tarafsızca

listen to the pronunciation of tarafsızca
Турецкий язык - Английский Язык
objectively

It is difficult to objectively analyze one's own beliefs. - Birinin kendi inançlarını tarafsızca analiz etmesi zordur.

Some cultures are objectively better than others. - Bazı kültürler tarafsızca diğerlerinden daha iyidir.

neutrally
detachedly
fairly

Tom was treated fairly. - Tom'a tarafsızca davranıldı.

dispassionately
indifferently
evenly
candid
taraf
{i} party

The party was organized by Mac. - Parti Mac tarafından organize edildi.

The party was hosted by Dan. - Partiye Dan tarafından ev sahipliği yapıldı.

taraf
side

In America cars drive on the right side of the road. - Amerika'da arabalar yolun sağ tarafını kullanırlar.

Everyone is a moon, and has a dark side which he never shows to anybody. - Herkes bir aydır, ve herhangi birine asla göstermeyeceği karanlık bir tarafı vardır.

taraf
way

Tom had a propensity for looking the other way when spoken to. - Tom'un, kendisiyle konuşulduğunda başka bir tarafa bakma huyu vardı.

Would you mind looking the other way for just a minute while I change my clothes? - Elbiselerimi değiştirirken sadece bir dakika için diğer tarafa bakar mısın?

taraf
part

It was a mistake on their part. - Onların tarafında bir hataydı.

I intend to take my position as a third party. - Üçüncü bir taraf olarak pozisyon almaya niyetliyim.

taraf
{i} facet
taraf
{i} end

Tom dog paddled toward the shallow end of the pool. - Tom havuzun sığ tarafına doğru köpekleme yüzdü.

I'm getting endlessly annoyed by this foolishness. - Bu aptallık tarafından sonsuz bir şekilde rahatsız oluyorum.

taraf
{i} hand

Tom can't swim at all. On the other hand, he is a good baseball player. - Tom hiç yüzemez. Diğer taraftan, o iyi bir beyzbol oyuncusudur.

On the other hand, there are some disadvantages. - Diğer taraftan, bazı dezavantajları var.

taraf
district
taraf
backside
taraf
favour
taraf
(Ticaret) stakeholder
taraf
streak
taraf
outside

Sami was spotted by police outside a gas station. - Sami, polis tarafından bir benzin istasyonunun dışında fark edildi.

I was distracted by those protesters outside. - Benim dışarıda bu protestocular tarafından dikkatim dağıtıldı.

taraf
behalf

I'm calling you on behalf of Mr. Simon. - Bay Simon tarafından arıyorum sizi.

taraf
{i} contractor
taraf
behalf: Dayım tarafından geliyorum, sizden bir ricası var. I've come on behalf of my uncle to ask a favor of you
taraf
side; part, portion; area, region; direction: Sandığın üst tarafı ceviz. The top part of the chest is walnut. Şehrin o tarafında oturuyor. She lives over in that part of town. Ne taraftansın? What part of the country are you from? Fatih taraflarında bir yerde oturuyor. He lives somewhere in the neighborhood of Fatih. Seni her tarafta aradım. I've been looking for you everywhere. Boğaz'ın Asya tarafında on the Asian side of the Bosphorus. Sağ tarafına bak! Look to your right! Rüzgâr ne taraftan esiyor? What direction's the wind blowing from? Nehir tarafına doğru gidiyordu. He was heading towards the river
taraf
side (one particular side, position, or group as opposed to another): işin kötü tarafı the unpleasant side of the matter. Bizim taraf maçı kazandı. Our side won the match. Onun baba tarafında delilik var. There's madness on his father's side of the family. O meseleye ne taraftan bakarsan bak halledilmesi imkânsız. No matter how you look at it, that problem remains insoluble. Herif bir taraftan parasızlıktan yakınıyor, öbür taraftan kalkıp karısına kürk manto alıyor! The fellow complains about his lack of money, and then he ups and buys his wife a fur coat! öte taraftan on the other hand
taraf
used with an adjective: Ucuz tarafından bir ayakkabı istiyorum. I want a cheap pair of shoes. Bunları ucuz tarafından aldın, değil mi? You bought these on the cheap, didn't you?
taraf
(denklem) member
taraf
used in formal language to indicate a person: Merhum zevcinizin evrakı tarafınıza gönderilmiştir. The papers of your late husband have been forwarded to you
taraf
party (to a contract, in a legal proceeding); litigant
taraf
used in formal language to show the agent of a passive verb: Bu nişan büyük babama padişah tarafından ihsan edilmiş. This medal was bestowed on my grandfather by the sultan. Ancak belediye encümeni tarafından onaylanmış ruhsatlar geçerli sayılacaktır. Only those permits which have received the approval of the municipal council will be deemed valid
taraf
side; aspect; direction; district; part
Турецкий язык - Турецкий язык

Определение tarafsızca в Турецкий язык Турецкий язык словарь

TARAF
(Osmanlı Dönemi) Yan, yön
TARAF
(Osmanlı Dönemi) Aralarında anlaşmazlık bulunan iki kişiden veya iki topluluktan her biri
TARAF
(Osmanlı Dönemi) Yer, memleket, ülke. Kıt'a
TARAF
(Osmanlı Dönemi) Taraftarlık, sahip çıkmak, korumak
Taraf
(Osmanlı Dönemi) HİZA
Taraf
(Osmanlı Dönemi) HAVZA
Taraf
(Osmanlı Dönemi) KIT'A
taraf
Ön, arka, sağ, sol, üst, alt vb. yanların her biri
taraf
Yön, yan, doğrultu: "Deniz tarafındaki çayırdan bir sürü koyun geçiyor."- M. Ş. Esendal
taraf
Bir şeyin belli bölümü, kısmı
taraf
İstekleri, düşünceleri karşıt olan iki kişiden veya iki topluluktan her biri
taraf
Yöre, yer: "Üsküdar tarafındaki evlerin camları kor gibi parlıyordu."- H. Taner. İstekleri, düşünceleri karşıt olan iki kişiden veya iki topluluktan her biri
taraf
Ön, arka, sağ, sol, üst, alt vb. yanların her biri: "Dört tarafı kesme billur kapaklı bir eski saat..."- R. H. Karay
taraf
Yöre, yer
taraf
Yön, yan, doğrultu
taraf
Bir kişinin soyundan gelenlerin hepsi
tarafsızca
Избранное