Köpek güçlükle nefes aldı.
- The dog breathed with difficulty.
Onlar öğretmenlerinin sorusuna güçlükle cevap verdi.
- They answered their teacher's question with difficulty.
Köpek güçlükle nefes aldı.
- The dog breathed with difficulty.
Ödevimi güçlükle bitirdim.
- I finished my homework with difficulty.
Sorularımı zorlukla yanıtladılar.
- They answered my questions with difficulty.
Ben sınavı zorlukla geçtim.
- I passed the examination with difficulty.
Tom bizim en çetin işçilerimizden biridir.
- Tom is one of our hardest workers.
Tom her zaman iş başında çetin.
- Tom is always hard at work.
O, yumurtalarını katı haşlanmış seviyor.
- She likes her eggs hard-boiled.
Yumurtamı katı kaynat lütfen.
- Boil my eggs hard, please.
İngilizce çok zor, değil mi?
- English is pretty hard, isn't it?
Yabancı dil öğrenmek zordur.
- It's hard to learn a foreign language.
Tom tekrar yüzmeye gitme fırsatını güçlükle bekleyebiliyordu.
- Tom could hardly wait for the chance to go swimming again.
Bazı yıldızlar çıplak gözle güçlükle görülebilmektedir.
- Some stars are hardly visible to the naked eye.
Kader bana acımasız bir ders verdi.
- Fate taught me a hard lesson.
O acımasız öğretmenin bugün bize zor bir test vereceğinden oldukça eminim.
- I'm pretty sure that that mean teacher will give us a hard test today.
Seni anlamak gerçekten çok zor.
- Understanding you is really very hard.
Övgü öğrencileri çok çalışmaya teşvik eder.
- Praise stimulates students to work hard.
O, kimsenin hayal edemeyeceği en büyük sıkıntıya katlandı.
- He put up with the greatest hardship that no one could imagine.
Büyükannem biraz ağır işitir. Yani hafifçe sağırdır.
- My grandmother is hard of hearing. In other words she is slightly deaf.
Dün şiddetli yağmur yağdı.
- It rained hard yesterday.
Yağmur iyi ve şiddetli yağıyordu.
- It was raining good and hard.
Yaşlı adam duymakta zorlanıyor.
- The old man was hard of hearing.
Söylediği şeyi zorla anlayabildim.
- I could hardly make out what she said.
Neredeyse hiç kimse bu hayvanı yakından görmedi.
- Hardly anyone has seen this animal up close.
Tom'un neredeyse hiç yakın arkadaşı yok.
- Tom has hardly any close friends.
Tom kulağı ağır işitiyor gibi davranıyordu.
- Tom pretended to be hard of hearing.
Çok çalışıyorsun. Bir süre ağırdan al.
- You are working too hard. Take it easy for a while.
His degree was hard earned.
He made his way hardly through the enemies to the castle.
... available, more difficulty in finding things that are ...
... And desirable difficulty is a class ...