kötü¡

listen to the pronunciation of kötü¡
Турецкий язык - Английский Язык

Определение kötü¡ в Турецкий язык Английский Язык словарь

kötü
wicked

Murder is a wicked crime. - Cinayet kötü bir suçtur.

The wicked Haman tried to wipe out all of the Jews in the kingdom of Persia. - Kötü Haman Pers krallığındaki Yahudilerin hepsini silip yok etmeye çalıştı.

kötü kokmak
stink
kötü
evil

In my opinion, Twitter bird is the most evil bird in our world. - Kendi görüşüme göre, Twitter kuşu dünyamızdaki en kötü kuştur.

Money is the root of all evil. - Para bütün kötülüğün köküdür.

kötü
bad

The decorating isn't bad. - Dekorasyon kötü değil.

He is such a bad person that everybody dislikes him. - O kadar kötü birisi ki kimse ondan hoşlanmaz.

kötü davranmak
abuse
kötü
nasty

His brother was nasty to me. - Onun kardeşi bana göre kötüydü.

Tom gave Mary a nasty look. - Tom Mary'ye kötü bir görünüm verdi.

kötü niyet
malice

There was no malice in what he did. - Onun yaptığında hiçbir kötü niyet yoktu.

I bear him no malice. - Ona karşı hiçbir kötü niyet taşımıyorum.

kötü adam
villain

Tom is a comic book villain. - Tom bir çizgi roman kötü adamıdır.

Who's your favorite movie villain? - Filmlerde gözde kötü adamın kim?

kötü niyetli
malicious

Sami was a vicious malicious salesman. - Sami kötü niyetli bir satıcıydı.

Malicious gossip spreads like wildfire. I guess that's why they say bad news travels fast. - Kötü niyetli dedikodular orman yangını gibi yayılır.Sanırım kötü haber tez yayılır demelerinin nedeni budur.

kötü şöhretli
infamous

The most infamous expression for the year 2011 is Kebab murders. - 2011 yılının en kötü şöhretli ifadesi Kebap cinayetleridir.

While in jail, Tom befriended John, an infamous car thief. - Tom, hapiste iken, kötü şöhretli bir araba hırsızı olan John'la arkadaş oldu.

kötü davranan
abusive
kötü davranma
mistreatment
kötü havadan aşınma
weathering
kötü
haunted
kötü
lousy

I've had a lousy day. - Kötü bir gün geçirdim.

I'm a lousy fisherman. - Ben kötü bir balıkçıyım.

kötü
miserable

The experiment resulted in a miserable failure. - Deney çok kötü bir başarısızlıkla sonuçlandı.

The weather was miserable yesterday. - Hava dün çok kötüydü.

kötü
frightful
kötü
dissolute
kötü
evildoer

He is an evildoer, are you aware of that? - O bir kötülük eden bir kimse, bunun farkında mısın?

kötü
angrily; malevolently; maliciously
kötü
perverted
kötü
fatal
kötü
gross
kötü
baneful
kötü
dreadfull
kötü
eviler
kötü
(Konuşma Dili) really (used as an intensifier): Kötü acıyor. It really hurts
kötü
evilest
kötü
bleak

My prognosis is bleak. - Benim prognozum kötü.

kötü
not good
kötü davranma
ill-treatment
kötü huylu
bad tempered
kötü muamele
ill-treat
kötü niyetle bakmak
leer
kötü temsil etme
misrepresentation
kötü temsil etmek
misrepresent
kötü yönetim
mismanagement
kötü yönetmek
misrule
kötü örnek
apology
kötü şöhret
infamy
kötü
badly

I must have expressed myself badly. - Ben kendimi kötü bir şekilde ifade etmiş olmalıyım.

He behaved badly to his sons. - O, oğullarına kötü davrandı.

kötü
adverse
kötü
poorly

I speak French very poorly. - Çok kötü bir şekilde Fransızca konuşuyorum.

Tom did poorly on the test. - Tom testte kötü şekilde yaptı.

kötü davranmak
serve
kötü durum
predicament
kötü
beastly
kötü
wretched
kötü
sticky
kötü
(Felsefe) wrong

We got off on the wrong foot. - Kötü bir başlangıç yaptık.

I felt bad, so I was admitted into the hospital. However, it turned out that there was nothing really wrong with me. - Kötü hissediyordum, bu yüzden hastaneye kabul edildim. Fakat bende gerçekten sağlıksız bir şey olmadığı anlaşıldı.

kötü
transgressive
kötü
reprobate
kötü
unwell

Sami was feeling unwell. - Sami kendini kötü hissediyordu.

kötü
unfortunate

Unfortunately, I have bad news. - Maalesef kötü haberlerim var.

Unfortunately, Brian met with bad weather. - Ne yazık ki, Brian kötü hava ile karşılaştı.

kötü
unfavourable
kötü
wrongful
kötü
(Argo) wack
kötü
bitter

I had a bad cough, so I took the bitter medicine. - Kötü bir öksürüğüm vardı, bu yüzden acı reçete aldım.

kötü
worthless
kötü
corrupt

Money was corrupting Tom. - Para Tom'u kötü yola sürüklüyordu.

We hate our wicked and corrupt leaders! - Biz kötü ve yolsuz liderlerimizden nefret ediyoruz!

kötü
(Tıp) mis-
kötü adam
scoundrel
kötü ayar
maladjustment
kötü gün
(deyim) a rainy day
kötü gün
a dark day
kötü hava
vitiated air
kötü hava
asperity
kötü hava
inclement weather
kötü hava
bad air
kötü koku
malodour
kötü koku
(Askeri) offensive odor
kötü koku
(Tıp) fetor
kötü not
a bad mark
kötü ruh
dybbuk
kötü sonuç
anti-climax
kötü yönetim
misconduct
kötü yönetmek
mishandle
kötü ünlü
disreputable
kötü şaka
dirty joke
kötü şey
bad
kötü
awful

Last summer was awful. - Geçen yaz çok kötüydü.

I have a nasty feeling something awful is going to happen. - Berbat bir şey olacağına dair içimde kötü bir his var.

Kötü haber tez yayılır
(Atasözü) Ill (bad) news travels apace (fast)
kötü davranma
snub
kötü davranışlarda bulunmak
to act in bad
kötü durum, içinden çıkılmaz iş
worst case, jigsaw puzzle
kötü etkile
bad influence
kötü gidiş
going bad
kötü mal
bad property
kötü davranış, kötü muamele
(Hukuk) ill treatment
kötü kötü
angrily; malevolently; maliciously
kötü kötü bakan
squint-eyed
kötü kötü bakmak
glare
kötü kötü düşünmek
to brood, think of troubling things
Турецкий язык - Турецкий язык

Определение kötü¡ в Турецкий язык Турецкий язык словарь

kötü
Zararlı, tehlikeli
kötü
Korku, endişe veren: "Yabancının bu kötü kasdına yalnız azmimizle karşı koyduk."- R. E. Ünaydın
kötü
Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan. İyi, gerekli niteliklere sahip olmayan. İstenilmeyen, gereksiz davranışları olan veya bu davranışlara eğilimli olan (kimse). İstenilmeyen, beğenilmeyen, yararsız, uygun olmayan bir biçimde
kötü
İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan (nesne), fena, iyi karşıtı
kötü
Hoşa gitmeyen
kötü
Kaba ve kırıcı: "Kızına söylemedik kötü lakırtı bırakmamış."- M. Ş. Esendal
kötü
Aşırı, çok