Sami took medication to alleviate pain.
- Sami ağrıyı hafifletmek için ilaç aldı.
Sami's mental illness didn't alleviate his punishment. He got two consecutive life sentences.
- Sami'nin akıl hastalığı onun cezasını hafifletmedi. Art arda iki ömür boyu hapis cezası aldı.
Alcohol is often a cheap tool to alleviate the stress of a hard day.
It's good now; neither too heavy nor too light.
- O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.
I usually have a light breakfast.
- Genellikle hafif bir kahvaltı yaparım.
Taiwanese food is milder than Indian food.
- Tayvan yemeği, Hint yemeğinden daha hafiftir.
I was mildly disappointed.
- Hafifçe bir hayal kırıklığına uğradım.
Ten people were slightly injured in the accident.
- On kişi kazada hafif yaralandı.
The tower leaned slightly to the left.
- Kule sola doğru hafifçe eğildi.
This titanium bicycle made in Italy is incredibly lightweight.
- İtalya'da yapılan bu titanyum bisiklet inanılmaz hafiftir.
This carbon fiber bicycle is incredibly lightweight.
- Bu karbon fiber bisiklet inanılmaz hafiftir.
I like my coffee weak.
- Kahvemi hafif severim.
I'd like my coffee weak.
- Kahvemi hafif istiyorum.
Tom tapped on the window.
- Tom pencereye hafifçe vurdu.
Tom tapped Mary on the shoulder.
- Tom Mary'nin omzuna hafifçe vurdu.
You shouldn't take those things for granted.
- Bu şeyleri hafife almamalısın.
I think you underestimate him.
- Sanırım onu hafife alıyorsun.
She gave the door a gentle push.
- O, kapıyı hafifçe itti.
The candle's flame is flickering in the soft breeze.
- Mumun alevi hafif rüzgarda titriyor.
The dog barked softly.
- Köpek hafifçe havladı.
Tom doesn't give advice lightly.
- Tom hafifçe tavsiye vermez.
Tom kissed Mary lightly on the lips.
- Tom Mary'yi dudaklarından hafifçe öptü.