uygunsuz

listen to the pronunciation of uygunsuz
Турецкий язык - Английский Язык
inconvenient

He has to go to the bathroom right when the food's being served. He's always doing things at such inconvenient times. - O, yemek sunulduğunda doğru tuvalete gitmek zorunda. O hep böyle uygunsuz zamanlarda bir şeyler yapıyor.

They came at an inconvenient time. - Onlar uygunsuz bir vakitte geldiler.

unsuitable

In my opinion, this is quite unsuitable. - Bence, bu oldukça uygunsuzdur.

In my opinion, it's quite unsuitable. - Bence, o oldukça uygunsuz.

improper

Are you suggesting I behaved improperly? - Uygunsuz davrandığımı mı düşünüyorsun?

Something improper was going on. - Uygunsuz bir şey devam ediyordu.

out of place

This large sofa would be out of place in a small room. - Bu büyük kanepe küçük bir odada uygunsuz olurdu.

Tom's noticed something was out of place. - Tom bir şeyin uygunsuz olduğunu fark etti.

awkward

The girl made an awkward bow. - Kız uygunsuz bir selamlama yaptı.

He asked an awkward question. - O uygunsuz bir soru sordu.

inappropriate

Tom used inappropriate language. - Tom uygunsuz dil kullandı.

Tom laughed loudly and inappropriately. - Tom yüksek sesle ve uygunsuz bir biçimde güldü.

out of joint
discordant
way
untimely
gauche
inept
unfortunate
in bad taste
unproper
anomalous
objectionable
out of turn
wildcat
inexpedient
unhandsome
inappropriate, unsuitable, inconvenient; improper, indecent, obnoxious; inept, out of turn, out of place, untimely
objectionable, dishonest; discreditable
inappropriate, unsuitable; unfitting, unseemly
ineligible
inapposite
incongruous
infelicitous
impolitic
incorrect
unseemly
derogatory
indecorous
indecent

It's an indecent proposition. - Bu uygunsuz bir öneri.

Slanderous, defamatory, obscene, indecent, lewd, pornographic, violent, abusive, insulting, threatening and harassing comments are not tolerated. - İftira niteliğinde, küçük düşürücü, müstehcen, uygunsuz, iffetsiz, pornografik, şiddet, suistimal, hakaret, tehdit ve taciz yorumlarına katlanılmaz.

indelicate
illegitimate
near the knuckle
wrong
{s} obnoxious

Tom laughed obnoxiously. - Tom uygunsuz olarak güldü.

soil corers
unhappy
inharmonious
inopportune

Tom came at an inopportune time. - Tom uygunsuz bir zamanda geldi.

He came at an inopportune time. - O uygunsuz bir zamanda geldi.

unfitting
incongruent
dissatisfactory
undue
unworthy
unearthly

Why did you call me at this unearthly hour? - Niçin beni bu uygunsuz saatte aradın?

She called me at an unearthly hour last night. - Dün gece uygunsuz bir zamanda beni aradı.

unfit
not done
inappropriate of
out of order
lewd

Slanderous, defamatory, obscene, indecent, lewd, pornographic, violent, abusive, insulting, threatening and harassing comments are not tolerated. - İftira niteliğinde, küçük düşürücü, müstehcen, uygunsuz, iffetsiz, pornografik, şiddet, suistimal, hakaret, tehdit ve taciz yorumlarına katlanılmaz.

ill-suited

This conversation was so plainly ill-suited to the family circle.

awk
{s} untoward
inconsonant
{s} unchristian
unapt
{s} unpropitious
{s} unbefitting
{s} malapropos
unbeseeming
unmeet
{s} unbecoming

Her dress was very unbecoming. - Onun elbisesi çok uygunsuzdu.

uncalled for
risque
disorderly
inapt
uygunsuz bir biçimde
inconveniently
uygunsuz bir biçimde
inopportunely
uygunsuz bir halde
discordantly
uygunsuz bir halde
ineptly
uygunsuz bir şekilde
unbecomingly
uygunsuz bir şekilde
improperly
uygunsuz hareket
(Askeri,Ticaret) misconduct
uygunsuz hareket
faux pas
uygunsuz olarak
wryly
uygunsuz olarak
obnoxiously
uygunsuz olma
indecorum
uygunsuz olmak
be out of order
uygunsuz şakalar yapan
facetious
uygunsuz durum
inconvenience
uygunsuz (söz/davranış)
out of line
uygunsuz bir zamanda
at an unearthly hour
uygunsuz birleşme
mismatching
uygunsuz birliktelik
misalliance
uygunsuz davranış
unbecoming behavior
uygunsuz davranış
indecorum
uygunsuz davranış
improper conduct
uygunsuz davranış
(Hukuk) improper action
uygunsuz duygu
(Pisikoloji, Ruhbilim) inappropriate affect
uygunsuz duygulanım
(Pisikoloji, Ruhbilim) inappropriate affect
uygunsuz döviz kuru
(Ticaret) unfavourable exchange rate
uygunsuz evlilik
mismarriage
uygunsuz görerek
deprecatingly
uygunsuz kadın
prostitute
uygunsuz kalite beton
(İnşaat) concrete of inadequate quality
uygunsuz kısımları çıkarmak
bowdlerize
uygunsuz teklif
proposition
uygunsuz teklifte bulunmak
proposition
uygunsuz teklifte bulunmak
to proposition
uygunsuz vaziyette
(catching someone) in a compromising situation, in flagrante delicto, flagrante delicto
uygunsuz zaman
unearthly hour
uygunsuz zamanda
untimely
patavatsız, densiz; uygunsuz
gauche, dense; inappropriate
tane dağılımı uygunsuz kum
badly graded sand
yasa dışı ve uygunsuz ticaret yapmak
(Hukuk) trafficking
Турецкий язык - Турецкий язык
Kötü davranışlarda bulunan, çirkin hareketleri olan: "Birtakım uygunsuz, meymenetsiz heriflerle geziyormuş."- H. Taner
Kötü davranışlarda bulunan, çirkin hareketleri olan
Uymayan, yakışık almayan, yaraşmayan, münasebetsiz
Uymayan, yakışık almayan, yaraşmayan, münasebetsiz: "Uygunsuz dediğim vakalardan biri bir salon oyunu yüzünden çıkmıştır."- R. N. Güntekin
namünasip
uygunsuz kadın
Yasa dışı yollarda cinsel hayatını yaşayan kadın
Английский Язык - Турецкий язык

Определение uygunsuz в Английский Язык Турецкий язык словарь

unfortunate talihsiz, sanssiz, bahtsiz; yersiz, uygunsuz
şanssız, bahtsız kimse, kara bahtlı
uygunsuz
Избранное