Üzgünüm, ama acele etmek zorundayım. Bunu detaylı açıklamak için vaktim yok.
- Sorry, but I have to hurry. I have no time to explain this in detail.
Acele etmek için herhangi bir büyük neden var gibi görünmüyor.
- It doesn't look like there's any big reason to hurry.
Acele et. Okula geç kalacaksın.
- Hurry up. You'll be late for school.
Eve gitmek için acelesi vardı.
- She was in a hurry to go home.
John o kadar telaşlıydı ki konuşmaya vakti yoktu.
- John was in such a hurry that he had no time for talking.
Tom'un, eve dönmek için özel bir telaşı yoktu.
- Tom was in no particular hurry to get back home.
Çabuk! Biz geç kalacağız.
- Hurry up! We'll be late.
Tom, çabuk ol. Geliyorum!
- Tom, hurry up. I'm coming!
Acele et, yoksa treni kaçıracaksın.
- Hurry up, or you'll miss the train.
Acele et, yoksa treni kaçıracaksın.
- Hurry up or you'll miss the train.
İşi hızlandırmak zorunda kaldım.
- I had to hurry the work.
İşi hızlandırmak zorunda kaldım.
- I had to hurry the work.
Nasıl olsa acele etmek iyi bir fikir olacak.
- Anyhow it will be a good idea to hurry up.
Acele etmek zorundasın.
- You have to hurry up.
Acele et. Okula geç kalacaksın.
- Hurry up. You'll be late for school.
Acele et, yoksa treni kaçıracaksın.
- Hurry up or you'll miss the train.
Çabuk ol, yoksa treni kaçıracağız.
- Hurry up, or we'll miss the train.
Saat yedide orada olmalıyız, bu nedenle çabuk ol.
- We must be there at seven, so hurry up.
Mary çabucak hastaneye gitti.
- Mary hurried to the hospital.
Trene zamanında yetişmek için acele etti.
- He hurried so as to be in time for the train.
Ayıracak zamanları olmadığından dolayı aceleyle kasabaya geri döndüler.
- Because they had no time to spare, they hurried back to town.
Acele etmek hataların yapılmasına yol açar.
- Hurrying leads to mistakes being made.
Acele etmen için bir amacın yoksa acele etme.
- Don't hurry if there's no purpose to your hurrying.
Trene zamanında yetişmek için acele etti.
- He hurried so as to be in time for the train.
Nick otobüsü yakalamak için acele etti.
- Nick hurried to catch the bus.
Acele etmek hataların yapılmasına yol açar.
- Hurrying leads to mistakes being made.
Ben acele etmek için herhangi bir neden görmüyorum.
- I don't see any reason for hurrying.
Tom aceleyle odayı terk etti.
- Tom left the room hurriedly.
Her neyse, Ozawa aceleyle yağmurluğunu çıkardı ve hızlı bir şekilde çıplak kızın omuzlarına koydu.
- At any rate, Ozawa hurriedly took off his raincoat and quickly put it on the naked girl's shoulders.
O bunu telaşla yazdı.
- He wrote it hurriedly.
Aceleyle havaalanına gitti.
- He went to the airport in a hurry.
Seni kutlamak için uğrayamadım, çünkü acelem vardı.
- I could not stop by to greet you because I was in a hurry.
If you don't hurry you wont finish on time.
He's hurrying because he's late.
Oh, please hurry back to me as soon as you can. Hurry back!.
If you try to do this in a hurry, you will make mistakes.
I can't stop now. I'm in a hurry.
He went there in one hell of a hurry..
... at the hospital in 10 minutes just please please hurry ...