to feign

listen to the pronunciation of to feign
Английский Язык - Турецкий язык
gelmek
act
{i} eylem

Küresel ısınmanın insan eylemlerinin sonucu olduğunu düşünüyor musunuz? - Do you believe global warming is the result of human actions?

Eylemciler en son Brezilya'nın uzak, ormanlık bir köşesinde görüldüler. - The activists were last seen in a remote, forested corner of Brazil.

act
(isim) hareket, davranış, amel, fiil; oyun, numara, rol, perde [tiy.]; eylem; kanun, yasa, resmi yazı; cinsel ilişki
act
{i} davranış

Onun davranışları beni rahatsız ediyor. - Her actions disturb me.

Davranışlarımı açıklamak benim için zor. - It's hard for me to explain my actions.

act
{i} rol yapma, oyun
act
{i} kanun

Newton'un üçüncü hareket kanununa göre her eylemin eşit ve zıt tepkisi vardır. - According to Newton's Third Law of Motion Every action has an equal and opposite reaction.

İşe git, çocuklarını okula gönder. Modayı takip et, normal hareket et, kaldırımda yürü, televizyon izle. Yaşlılığın için para biriktir. Kanunlara uy. Benimle birlikte tekrarla: Ben özgürüm. - Go to work, send your kids to school. Follow fashion, act normal, walk on the pavements, watch TV. Save for your old age. Obey the law. Repeat with me: I am free.

act
{i} numara

Dan hasta numarası yapmadı bile. - Dan didn't even act sick.

Onlardan biri bir aktör, birini öldürme numarası yapacak. - One of them is an actor, who is going to pretend to murder someone.

act
{i} fiil
feign
yalandan yap
feign
numarası yapmak
feign
taslamak
feign
vurmak
act
sahne

Jane öğrencilerin sahnede iyi rol yaptıklarını gördü. - Jane saw the students acting well on the stage.

Aktris, sahne üzerinde geriye düştü. - The actress fell backward over the stage.

act
davranmak

Çocuklar yetişkinler gibi davranmak isterler. - Children want to act like grown-ups.

Çocuk gibi davranmaktan vazgeç. - Quit acting like a child.

act
(rol) oynamak
act
yasa

Fahişelik, kumar, uyuşturucu madde kullanımı, sarhoşluk, düzeni bozmak ve diğer yasadışı etkinlikler kesinlikle yasaklanmıştır. - Prostitution, gambling, the use of narcotic substances, drunkenness, disorder, and all other illegal activities are STRICTLY FORBIDDEN.

Avukat müvekkilinin yasal yollara başvurmasını tavsiye etti. - The lawyer recommended his client to take legal action.

act
etki yapmak
feign
(bahane/vb.) uydurmak
feign
gibi yapmak
act
{f} rol oynamak
act
(fiil) davranmak, hareket etmek; oynamak, numara yapmak, numarası yapmak,rol yapmak, rol oynamak; etki etmek; görevini yapmak
act
{f} numara yapmak
act
(Avrupa Birliği) hareket,iş,fiil;belge;kanun,yasa
act
insan kudretinden üstün afet
act
{f} oynamak

Filmde oynamak ister misin? - Do you want to act in a movie?

feign
{f} rol yapmak
feign
olduğundan başka görünmek
feign
yapar gibi görünmek
feign
numarası yap

Tom kayıtsızlık numarası yapmaya çalıştı. - Tom tried to feign indifference.

Hastanın hasta numarası yapmadığını nasıl biliyorsunuz? - How do you know that the patient is not feigning illness?

feign
feiningly sahte olarak
feign
{f} uydurmak

Hastalık uydurmak anlamsızdır. - It's futile to feign illness.

feign
{f} yalandan yapmak
feign
hile ile
feign
{f} (yapar) gibi görünmek, ... numarası yapmak
feign
feign madness deli taklidi yapmak
Английский Язык - Английский Язык
feine
feyne
counterfeit
act

He acted the angry parent, but was secretly amused.

To dissemble; to conceal

Jessica feigned the fact that she had not done her homework.

If someone feigns a particular feeling, attitude, or physical condition, they try to make other people think that they have it or are experiencing it, although this is not true. One morning, I didn't want to go to school, and decided to feign illness `Giles phoned this morning,' Mirella said with feigned indifference. = affect. to pretend to have a particular feeling or to be ill, asleep etc (feindre, from fingere )
make believe with the intent to deceive; "He feigned that he was ill"; "He shammed a headache"
{v} to pretend, devise, invent, make
make believe with the intent to deceive; "He feigned that he was ill"; "He shammed a headache
make a pretence of; "She assumed indifference, even though she was seething with anger"; "he feigned sleep"
To give a mental existence to something that is not real or actual; to imagine; to invent; to pretend; to form and relate as if true
{f} fake, pretend; make up, fabricate; imitate
To represent by a false appearance of; to pretend; to counterfeit; as, to feign a sickness
To give a mental existence to, as to something not real or actual; to imagine; to invent; hence, to pretend; to form and relate as if true
To represent by a false appearance of; to pretend; to counterfeit
to feign
Избранное