sonuçlandırılmamış

listen to the pronunciation of sonuçlandırılmamış
Турецкий язык - Английский Язык
unsealed
sonuç
conclusion

The conclusion reached by a study is People who think their feet are smelly, have smelly feet; people who think they aren't, don't. - Bir çalışma ile ulaşılan sonuç ayaklarının pis koktuğunu düşünen insanların kötü kokan ayakları vardır; ayaklarının kötü kokmadığını düşünen insanların yoktur.

Let's forget everything about that conclusion. - Bu sonuç hakkında her şeyi unutalım.

sonuç
result

Many diseases result from poverty. - Çoğu hastalık yoksulluktan sonuçlanır.

You shouldn't sleep with a coal stove on because it releases a very toxic gas called carbon monoxide. Sleeping with a coal stove running may result in death. - Kömür sobasıyla uyumamalısınız. Çünkü karbonmonoksit olarak adlandırılan çok zehirli bir gaz içerir. Kömür sobasıyla uyumak ölümle sonuçlanabilir.

sonuç
{i} consequence

This could have unintended consequences. - Bunun umulmadık sonuçları olabilir.

He who makes the mistake bears the consequences. - Hata yapan sonuçlarına katlanır.

sonuç
outcome

I never doubted the outcome. - Ben sonuçtan asla şüphe etmedim.

Regardless what you may do, the outcome will still be the same. - Yapabileceğiniz ne olursa olsun, sonuç hâlâ aynı olacaktır.

sonuç
{i} end

The peace talks ended in failure. - Barış görüşmeleri başarısızlıkla sonuçlandı.

He tried to kill himself but it ended in failure. - O, kendini öldürmeye çalıştı fakat o başarısızlıkla sonuçlandı.

sonuç
joy
sonuç
{i} success

I'm sure your efforts will result in success. - Çabalarının başarıyla sonuçlanacağından eminim.

He said to himself, Will this operation result in success? - Kendi kendine şöyle dedi: Bu operasyon başarıyla sonuçlanacak mı?

sonuç
result, consequence, outcome, conclusion, product, effect netice
sonuç
product
sonuç
payoff
sonuç
result, outcome, conclusion
sonuç
wrap-up
sonuç
effect

Cause and effect react upon each other. - Sebep ve sonuç birbirlerine tepki yaparlar.

If you do that, it will only bring about a contrary effect. - Eğer bunu yaparsan,bu sadece aksi sonuçlar doğuracak.

sonuç
{i} show

The results of Tom's biopsy show that the tumor is benign. - Tom'un biyopsi sonuçlarına göre, tümör iyi huyludur.

Her health screening showed no negative results. - Onun sağlık taraması olumsuz sonuçlar göstermedi.

sonuç
desition
sonuç
sequent
sonuç
after effect
sonuç
finish

Apply two coats of the paint for a good finish. - İyi bir sonuç için iki tabaka boya uygula.

sonuç
catastrophe
sonuç
desinence
sonuç
deduction
sonuç
(Denizbilim) conculusion
sonuç
(Bilgisayar) result at
sonuç
(Ticaret) score
sonuç
repercussion
sonuç
all in all

All in all, how many different schools have you attended? - Sonuçta, kaç tane farklı okula devam ettin?

sonuç
(Bilgisayar) farewell statement
sonuç
ending

The European Union is set up with the aim of ending the frequent and bloody wars between neighbours, which culminated in the Second World War. - Avrupa Birliği, ikinci dünya savaşı ile sonuçlanan sık ve kanlı komşu devletler arasındaki savaşları bitirme amacıyla kuruldu.

sonuç
find

Eventually it was possible to find a really satisfactory solution. - Sonunda gerçekten tatmin edici bir sonuç bulmak mümkündü.

You've always known that eventually everyone would find out. - Sonuçta herkesin öğreneceğini sen her zaman biliyordun.

sonuç
determination
sonuç
bottomline
sonuç
(Ticaret) performance
sonuç
resultant 
sonuç
rowen
sonuç
(Ticaret) output
sonuç
{i} issue
sonuç
bottom line
sonuç
fruit

Your effort will surely bear fruit. - Çabanız mutlaka sonuç verecek.

Let's stop this fruitless argument. - Bu sonuçsuz argümanı bırakalım.

sonuç
avail
sonuç
inference
sonuç
hangover
sonuç
ramification

Sami didn't fully understand the ramifications of his actions. - Sami kendi eylemlerinin sonuçlarını tam olarak anlamadı.

sonuç
event

Eventually it was possible to find a really satisfactory solution. - Sonunda gerçekten tatmin edici bir sonuç bulmak mümkündü.

Tom should eventually have enough money to buy Mary a diamond ring. - Tom'un sonuçta Mary'ye elmas bir yüzük alması için yeterli parası olmalıydı.

sonuç
child

She's still a child after all. - Sonuçta o hâlâ bir çocuk.

Sami had a relationship that resulted in a child. - Sami'nin bir çocukla sonuçlanan bir ilişkisi vardı.

sonuç
resultant
sonuç
{i} decision

That decision will have wide and serious consequences. - Bu kararın geniş ve ciddi sonuçları olacaktır.

That decision will have far-reaching and serious consequences. - O kararın geniş kapsamlı ve ciddi sonuçları olacaktır.

sonuç
result for
sonuç
result to
sonuç
to result
sonuç
{i} sequel
sonuç
spawn
sonuç
ultimate

Ultimately, he ended up going to school. - Sonuçta, okula gitmeye son verdi.

So ultimately, with Tatoeba we are only building the foundations… to make the Web a better place for language learning. - Yani sonuçta, Web'i dil öğrenmede daha iyi bir yer yapmak için biz Tatoeba ile sadece temelleri inşa ediyoruz.

sonuç
fruitage
sonuç
{i} finding
sonuç
success#
sonuç
deduct
sonuç
ate
sonuç
consequent
sonuç
{i} sum

I want to summarize the content of the presentation and draw a conclusion. - Sunumun içeriğini özetlemek ve bir sonuç çıkarmak istiyorum.

sonuç
close

The election results were extremely close. - Seçim sonuçları son derece yakın.

sonuç
{i} aftermath
sonuç
produce

After all, their form of transport produces no pollution at all. - Sonuçta, onların ulaşım formu hiç kirlilik üretmez.

Like causes produce like results. - Benzer sebepler benzer sonuçlar üretirler.

sonuç
denouement
sonuç
(Hukuk) outcome, conclusion
sonuç
corollary
sonuç
harvest
sonuç
log. conclusion
sonuç
{i} upshot
Турецкий язык - Турецкий язык

Определение sonuçlandırılmamış в Турецкий язык Турецкий язык словарь

Sonuç
netice
sonuç
Öz, özet
sonuç
Bir gelişim veya girişimden elde edilen şey
sonuç
Bir olayın doğurduğu başka bir olay veya durum, netice
sonuç
Bir gelişim veya girişimden elde edilen şey. Öz, özet
sonuç
Bir olayın doğurduğu başka bir olay veya durum, netice: "Her koşu beklenilmeyen, şaşırtıcı bir sonuç verebilirdi."- N. Cumalı
sonuç
Yazının veya sözün bitim bölümü
sonuçlandırılmamış
Избранное