yüzlük

listen to the pronunciation of yüzlük
Турецкий язык - Английский Язык
hundred
(something) designed to hold one hundred things
note worth one hundred liras
(something) worth one hundred liras
(someone, something) who has reached or is past the age of a hundred, centenarian
(something) weighing one hundred grams or kilos
(Matematik) the hundred's place in a decimal
(a) centenarian
yüz
hundred

I would love to write hundreds of sentences on Tatoeba, but I've got things to do. - Tatoeba'ya yüzlerce cümle yazmak isterdim ama yapmam gereken şeyler var.

When angry, count ten; when very angry, a hundred. - Kızgınsan ona kadar; çok kızgınsan yüze kadar say.

yüz
face

I don't want to see your faces. - Yüzlerinizi görmek istemiyorum.

His face is distorted by pain. - Onun yüzü acıdan şekil değiştirmişti.

yüz
front

The truth is in front of her face. - Gerçek onun yüzünün önünde.

Tom could hear a commotion in front of his house, so he went outside to see what was happening. - Tom evinin önünde bir kargaşa duyabiliyordu, bu yüzden neler olduğunu görmek için dışarı çıktı.

yüz
countenance
yüz
facial

Observe his facial reaction when we mention a price. - Biz bir fiyattan bahsettiğimizde onun yüz tepkimesini gözlemle.

I have a facial boil. There's a painful lump at the back of one nostril. - Bir yüz çıbanım var.Bir burun deliğinin arkasında acılı bir yumru var.

yüz
one hundred

Ten, twenty, thirty, forty, fifty, sixty, seventy, eighty, ninety, one hundred. - On, yirmi, otuz, kırk, elli, altmış, yetmiş, seksen, doksan, yüz.

One hundred and fifty people entered the marathon race. - Yüz elli kişi maraton yarışına girdi.

yüz
cheek

My brother got cheeky. - Erkek kardeşim yüzsüzleşti.

Gluteus Maximus was one of the cheekiest Roman emperors. - Gluteus Maximus, en yüzsüz Roma imparatorlarından biriydi.

yüz
obverse
yüz
cast of features
yüz
facade
yüz
(Bilgisayar) sides

Are the Bush administration and al-Qaida the two sides of the same coin? - Bush yönetimi ve El Kaide aynı madalyonun iki yüzü müdür?

Life and death are two sides of the same coin. - Yaşam ve ölüm aynı madalyonun iki yüzüdür.

yüz
figure

I figured Tom would mess up again. - Tom'un tekrar yüzüne gözüne bulaştıracağını düşündüm.

I figured Tom wasn't going to go, so I went. - Tom'un gitmeyeceğini düşündüm, bu yüzden ben gittim.

yüz
impudence
yüz
(Arkeoloji) façade
yüz
feature

Tom's facial features and mannerisms are very much like those of his father. - Tom'un yüz hatları ve tavırları babasınına çok benzer.

He has really soft facial features. - O gerçekten yumuşak yüz hatlarına sahip.

yüz
face side
yüz
(Teknik,Tekstil) good side
yüz
frontage
yüz
features

Tom's facial features and mannerisms are very much like those of his father. - Tom'un yüz hatları ve tavırları babasınına çok benzer.

He has really soft facial features. - O gerçekten yumuşak yüz hatlarına sahip.

yüz
frostbite
yüz
{f} floating

A white cloud is floating in the blue summer sky. - Beyaz bir bulut mavi yaz gökyüzünde yüzüyordu.

A ball is floating down the river. - Bir top nehirden aşağı doğru yüzüyordu.

yüz
frontispiece
yüz
{f} swim

John is in the swimming club. - John yüzme kulübündedir.

To swim in the ocean is my greatest pleasure. - Okyanusta yüzmek benim en büyük zevkimdir.

yüz
puss
yüz
snoot
yüz
swam

Would you mind if I swam in your pool? - Havuzunuzda yüzebilir miyim?

He swam across the river. - O, nehir boyunca yüzdü.

yüz
visage

Tom's face lost its passive visage and revealed his horror and disgust. - Tom'un yüzü pasif görüntüsünü kaybetti ve korku ve nefretini açığa vurdu.

yüz
{f} swum

Tom has never swum in our pool. - Tom bizim havuzda hiç yüzmedi.

I haven't swum since last summer. - Geçen yazdan beri yüzmedim.

yüz
physiognomy
yüz
side

He put on his sweater wrong side out. - O kazağını ters yüz giydi.

There are two sides to every question. - Her öykünün bir de diğer yüzü vardır.

yüz
{f} swimming

I prefer swimming to skiing. - Yüzmeyi kaymaya tercih ederim.

In swimming pools, water is continuously pumped through a filter. - Yüzme havuzlarında, su sürekli olarak filtrelerden pompalanır.

yüz
to face

You ought to face the stark reality. - Yalın gerçeklikle yüz yüze gelmelisin.

The two lovers sat face to face, drinking tea. - İki âşık yüz yüze oturdular,çay içtiler.

yüz
{f} float

A ball is floating down the river. - Bir top nehirden aşağı doğru yüzüyordu.

The fisherman saved himself by means of a floating board. - Balıkçı kendini yüzen bir tahta vasıtasıyla kurtardı.

yüz
hecto
yüz
favor

I used to love swimming. It was my favorite sport in high school. - Ben yüzmeyi severdim. O, lisede favori sporumdu.

One hundred is my favorite number. - Yüz, benim en sevdiğim sayıdır.

yüz
sense of shame, shame: Sende hiç yüz yok mu? Have you no shame? Ne yüzle ondan böyle bir şey isteyebilirsin? How can you have the gall to ask her for such a thing?
yüz
{i} dial

Strictly speaking, Chinese consists of hundreds of dialects. - Aslına bakarsan, Çinçe yüzlerce lehçeden oluşur.

yüz
{i} phiz
yüz
{i} mien
yüz
cutting edge, face (of a knife blade or other sharp tool)
yüz
surface: suyun yüzü the surface of the water
yüz
kisser
yüz
face, mug; (bina) façade; (para, madalya, vb.) obverse; surface; impudence, cheek; facial
yüz
side: ırmağın öte yüzünde on the other side of the river. problemin bu yüzü this aspect of the problem
yüz
face (of a person or animal)
yüz
cloth which encloses the stuffing of a cushion or pillow, case; mattress ticking; cloth used to cover a chair or sofa, upholstery, upholstering
yüz
face (the front, exposed, finished, dressed, or otherwise specially prepared surface of something): kumaşın yüzü the face of the cloth. dağın kuzey yüzü the north face of the mountain. binanın yüzü the building's façade. paltonun yüzü the outer side of the coat
yüz
brow
yüz
fivescore
Турецкий язык - Турецкий язык
On kuralına göre yazılmış bir tam sayıda sağdan sola doğru üçüncü basamak
Yüzü, yüz tanesi bir arada olan
Yüz lira değerinde olan para
yüzlük birimler bölüğü
Yüzde dokuz yüz doksan dokuza kadar olan sayılar bölüğü
yüz
Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı
yüz
On kere on, doksan dokuzdan bir artık
yüz
Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat: "Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor."- S. F. Abasıyanık
yüz
Kesici araçlarda keskin kenar
yüz
Kez, kere kelimeleri ile birlikte kullanılarak yapılan işin çokluğunu abartmalı bir biçimde anlatır: "Hikmet Beyin kurum ve edası, her zamankinden belki yüz kat üstündü."- S. M. Alus
yüz
Bu sayıyı gösteren 100, C rakamlarının adı
yüz
Bir şeyin ön tarafta bulunan bölümü, cephe
yüz
Yüzey, satıh
Yüz
(Osmanlı Dönemi) LEÇ
Yüz
duluk
Yüz
beniz
beş yüzlük
Beş yüz liralık bütün kâğıt para
beş yüzlük
İçinde beş yüz tane bulunan
yüz
Yapı cephesi
yüz
Kez, kere kelimeleri ile birlikte kullanılarak yapılan işin çokluğunu abartmalı bir biçimde anlatır
yüz
Birinin görülegelen veya umulan hoşgörürlüğüne güvenilerek gösterilen cüret
yüz
Nedeniyle, sebebiyle: "Bu yüzden Fuat Köprülü ile çatışmaya başlamışlardı gazetelerde."- Y. Z. Ortaç
yüz
Nedeniyle, sebebiyle
yüz
Bir kumaşın dikiş sırasında dışa getirilen gösterişli bölümü
yüz
Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm
yüz
Bir şeyin görünen bölümünde kullanılan kumaş
yüz
Yastığa geçirilen kılıf
yüz
Utanma
yüz
Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat
yüz
Yapının cephesi
yüz
Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı ve bu sayıyı gösteren işaret, 100, C
yüz
Bir yapının dışa bakan düşey yüzeylerinin tümü
yüz
Yan, taraf
yüz
On kere on, doksan dokuzdan bir artık olan
yüz
Keskin kenar
yüzlük
Избранное