sınırlı

listen to the pronunciation of sınırlı
Турецкий язык - Английский Язык
restricted

Visibility was severely restricted in the heavy fog. - Görüş yoğun siste ciddi olarak sınırlı idi.

limited

We have limited resources. - Sınırlı kaynaklarımız var.

In towns, speed is limited to 50 km/h. - Şehirlerde, hız saatte 50 km ile sınırlıdır.

finite

We cannot have infinite growth on a finite planet. - Sınırlı bir gezegende sınırsız bir büyüme olamaz.

Man's knowledge is finite. - İnsanın bilgisi sınırlıdır.

parochial
determinate
(Bilgisayar) limited to

This edition is limited to seven thousand copies. - Bu baskı yedi bin nüsha ile sınırlı.

Sami and Layla's encounters were limited to their workplace. - Sami ve Leyla'nın karşılaşmaları işyerleri ile sınırlıydı.

bounded
confined

Soccer is not necessarily confined to men. - Futbol zorunlu olarak erkeklerle sınırlı değildir.

scarce

If food is so scarce, then why hasn't Gandhi died yet? - Yiyecek çok sınırlıysa, öyleyse neden Gandhi henüz ölmedi?

Knowledge is scarce; wisdom is scarcer. - Bilgi sınırlıdır; bilgelik daha sınırlı.

limitative
delimited
confined to

Soccer is not necessarily confined to men. - Futbol zorunlu olarak erkeklerle sınırlı değildir.

localized
contracted
bounded by; limited, restricted
scanty
strait
slender
scant
limited, restricted
Ltd
bounded by
measurable
stinted
narrow
close
qualified
sınır
boundary

This river forms the boundary between the two prefectures. - Bu nehir, iki il arasındaki sınırı oluşturur.

The Rhine is the boundary between France and Germany. - Ren, Fransa ve Almanya arasındaki sınırdır.

sınır
frontier

Many families left to make a new life on the frontier. - Birçok aile sınırda yeni bir hayat kurmak için ayrıldı.

In the 1880's, this was a harsh frontier town. - 1880'lerde burası haşin bir sınır kasabasıydı.

sınır
verge
sınır
border

The path is bordered with hedges. - Yol çitlerle sınırlanmıştır.

Border fights were common. - Sınır kavgaları yaygındı.

sınır
limit

In towns, speed is limited to 50 km/h. - Şehirlerde, hız saatte 50 km ile sınırlıdır.

We have limited resources. - Sınırlı kaynaklarımız var.

sınırlı sayı
finite number
sınırlı bantlı
(Bilgisayar) band-limited
sınırlı baskı
limited edition
sınırlı bağlam
(Dilbilim) limited context
sınırlı büyüme
(Bilgisayar,Teknik) bounded growth
sınırlı ciro
(Ticaret) restrictive endorsement
sınırlı diyet
restricted diet
sınırlı emir
(Ticaret) limit order
sınırlı erişim
(Bilgisayar) limited access
sınırlı küme
(Matematik) bounded set
sınırlı olarak
finitely
sınırlı tutmak
cramp
sınırlı üretim
(Ticaret) limited production
sınırlı sayı
limited
sınırlı sayı
limited number
sınırlı alan
confined space
sınırlı besin
(Askeri) limiting nutrition
sınırlı bilgi
smatter
sınırlı dağıtım
(Askeri) limited distribution
sınırlı denge
conditional stability
sınırlı dizi
(Matematik) bounded sequence
sınırlı dizi
(Dilbilim) closed set
sınırlı doğru
math . segment, line segment
sınırlı eksen
(Botanik, Bitkibilim) definite axis
sınırlı girme
(Askeri) partial penetration
sınırlı grev
(Ticaret) pin strike
sınırlı harp
(Askeri) controlled war
sınırlı harp
(Askeri) limited war
sınırlı hedef listesi
(Askeri) restricted target list
sınırlı kalmak
remain limited
sınırlı kalmak
be limited
sınırlı kitle
(Havacılık) finite mass
sınırlı malik
(Kanun) limited owner
sınırlı miktar
limited amount
sınırlı miktar
(Çevre) limited quantity
sınırlı oy
(Politika, Siyaset) limited vote
sınırlı piyasa
(Ticaret) limited market
sınırlı sahiplik
(miras) tail
sınırlı savaş
(Hukuk) limited war
sınırlı sayı
math . finite number
sınırlı sayıda
(Ticaret) truck jobbers
sınırlı sekme
(Bilgisayar) tab delimited
sınırlı sistem
limited system
sınırlı sorumlu ortak
limited partner
sınırlı sorumlu ortaklık
law limited liability company
sınırlı süre
limited duration
sınırlı taarruz seçeneği
(Askeri) limited attack option
sınırlı çek
(Ticaret) limited check
sınırlı ölçüde
on a limited scale
sınırlı ömür
(Ticaret) limited life
sınırlı ıslah
(Tarım) narrow breeding
sınırlı şerit
(Bilgisayar,Teknik) limited tape
sıcaklık sınırlı
temperature limited
sınır
limitation

She knows her limitations. - O, kendi sınırlarını bilir.

Though Tom's English seems quite good at times, he doesn't seem to know his limitations and it's impossible to convince him that he's wrong when he makes a mistake. - Tom'un İngilizcesi zaman zaman oldukça iyi görünsede, o sınırlarını biliyor gibi görünmüyor ve o bir hata yaptığında onu hatalı olduğuna ikna etmek imkansızdır.

sınır
(İnşaat) fringe
sınır
{i} bound

The Rhine is the boundary between France and Germany. - Ren, Fransa ve Almanya arasındaki sınırdır.

Such matters are beyond the bounds of human knowledge. - Bu tip konular insanın bilgi sınırlarının ardındadır.

sınır
March
sınır
border; frontier; boundary, limit; division
bant-sınırlı
(Bilgisayar) band-limited
düzgün sınırlı
uniformly bounded
sınır
edging
sınır
(Bilgisayar) limit of
sınır
division
sınır
tether
sınır
threshold
sınır
demarkation
sınır
(İnşaat) contour
sınır
(Politika, Siyaset) district
sınır
outskirts
sınır
(Politika, Siyaset) entry
sınır
(Bilgisayar) limit to

There is a limit to how much one can tolerate. - Birinin ne kadar tahammül edeceğine dair bir sınır var.

There is no limit to human desire. - İnsan arzusunda hiçbir sınır yoktur.

sınır
(Ticaret) measures
sınır
strip
sınır
margin

The political party crossed the margin of five percent in the first polls. - Siyasi parti ilk anketlerde yüzde beş sınırını geçti.

sınır
border line
sınır
measure
sınır
extreme
sınır
boundary line
garanti ile sınırlı şirket
(Ticaret) company limited by guarantee
işlem sınırlı
process bound
işlemci sınırlı
processor bound
keyfi sınırlı mac yöntemi
(Askeri) arbitrary boundary mac method
seçimle gelen sınırlı yetkili yönetici
sheriff
sınır
{i} extremity
sınır
bourne
sınır
circumscription
sınır
line of demarcation
sınır
watershed
sınır
skirting
sınır
borderland
sınır
butting
sınır
confine

Your boundaries don't confine me. - Sizin sınırlar beni tutmaz.

Soccer is not necessarily confined to men. - Futbol zorunlu olarak erkeklerle sınırlı değildir.

sınır
stint
sınır
border , boundary , limit
sınır
frontier, border
sınır
compass
sınır
deadline

Tom has a deadline to meet. - Tom'un buluşmak için zaman sınırı var.

sınır
(Hukuk) border, entry, limit, frontier, boundary
sınır
bourn
sınır
boundary, limit
sınır
borderline

Layla suffered from borderline personality disorder. - Leyla, sınırdaki kişilik bozukluğundan muzdaripti.

sınır
purlieu
sınır
pale
sınır
bounds

Such matters are beyond the bounds of human knowledge. - Bu tip konular insanın bilgi sınırlarının ardındadır.

Stupidity knows no bounds. - Aptallık hiçbir sınır tanımaz.

sınır
confines
telsiz frekans tahsis yetkisi; sınırlı ateş bölgesi
(Askeri) radio frequency authorization; restrictive fire area
zamanla sınırlı
time-limited
zamanla sınırlı
limited by time
Турецкий язык - Турецкий язык
Miktarca sınırlı
Sınırlanmış, belirlenmiş, belirli: "Bizim divan edebiyatımızın da, halk edebiyatımızın da konuları sınırlıdır."- N. Cumalı
Miktarca sınırlı: "Sınırlı hoca aylığının yarısını her ay kitaplara yatırır."- H. Taner
Sınırı olan, bir sınırla ayrılmış olan, hudutlu
Sınırlanmış, belirlenmiş, belirli
(Hukuk) TAHDİDİ
(Hukuk) MAHDUT
sınırlı doğru
Başı ve sonu belli olan doğru
sınırlı ortaklık
Belirli bir sermaye ile kurulan ortaklık
sınırlı sayı
Sonsuz değerli olmayan sayı
sınırlı sorumluluk
Borçlunun borcunu ödememesi durumunda, bütün mal varlığıyla değil de mal varlığının bir bölümüyle sorumlu olması durumu
Sınır
(Hukuk) SERHAT
Sınır
hat
Sınır
marj
Sınır
hudut
sınır
İki komşu devletin topraklarını birbirinden ayıran çizgi, hudut
sınır
üzerine gaygana dökülen yoğurt yemeği
sınır
Uç, son
sınır
Komşu il, ilçe, köy veya kişilerin topraklarını birbirinden ayıran çizgi
sınır
Bir şeyin yayılabileceği veya genişleyebileceği son çizgi, uç
sınırlı
Избранное