yüzleşme

listen to the pronunciation of yüzleşme
Турецкий язык - Английский Язык
confrontation

I know from experience that such confrontations never end well. - Tecrübelerden biliyorum ki, böyle yüzleşmeler asla iyi bitmez.

facedown
face off
zap
yüzleşmek
face

If you want freedom, you'll have to face your parents. - Eğer özgürlük istiyorsan, ebeveynlerinle yüzleşmek zorunda kalacaksın.

Those selected will have to face extensive medical and psychological tests. - Seçilmiş olanlar kapsamlı tıbbi ve psikolojik testlerle yüzleşmek zorunda kalacak.

yüz
hundred

I would love to write hundreds of sentences on Tatoeba, but I've got things to do. - Tatoeba'ya yüzlerce cümle yazmak isterdim ama yapmam gereken şeyler var.

The airplane flies at a speed of five hundred kilometers per hour. - Uçak saatte beş yüz kilometre hızla uçar.

yüz
face

The girl fainted, but she came to when we threw water on her face. - Kız bayıldı, fakat biz onun yüzüne su döktüğümüzde o kendine geldi.

Women really are quite dangerous. The more I think about this, the more I'm able to understand the reasoning behind face covering. - Kadınlar gerçekten oldukça tehlikeliler. Bu konuda ne kadar çok düşünürsem, o kadar çok yüz örtüsünün arkasındaki nedeni anlayabileceğim.

yüz
front

Tom could hear a commotion in front of his house, so he went outside to see what was happening. - Tom evinin önünde bir kargaşa duyabiliyordu, bu yüzden neler olduğunu görmek için dışarı çıktı.

The truth is in front of her face. - Gerçek onun yüzünün önünde.

yüz
countenance
yüz
one hundred

One hundred and fifty people entered the marathon race. - Yüz elli kişi maraton yarışına girdi.

Ten, twenty, thirty, forty, fifty, sixty, seventy, eighty, ninety, one hundred. - On, yirmi, otuz, kırk, elli, altmış, yetmiş, seksen, doksan, yüz.

yüz
facial

I have a facial boil. There's a painful lump at the back of one nostril. - Bir yüz çıbanım var.Bir burun deliğinin arkasında acılı bir yumru var.

Her facial expression was more sour than a lemon. - Onun yüz ifadesi bir limondan daha ekşiydi.

yüz
cheek

Gluteus Maximus was one of the cheekiest Roman emperors. - Gluteus Maximus, en yüzsüz Roma imparatorlarından biriydi.

My brother got cheeky. - Erkek kardeşim yüzsüzleşti.

yüz
cast of features
yüz
obverse
yüzleşmek
to meet face to face, to confront one another
yüz
(Teknik,Tekstil) good side
yüz
facade
yüz
frontage
yüz
feature

He has really soft facial features. - O gerçekten yumuşak yüz hatlarına sahip.

Tom's facial features and mannerisms are very much like those of his father. - Tom'un yüz hatları ve tavırları babasınına çok benzer.

yüz
features

Tom's facial features and mannerisms are very much like those of his father. - Tom'un yüz hatları ve tavırları babasınına çok benzer.

He has really soft facial features. - O gerçekten yumuşak yüz hatlarına sahip.

yüz
(Bilgisayar) sides

Econony and quality are not opposites, but rather two sides of the same coin. - Ekonomi ve kalite karşıt değildir, aynı madalyonun iki yüzüdür.

No matter how flat you make a pancake, it always has two sides. - Bir gözlemeyi ne kadar düz yaparsanız yapın, onun her zaman iki yüzü vardır.

yüz
face side
yüz
(Arkeoloji) façade
yüz
impudence
yüz
figure

I figured Tom would mess up again. - Tom'un tekrar yüzüne gözüne bulaştıracağını düşündüm.

The most important figure of mathematics of the nineteenth century is, undoubtedly, Gauss. - On dokuzuncu yüzyılın matematiğinin en önemli figürü kesinlikle, Gauss.

yüz
frostbite
yüzleşmek
meet face to face
yüzleşmek
confront one another
yüzleşmek
come up again
yüz
snoot
yüz
visage

Tom's face lost its passive visage and revealed his horror and disgust. - Tom'un yüzü pasif görüntüsünü kaybetti ve korku ve nefretini açığa vurdu.

yüz
{f} floating

A ball is floating down the river. - Bir top nehirden aşağı doğru yüzüyordu.

The fisherman saved himself by means of a floating board. - Balıkçı kendini yüzen bir tahta vasıtasıyla kurtardı.

yüz
frontispiece
yüz
{f} swum

He had not swum more than a few yards before one of the skulking ground sharks had him fast by the upper part of the thigh. - Saklanan zemin köpek balıklarından biri onu uyluğun üst kısmından hızla yakalamadan önce o birkaç yardadan daha fazla yüzmemişti.

I haven't swum in the ocean since I left Florida. - Florida'yı terkettiğimden beri okyanusta yüzmedim.

yüz
physiognomy
yüz
{f} swim

When can I swim here? - Ne zaman burada yüzebilirim?

John is in the swimming club. - John yüzme kulübündedir.

yüz
puss
yüz
side

He put on his sweater wrong side out. - O kazağını ters yüz giydi.

Tom plunged into the water and swam to the other side. - Tom suya daldı ve diğer tarafa yüzdü.

yüz
swam

He swam across the river. - O, nehir boyunca yüzdü.

She swam across the river. - O, nehri yüzerek geçti.

yüz
{f} swimming

John is in the swimming club. - John yüzme kulübündedir.

When I was a child, I often went swimming in the sea. - Ben bir çocukken çoğu zaman denizde yüzmeye gittim.

yüz
to face

They stood face to face. - Onlar yüz yüze durdu.

You ought to face the stark reality. - Yalın gerçeklikle yüz yüze gelmelisin.

yüzleşmek
be confronted
yüz
face (of a person or animal)
yüz
favor

The floor was strewn with party favors: torn noisemakers, crumpled party hats, and dirty Power Ranger plates. - Yer partiden kalanlar yüzünden dağınıktı: Yırtık gürültüyapıcılar, kırışık parti şapkaları, ve kirli Power Ranger tabakları.

Eugenia shared with us her favorite oils for cleaning the face and protecting the skin. - Eugenia yüzü temizlemek ve cildi korumak için en sevdiği yağları bizimle paylaştı.

yüz
{i} dial

Strictly speaking, Chinese consists of hundreds of dialects. - Aslına bakarsan, Çinçe yüzlerce lehçeden oluşur.

yüz
{f} float

A ball is floating down the river. - Bir top nehirden aşağı doğru yüzüyordu.

The boat was broken by the floating ice. - Tekne yüzen bir buz tarafından parçalandı.

yüz
cloth which encloses the stuffing of a cushion or pillow, case; mattress ticking; cloth used to cover a chair or sofa, upholstery, upholstering
yüz
face (the front, exposed, finished, dressed, or otherwise specially prepared surface of something): kumaşın yüzü the face of the cloth. dağın kuzey yüzü the north face of the mountain. binanın yüzü the building's façade. paltonun yüzü the outer side of the coat
yüz
sense of shame, shame: Sende hiç yüz yok mu? Have you no shame? Ne yüzle ondan böyle bir şey isteyebilirsin? How can you have the gall to ask her for such a thing?
yüz
{i} phiz
yüz
surface: suyun yüzü the surface of the water
yüz
hecto
yüz
kisser
yüz
mien
yüz
side: ırmağın öte yüzünde on the other side of the river. problemin bu yüzü this aspect of the problem
yüz
cutting edge, face (of a knife blade or other sharp tool)
yüz
face, mug; (bina) façade; (para, madalya, vb.) obverse; surface; impudence, cheek; facial
yüz
fivescore
yüz
brow
yüzleşmek
to meet face to face; to meet (someone) face to face
Турецкий язык - Турецкий язык
Yüzleşmek işi
yüz
Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı
yüz
On kere on, doksan dokuzdan bir artık
yüz
Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat: "Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor."- S. F. Abasıyanık
yüz
Yüzey, satıh
yüz
Kez, kere kelimeleri ile birlikte kullanılarak yapılan işin çokluğunu abartmalı bir biçimde anlatır: "Hikmet Beyin kurum ve edası, her zamankinden belki yüz kat üstündü."- S. M. Alus
yüz
Kesici araçlarda keskin kenar
yüz
Bu sayıyı gösteren 100, C rakamlarının adı
yüz
Bir şeyin ön tarafta bulunan bölümü, cephe
Yüz
beniz
Yüz
duluk
Yüz
(Osmanlı Dönemi) LEÇ
yüz
Yapı cephesi
yüz
Kez, kere kelimeleri ile birlikte kullanılarak yapılan işin çokluğunu abartmalı bir biçimde anlatır
yüz
Keskin kenar
yüz
Birinin görülegelen veya umulan hoşgörürlüğüne güvenilerek gösterilen cüret
yüz
Nedeniyle, sebebiyle: "Bu yüzden Fuat Köprülü ile çatışmaya başlamışlardı gazetelerde."- Y. Z. Ortaç
yüz
Bir kumaşın dikiş sırasında dışa getirilen gösterişli bölümü
yüz
Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm
yüz
Bir şeyin görünen bölümünde kullanılan kumaş
yüz
Yastığa geçirilen kılıf
yüz
Utanma
yüz
Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat
yüz
Yapının cephesi
yüz
Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı ve bu sayıyı gösteren işaret, 100, C
yüz
Bir yapının dışa bakan düşey yüzeylerinin tümü
yüz
Yan, taraf
yüz
On kere on, doksan dokuzdan bir artık olan
yüz
Nedeniyle, sebebiyle
yüzleşmek
Yüz yüze gelmek
yüzleşmek
Bir olayı ileri sürenle, inkâr eden kimseler, yüz yüze gelerek sözlerini tekrarlamak
yüzleşme
Избранное