servet

listen to the pronunciation of servet
Турецкий язык - Английский Язык
fortune

He has made a fortune through hard work. - O çok çalışma sayesinde bir servet yaptı.

A week before she died she changed her will and left her entire fortune to her dog Pookie. - O ölmeden bir hafta önce vasiyetini değiştirdi,bütün servetini köpeği Pookie'e bıraktı.

wealth

I was given a minor share of my father's wealth. - Bana babamın servetinden küçük bir pay verildi.

I dream of a society whose wealth is distributed fairly. - Servetin adil bir biçimde dağıldığı bir toplum hayal ediyorum.

(Ticaret) richness
money

Mary went on a shopping spree after coming into some money. - Mary servete konduktan sonra bir alışveriş çılgınlığına devam etti.

caste
worth

How much is Tom's estate worth? - Tom'un servet değeri ne kadar?

What's in this box could be worth a fortune. - Bu kutuda bir servete değebilen nedir?

asset
(Ticaret) article
(Ticaret) possession

I'm going to give all my possessions away. - Bütün servetimi bağışlayacağım.

He lost all his possessions. - O, bütün servetini kaybetti.

(isim) Wealty, riches, fortune
havings
possessions

He lost all his possessions. - O, bütün servetini kaybetti.

I'm going to give all my possessions away. - Bütün servetimi bağışlayacağım.

wealth, riches
assets
property

Tom claimed that the enormous property was at his disposal. - Tom muazzam servetin, onun emrinde olduğunu iddia etti.

The property was divided equally among the heirs. - Servet mirasçılar arasında eşit olarak bölündü.

shekels
means
effects
gold
abundance

How to distribute abundance is a great problem. - Serveti nasıl dağıtacağın büyük bir sorundur.

pile
wealth, riches, fortune, possessions, assets
affluence
substance
riches

Despite his riches, he's not contented. - Servetine rağmen, memnun değil.

He lost all his riches. - Bütün servetini kaybetti.

treasure

This ball is that boy's treasure. - Bu top o çocuğun servetidir.

pelf
lucre
opulence
fortune of
rich

For all his riches he is not happy. - Bütün servetine rağmen o mutlu değildir.

Despite his riches, he's not contented. - Servetine rağmen, memnun değil.

shekel
exchequer
servet etkisi
(Ticaret) wealth effect
servet içinde yüzmek
wallow in wealth
servet tutkusu
avarice
servet artışı
increase of wealth
servet avcısı
fortune hunter
servet beyannamesi
(Ticaret) wealth declaration
servet bütçe kısıtı
(Ticaret) wealth budgel constraint
servet edinmek
make a fortune
servet edinmek
acquire wealth
servet edinmekle ilgili
chrematistic
servet göstergesi
wealth token
servet kaybetmek
lose one's wealth
servet kaynağı
(Ticaret) source of wealth
servet kazanmak
acquire wealth
servet kıymetleri
(Ticaret) property assets
servet olmayan
non-wealth
servet politikası
capital-property policy
servet sahipleri
(Ticaret) wealth holders
servet tanrısı
mammon
servet teşhiri
exhibiting of wealth-property
servet transfer vergisi
(Ticaret) wealth transfer tax
servet ve konfor
lap of luxury
servet vergileri
(Ticaret) wealth taxes
servet vergisi
(Kanun,Ticaret) capital levy
servet vergisi
wealth tax
servet vergisi
(Kanun,Ticaret) fortune tax
servet vergisi
(Kanun) tax on wealth
servet yapmak
make a pile of money
servet yapmak
make one's pile
servet yapmak
(Ticaret) make a fortune
servet yapmak
make a pile
büyük (servet)
large
kötü yola sevkeden servet
mammon
kısa yoldan servet sahibi olmak
shake the pagoda tree
milli servet yasası
(Askeri) national property law
ulusal net servet
(Ticaret) national net worth
ulusal servet
(Ticaret) national wealth
Турецкий язык - Турецкий язык
(Osmanlı Dönemi) f. Mal, mülk, zenginlik
Varlık, zenginlik, mal mülk
Varlık, zenginlik, mal mülk: "Servet denen şey çok defa paradan ibarettir."- F. R. Atay
neva
servet sahibi
Malı mülkü çok olan kimse, varlıklı, zengin
servet tanıllı
Uygarlık Tarihi, Devlet ve Demokrasi, Nasıl Bir Demokrasi istiyoruz, Yüzyılların Gerçeği ve Mirası gibi yapıtlarıyla tanınmış yazarımız
servet
Избранное