kesin!

listen to the pronunciation of kesin!
Турецкий язык - Английский Язык
(deyim) i'll be bound!
{s} exact

Life is not an exact science, it is an art. - Hayat kesin bir bilim değildir, bir sanattır.

It isn't totally exact. - O tamamen kesin değildir.

precise

Precise measurements are required. - Kesin ölçümler gerekli.

Above all, logic requires precise definitions. - Her şeyden önce, mantık kesin tanımlar gerektirir.

certain

It is not certain when he came here. - Buraya ne zaman geldiği kesin değil.

Prime Minister Koizumi is certainly not a cold-blooded man. - Başbakan Koizumi kesinlikle soğukkanlı bir insan değildir.

{s} accurate

He needs to make an accurate report of the case. - Onun davanın kesin bir raporunu hazırlaması gerekiyor.

He made an accurate report of the incident. - Olayla ilgili kesin bir rapor hazırladı.

{s} final

The plan is not yet finalized. - Plan henüz kesinleşmiş değil.

Plans haven't yet been finalized. - Planlar henüz kesinleşmiş değil.

absolute

The rumor proved to be an absolute lie. - Söylentinin kesin bir yalan olduğunu kanıtlandı.

I looked down and had absolutely nothing to say. - Aşağı baktım ve kesinlikle söyleyecek hiçbir şeyim yoktu.

definitive

The definitive answer is no. - Kesin cevap hayırdır.

{s} frozen
{s} rigorous
assertive
firm

Jefferson believed firmly in the value of education. - Jefferson eğitimin değerine kesin olarak inanıyordu.

I'm firmly opposed to this. - Ben buna kesin bir biçimde karşıyım.

sure

The weather will be good tonight for sure. - Hava bu gece kesinlikle iyi olacak.

He said he would give us his decision for sure by Friday. - O, Cumaya kadar kesin olarak bize kararını bildireceğini söyledi.

definite

It will be four years before the definite result of beef liberalization emerges. - Sığır serbestleştirilmesinin kesin sonucu ortaya çıkmadan önce dört yıl olacak.

Give me a definite answer. - Bana kesin bir cevap verin.

{s} declared
{s} determined
specific
irreversible
sure to

Your plan is sure to succeed. - Senin planın başarılı olacağı kesin.

Her son is sure to succeed. - Oğlu kesinlikle başarılı olacak.

utter
precision

Precision in measurement is important. - Ölçümde kesinlik önemlidir.

Precision is important in math. - Kesinlik matematikte önemlidir.

pronounced
slipt
pointed
uncompromising
unambiguous
(Argo) in the bag
incontrovertible
categorial
out of question
for sure

It's great! You'll laugh for sure. - O harika! Kesinlikle güleceksiniz.

He said he would give us his decision for sure by Friday. - O, Cumaya kadar kesin olarak bize kararını bildireceğini söyledi.

bound

He's bound to notice your mistake. - Onun hatanı farketmesi kesin.

Jack is bound to succeed this time. - Jack bu sefer kesin başaracak.

clean-cut
(Kanun) mandatory
point-blank
truthful
(Konuşma Dili) hard and fast
unquestionable
undeniable
immutable
matriculation
affirmative
unquestioned
category
concrete
unequivocal
as sure as i'm sitting here
indisputable
doubtless
short and to the point
spot-on
explicit
strict

This is strictly between us. - Bu kesinlikle aramızdadır.

Smoking is strictly forbidden. - Sigara içmek kesinlikle yasaktır.

dernier
implicit
clear-cut
express
indubitable
safe

Are you absolutely certain we're safe? - Güvende olduğumuzdan kesinlikle emin misin?

You'll be absolutely safe. - Kesinlikle güvende olacaksın.

decisive
conclusive

The evidence is fairly conclusive. - Kanıtlar oldukça kesin.

flat

She flatly refused to let him in. - Onun içeri girmesine kesinlikle izin vermedi.

When your friends begin to flatter you on how young you look, it's a sure sign you're getting old. - Arkadaşların sana ne kadar genç göründüğünle ilgili iltifat etmeye başlarsa, bu yaşlandığına dair kesin bir işarettir.

hard-and-fast
tangible
unalterable
crucial
unerring
{i} deciding
direct

Tom certainly doesn't have a very good sense of direction. - Tom'un kesinlikle çok iyi bir yön duyusu yok.

secure
Турецкий язык - Турецкий язык
Şüphe ve duraksamaya yer bırakmayan veya geri dönülmeyen, değişmez, kati, maktu: "Sevmem kesin sözleri, bir kesin söz duydum mu, tersine söylemek gelir içimden."- N. Ataç
kat'i
kati
Şüphe ve duraksamaya yer bırakmayan veya geri dönülmeyen, değişmez, kat'î, maktu
(Osmanlı Dönemi) katî