- Art is not a luxury, but a necessity.
O hala Lüksemburg'da mı yaşıyor?
- Does he still live in Luxembourg?
Lüksemburg'u ziyaret etmek istiyorum.
- I want to visit Luxembourg.