sonlandırılıyor

listen to the pronunciation of sonlandırılıyor
Турецкий язык - Английский Язык
(Bilgisayar) finishing
quits
son
ultimate

The argument is rigorous and coherent but ultimately unconvincing. - Bu tartışma titiz ve tutarlı ama sonuçta inandırıcı.

Who will ultimately decide? - Eninde sonunda kim karar verecek?

son
recent

Recently, he's been drinking too much. - Son zamanlarda, o çok fazla içki içiyor.

Recently, the increasing diversity of computer use has extended far beyond the realms of the office. - Son zamanlarda, bilgisayar kullanımında artan çeşitlilik, ofis alanlarının çok ötesine uzandı.

son
end

Is there any end in sight to the deepening economic crisis? - Derinleşen ekonomik krizin görünürde bir sonu var mı?

In the near future, we will be able to put an end to AIDS. - Yakın gelecekte, AIDS'e son verebileceğiz.

son
{s} latest

Kelly's latest book appeared last week. - Kelly'nin son kitabı geçen hafta çıktı.

I just bought the latest version of this MP3 player. - Ben az önce bu MP3 çaların en son sürümünü satın aldım.

son
last

The last straw breaks the camel's back. - Devenin belini kıran son saman çöpü.

Advances in science and technology and other areas of society in the last 100 years have brought to the quality of life both advantages and disadvantages. - Son 100 yılın bilim ve teknoloji ve topluluğun diğer alanlarındaki gelişmeler hayat kalitesine hem avantajlar hem de dezavantajlar getirdi.

son
final

Because of hunger and fatigue, the dog finally died. - Açlıktan ve yorgunluktan dolayı, köpek sonunda öldü.

Finally we have learned the truth. - Sonunda,gerçeği öğrendik.

son
finish

Apply two coats of the paint for a good finish. - İyi bir sonuç için iki tabaka boya uygula.

Having finished my work, I left the office. - İşimi bitirdikten sonra bürodan ayrıldım.

son
result

You shouldn't sleep with a coal stove on because it releases a very toxic gas called carbon monoxide. Sleeping with a coal stove running may result in death. - Kömür sobasıyla uyumamalısınız. Çünkü karbonmonoksit olarak adlandırılan çok zehirli bir gaz içerir. Kömür sobasıyla uyumak ölümle sonuçlanabilir.

The situation resulted in violence. - Durum şiddetle sonuçlandı.

son
conclusion

Only after a long dispute did they come to a conclusion. - Ancak uzun bir tartışmadan sonra bir sonuca vardılar.

What led you to this conclusion? - Seni bu sonuca götüren nedir?

son
last; recent; latest; final; definitive; last; end, conclusion, close; ending; final; expiration; end, death; result; breakup; placenta, afterbirth
son
{i} close

Tom closed his diary after writing about that day's events. - Tom, o günkü olaylar hakkında yazdıktan sonra günlüğü kapattı.

The store is closed until further notice. - Bir sonraki duyuruya kadar mağaza kapalı.

son
{s} late

Did the error occur right from the start or later on? - When? - Hata baştan sağda mı yoksa sonradan mı meydana geldi? - Ne zaman?

He returned home three hours later. - Üç saat sonra eve geri döndü.

son
{i} ending

The small car boom is ending. - Küçük araba artışı sona eriyor.

He talked about ending the war in Korea. - Kore'deki savaşa son verme hakkında konuştu.

son
supreme

It made me supremely happy. - Bu beni son derece mutlu etti.

Son
to
son
terminatory
son
the last

The last straw breaks the camel's back. - Devenin belini kıran son saman çöpü.

Yesterday was the last day of school. - Dün okulun son günüydü.

son
breakup
son
(Tıp) secundines
son
expire

This offer expires on August 15, 1999. - Bu teklif 15 Ağustos 1999 yılında sona erecek.

My driver's license expires at the end of this month. - Sürücü lisansım bu ayın sonunda sona eriyor.

son
inappellable
son
tip
son
firm

Tom lost his job because the firm decided that a robot could do his job better. - Tom işini kaybetti. Çünkü firma bir robotun onun işini daha iyi yapabildiği sonucuna vardı.

Last summer, I finally left the firm that I had joined twelve years before. - Geçen yaz, sonunda on iki yıl önce katılmış olduğum firmadan ayrıldım.

son
(Tıp) sone

Monica Sone was a Japanese-American writer. - Monica Sone, Japon asıllı Amerikalı bir yazardı.

I heard there were many double suicides in Sonezaki. - Sonezaki'de birçok çift intihar olduğunu duydum.

son
concluding

I was too hasty in concluding that he was lying. - Onun yalan söylediği sonucuna varmada çok aceleci davrandım.

Members of the board will meet for a concluding session on March 27, 2013. - Yönetim kurulu üyeleri, 27 Mart 2013 tarihinde bir sonuç oturumu için bir araya gelecek.

son
{i} sunset

After sunset, a thin mist appeared over the field. - Gün batımından sonra, alanın üzerinde ince bir sis belirdi.

After Tom finished watering the plants, he sat down on the porch to enjoy the sunset. - Tom bitkileri sulamayı bitirdikten sonra, o, gün batımının keyfini çıkarmak için veranda da oturdu.

son
utter

Tom was utterly disappointed. - Tom son derece hayal kırıklığına uğradı.

He was utterly perplexed. - O son derece şaşırmıştı.

son
(Denizbilim) boundary
son
desistence
son
bottom

If your baby is prone to rashes, you may want to apply diaper cream, powder, or petroleum jelly after cleaning your baby's bottom. - Bebeğiniz pişiklere eğilimli ise, bebeğinizin altını temizledikten sonra bebek bezi kremi, toz veya vazelin uygulamak isteyebilirsiniz.

I'll bet my bottom dollar he'll succeed. - Onun başaracağına dair son dolarımla bahse girerim.

son
expiree
son
lag
son
water

The water pipes froze and then burst. - Su boruları dondu ve sonra patladı.

What would you like after dinner? Coffee, tea, or mint water? - Akşam yemeğinden sonra ne istersin? Kahve, çay ya da nane suyu?

son
desition
son
death

He took charge of the firm after his father's death. - Babasının ölümünden sonra firmanın sorumluluğunu o aldı.

He took charge of the firm after his father's death. - O, babasının ölümünden sonra firmanın sorumluluğunu üstüne aldı.

son
tail
son
(Bilgisayar) in the last

Tom has been convicted of drunken driving twice in the last four years. - Tom son dört yılda iki kez alkollü araba sürmekten mahkûm edildi.

This town hasn't changed much in the last ten years. - Bu kasaba son on yıl içerisinde çok fazla değişmedi.

son
cross-section
son
foot

Football is a simple game. 22 men chase a ball for 90 minutes, and at the end the Germans always win. - Futbol basit bir oyundur.22 Adam bir topun peşinden 90 dakika boyunca koşar ve sonunda hep Almanların kazandığı bir oyundur.

After slapping Tom's right cheek, Mary stomped on his left foot. - Mary, Tom'un sağ yanağına tokat attıktan sonra, sol ayağının üstünde tepindi.

son
culminate

The European Union is set up with the aim of ending the frequent and bloody wars between neighbours, which culminated in the Second World War. - Avrupa Birliği, ikinci dünya savaşı ile sonuçlanan sık ve kanlı komşu devletler arasındaki savaşları bitirme amacıyla kuruldu.

The celebrations culminated in a spectacular fireworks display. - Kutlamalar muhteşem bir havai fişek gösterisi ile sonuçlandı.

son
kiss-off
son
aftermath
son
lattermost
son
(deyim) fag-end
son
end-all
son
all in all

All in all, how many different schools have you attended? - Sonuçta, kaç tane farklı okula devam ettin?

All in all, after ten years of searching, my friend got married to a girl from the Slantsy region. - Her şeyi düşünerek, on yıllık araştırmadan sonra, arkadaşım Slantsy bölgesinden bir kızla evlendi.

son
lag end
son
{s} farewell
son
culmination
son
top end
son
expiration
son
closure
son
crucial

The first minutes after a heart attack are crucial. - Bir kalp krizinden sonra ilk dakikalar çok önemlidir.

son
sequel
son
latter

Fish and meat are both nourishing, but the latter is more expensive than the former. - Hem balık hem de et besleyici fakat sonraki öncekinden daha pahalı.

Love is above money. The latter can't give as much happiness as the former. - Sevgi paranın üstündedir. Sonraki önceki kadar çok mutluluk veremez.

son
terminal

Sami learned he had terminal cancer. - Sami son aşamada bir kanseri olduğunu öğrendi.

son
termination
son
doom

They fled the doomed company like rats deserting a sinking ship. - Onlar sonu gelmiş şirketten, batan gemiyi terk eden fareler gibi kaçtılar.

son
extreme

Dynamite fishing is extremely destructive to reef ecosystems. - Dinamit balıkçılığı resif ekosistemler için son derece tahrip edicidir.

Tom is extremely thankful to Mary for her help. - Tom Mary'ye onun yardımı için son derece minnettar.

son
last of
son
by the end

The boss told his secretary to come up with a good idea by the end of the week. - Patron sekreterine hafta sonuna kadar iyi bir fikirle gelmesini söyledi.

You will have guessed its meaning by the end of the chapter. - Bölümün sonunda onun anlamını tahmin etmiş olacaksınız.

son
{s} full

One should add a full stop at the end of the sentence. - Cümlenin sonunda nokta konulmalı.

The bus is full. You'll have to wait for the next one. - Otobüs dolu. Bir sonraki için beklemeniz gerekecek.

son
{i} afterbirth
son
{i} issue

The latest issue of the magazine will come out next Monday. - Derginin son basımı gelecek pazartesi yayınlanacak.

son
nth
son
fate

The fate of the hostages depends on the result of the negotiation. - Tutsakların kaderi görüşmenin sonucuna göre değişir.

Fadil's devastating fate finally came to light. - Fadıl'ın yıkıcı kaderi sonunda gün ışığına çıktı.

son
curtains

The room looks different after I've changed the curtains. - Perdeleri değiştirmemden sonra oda farklı görünüyor.

son
{s} definitive
son
{i} extremity
son
{i} denouement
son
kibosh
son
bedrock
son
dernier
son
{s} conclusive
son
fine

Effort produces fine results. - Çaba güzel sonuçlar üretir.

I hope this fine weather lasts till the weekend. - Umarım bu güzel hava hafta sonuna kadar sürer.

son
{s} finishing

I'm adding the finishing touches now. - Ben şimdi son rötuşları yapıyorum.

I'll add the finishing touches. - Son rötuşları ekleyeceğim.

son
full stop

One should add a full stop at the end of the sentence. - Cümlenin sonunda nokta konulmalı.

There needs to be a full stop at the end of a sentence. - Bir cümlenin sonunda nokta olması gerekir.

son
{i} finis

Having finished my work, I left the office. - İşimi bitirdikten sonra bürodan ayrıldım.

Apply two coats of the paint for a good finish. - İyi bir sonuç için iki tabaka boya uygula.

son
secundine
son
omega
son
ruination
son
end, conclusion, termination
son
expiry
son
lastly, last, at the end, after all the others
son
quietus
son
kiss off
son
last; final; the most recent
son
end , final , last
son
tail end
son
{i} upshot
son
(Hukuk) outcome

What was the outcome of the election? - Seçimin sonucu neydi?

You've got to answer for the outcome. - Sonucun hesabını vermek zorundasın.

son
epilogue
son
afterbirth; placenta
Английский Язык - Английский Язык

Определение sonlandırılıyor в Английский Язык Английский Язык словарь

SON
SupraOptic Nucleus
SON
Sonora, a state of Mexico
SON
socked on the nose
Son
Jesus Christ, whom Christians believe to be the son of God
son
A male adopted person in relation to his adoption parents
son
A male child, a boy or man in relation to his parents; one's male offspring

The Chinese and Indians say all too often: I want a son, not a daughter..

son
{n} a male-child, native, descendant
son
{i} male child, male offspring
son
male child, as in: He brought his son and daughter to work today to teach them about our industry
son
A male child; the male issue, or offspring, of a parent, father or mother
son
equals
son
The SON is the number issued by the local exchange carrier to confirm the order for the ISDN service It provides a matching number for cross referencing the order to the phone company
son
An early style of Cuban dance music, resulting from the blending of African and Spanish influences; the root of most of the familiar styles of Afro-Cuban dance music It was played by small bands, using guitar or tres, maracas, guiro, claves, bongo, and other instruments
son
A Cuban dance similar to the Bolero except that it is wilder in rhythmic accent and more violent in step pattern It is the Son which first served as a basis for the Mambo which in turn became the triple Mambo, now known as Cha Cha This slow rhythmic dance was originally in 2/4 time It became Americanized and is usually played in 4/4 time
son
but
son
One important form the the merging of African and Spanish influences resulted in, it is the root of most familiar styles of Afro-Cuban dance music A blend of the music of the spanish farmers (campesinos) and African slaves, it is believed to have originated in Oriente (the eastern province of Cuba) toward the end of the 19th century (slavery was abolish in 1878) It was played by small bands, using guitar or tres, maracas, guiro, claves, bongo, a marimbula and a botija The more urban style played in Havana at the beginning of the century became a national style in 1920
son
Most influential Cuban style initiated in the second half of the nineteenth century in the eastern province of Oriente It combines Spanish elements of the Canci n style and instruments with African rhythm and percussion Early forms were interpreted by the Campesinos and developed by the Changui groups
son
abbr Service Order Number
son
A native or inhabitant of some specified place; as, sons of Albion; sons of New England
son
Summary of Need
son
The son is perhaps the oldest and certainly the classic Afro-Cuban form, an almost perfect balance of African and Hispanic elements Originating in Oriente province, it surfaced in Havana around World War I and became a popular urban music played by string-and-percussion quartets and septetos Almost all the numbers Americans called rumbas were, in fact, sones "El Manicero" ("The Peanut Vendor") was a form of son derived from the street cries of Havana and called a pregon The rhythm of the son is strongly syncopated, with a basic chicka-CHUNG pulse
son
Any young male person spoken of as a child; an adopted male child; a pupil, ward, or any other young male dependent
son
(Service Order Number): The SON is the number issued by the local exchange carrier to confirm the order for the ISDN service It provides a matching number for cross referencing the order to the phone company
son
The Son is the Source of Reason, LOGOS, in the universe There is only one Son, one Reason, one LOGOS, one Christ (Traditionally, the LOGOS in John 1 1 was translated as "the Word," but the Greek LOGOS can also be translated as "Reason ")
son
The produce of anything
son
the divine word of God; the second person in the Trinity (incarnate in Jesus)
son
Jesus Christ, the Savior; called the Son of God, and the Son of man
son
A male person considered to have been significantly shaped by some external influence
son
Someone's son is their male child. He shared a pizza with his son Laurence Sam is the seven-year-old son of Eric Davies They have a son
son
A male descendant
son
A male descendant, however distant; hence, in the plural, descendants in general
son
the divine word of God; the second person in the Trinity (incarnate in Jesus) a male human offspring; "their son became a famous judge"; "his boy is taller than he is
son
A missionary for whom one acted as trainer
son
A male person who has such a close relationship with an older or otherwise more authoritative person that he can be regarded as a son of the other person
son
A familiar address to a male person from an older or otherwise more authoritative person
son
a male human offspring; "their son became a famous judge"; "his boy is taller than he is"
son
feelings Some people use son as a form of address when they are showing kindness or affection to a boy or a man who is younger than them. Don't be frightened by failure, son
son
A man, especially a famous man, can be described as a son of the place he comes from. New Orleans's most famous son, Louis Armstrong. sons of Africa
son
A male child, a boy or man in relation to his parents; ones male offspring
Турецкий язык - Турецкий язык

Определение sonlandırılıyor в Турецкий язык Турецкий язык словарь

Son
münteha
Son
nihayet

Nihayet doktorun sekreteri Tom'un adını seslendi. - Sonunda doktorun sekreteri Tom'un ismini çağırdı.

Tom nihayet eşcinsel olduğunu itiraf ettiğinde herkes zaten onun eşcinsel olduğunu biliyordu. - Tom sonunda kabullenmeye karar verdiğinde herkes zaten onun eşcinsel olduğunu biliyordu.

son
En arkada bulunan
son
Ses gürlüğü birimi
son
Etene, eş, döl eşi, meşime, plasenta
son
Artık ondan ötesi veya başkası olmayan: "Son altı karıncayı Kadırga meydanında birkaç yıl evvel görmüştüm."- H. A. Yücel
son
Olum
son
En son, bitiş nihayet
son
Levent Kırca'nın yönettiği bir film
son
Artık ondan ötesi veya başkası olmayan
son
Olanca
son
Bir şeyin en arkadan gelen bölümü, bitimi, nihayet
son
Şimdiki zamana en yakın zamandan beri olan veya bu zamanda yapılmış, olmuş olan, ilk karşıtı: "Gündüzün son ışıklarıyla beraber sanki odadan eşya da çekiliyordu."- P. Safa
son
"- M
son
Şimdiki zamana en yakın zamandan beri olan veya bu zamanda yapılmış, olmuş olan, ilk karşıtı
son
Plasenta
son
Etene
son
Olum. Olanca: "Son kuvvetiyle: Ya Ali! diye bağırdı
son
(Osmanlı Dönemi) ahir
Английский Язык - Турецкий язык

Определение sonlandırılıyor в Английский Язык Турецкий язык словарь

son
oğul

Tom oğullarını öldüren kaza için Mary'yi suçladı. - Tom blamed Mary for the accident that killed their son.

O, oğullarının her birine para verdi. - He gave money to each of his sons.

son
erkek evlat.oğul
son
mahdum
son
ibn
son
oğlu

Benim bir oğlum ve bir de kızım var. Oğlum New York'ta ve kızım da Londra'da. - I have a son and a daughter. My son is in New York, and my daughter is in London.

Aptal oğlumun ne yaptığını biliyor musun? Şimdi bile o üniversiteden mezun olup iş bulmak yerine tüm zamanını pachinko oynayarak geçiriyor. - You know what my idiot son's doing? Even now he's graduated from university he spends all his time playing pachinko instead of getting a job.

son
erkek evlât

Tom bana onun için bir erkek evlat gibi olduğumu söyledi. - Tom told me I was like a son to him.

Bir erkek evlat babasına itaat etmeli. - A son must obey his father.

son
çocuk

Tom oğluna çocukları yiyen bir canavar hakkındaki hikayeyi anlattı. - Tom told his son the story about a monster that ate children.

Şarkı söyleyen çocuk benim erkek kardeşimdir. - The boy singing a song is my brother.

son
evladım
son
oğlum

Oğlumuz savaşta öldü. - Our son died during the war.

Benim bir oğlum ve bir de kızım var. Oğlum New York'ta ve kızım da Londra'da. - I have a son and a daughter. My son is in New York, and my daughter is in London.

son
son of a gun it kırıntısı
son
{i} oğul, erkek evlat
son
Hazreti İsa
son
piç oğlu piç
son
Hay Allah
son
it oğlu it
sonlandırılıyor
Избранное