Hastalığın hızlıca yayılmasını önlemek kolay bir görev değildi.
- To prevent the disease from spreading quickly was not an easy task.
O, söylentinin yayılmasını engellemeye çalıştı.
- She tried to prevent the rumor from spreading.
Tom Mary hakkında yalanları yaymakla suçluydu.
- Tom was guilty of spreading lies about Mary.
Bu haberi kim yayıyor olabilir?
- Who could be spreading that news?
O, ayartıcı ahlakla ve tehlikeli fikirleri yaymakla suçlandı.
- He was accused of corrupting morals and spreading dangerous ideas.
Tom Mary hakkında söylentiler yaymaya başladı.
- Tom has been spreading rumors about Mary.
... They're spreading the word about it. ...
... fire spreading where's the doctor ...