rahatsız

listen to the pronunciation of rahatsız
Турецкий язык - Английский Язык
disturbed

Sorry to have disturbed you. - Seni rahatsız ettiğim için üzgünüm.

Mike asked that he not be disturbed. - Mike rahatsız edilmemesini istedi.

uncomfortable

Tom felt uncomfortable. - Tom rahatsız hissetti.

This makes me uncomfortable. - Bu beni rahatsız ediyor.

uneasy

Sami felt really uneasy. - Sami kendini gerçekten rahatsız hissetti.

The news makes us uneasy. - Haber bizi rahatsız ediyor.

uncomfortable; anxious, uneasy; (hafif hasta) unwell, indisposed, poorly, funny, rough
ill

When I woke up this morning, I felt a little ill. - Bu sabah uyandığımda, kendimi biraz rahatsız hissettim.

What illness do I have? - Ne tür bir rahatsızlığım var?

worrisome
constrained
incommodious
seedy
queer
bad

Tom wouldn't stop badgering me. - Tom beni rahatsız etmeyi bırakmadı.

It must bother you to have taken a bad master. I'm stupid too. So, it's all right. - Kötü bir öğretmene sahip olmak sizi rahatsız ediyor olmalı. Ben de aptalım. Öyleyse, tamam.

ill at ease, uncomfortable
unrestful
uncomfortable; (something) which causes physical discomfort
unwell
poorly
troubled

I am sorry to have troubled you. - Sizi rahatsız ettiğim için üzgünüm.

I felt very troubled by the news. - Haberden çok rahatsız oldum.

diseased
sick

I'm absolutely sickened by this. - Ben kesinlikle bundan rahatsız oldum.

The bad smell sickened me. - Kötü koku beni rahatsız etti.

out of sorts
indisposed, a bit unwell, under the weather
in bad health
ailing
comfortless
indisposed

Tom's office said he was indisposed. - Tom'un ofisi onun rahatsız olduğunu söyledi.

He cannot come to the office today as he is indisposed. - O rahatsız olduğu için bugün ofise gelemez.

weather

I don't mind hot weather. - Sıcak havadan rahatsız olmam.

inconvenient
anxious
unquiet
upset

Tom had an upset stomach. - Tom'un bir mide rahatsızlığı vardı.

I woke up with an upset stomach. - Bir mide rahatsızlığı ile uyandım.

discomfort

Tom hasn't complained of any discomfort. - Tom herhangi bir rahatsızlıktan şikayetçi değil.

To avoid injury or discomfort, be sure that the vagina is lubricated before intercourse. - Yaralanma veya rahatsızlığı önlemek için, vajinanın ilişkiden önce yağlanmış olduğundan emin olun.

queasy
restless
fitful
austere
poky
feel uncomfortable
bothered with
grumbling
sickish
punk
liverish
sort
smitten
rahatsız etmek
annoy

I didn't want to annoy you. - Seni rahatsız etmek istemedim.

Tom is doing that just to annoy Mary. - Tom bunu sadece Mary'yi rahatsız etmek için yapıyor.

rahatsız etmek
harass
rahatsız etmek
discomfort
rahatsız etmek
disturb

Tom didn't want to disturb Mary so late at night, but it was an emergency. - Tom Mary'yi gece geç saatte rahatsız etmek istemedi, ama acil bir durumdu.

I didn't want to disturb her. - Onu rahatsız etmek istemedim.

rahat
easy

I'll do whatever I can to make it easy for you. - Seni rahat ettirebilmek için elimden gelen her şeyi yaparım.

This easy chair is quite comfortable. - Bu basit sandalye oldukça rahattır.

rahat
{s} comfortable

I feel more comfortable behind the wheel. - Direksiyonun arkasında daha rahat hissediyorum.

Everybody feels comfortable with him. - Herkes onunla birlikte rahat hisseder.

rahat
{s} comfy
rahat
ease

She had an unassuming air that put everyone at ease. - Onun herkesi rahatlatan alçakgönüllü bir havası vardı.

I'm beginning to feel at ease when I speak in Chinese. - Çince konuştuğumda içim rahat hissetmeye başlıyorum.

rahat
comfort

I feel more comfortable behind the wheel. - Direksiyonun arkasında daha rahat hissediyorum.

She always comforted herself with music when she was lonely. - O yalnızken kendini her zaman müzikle rahatlattı.

rahatsız etmek
bother

I don't want to bother Tom while he's working. - Tom'u çalışırken rahatsız etmek istemiyorum.

I didn't want to bother you. - Seni rahatsız etmek istemedim.

rahatsız edici
annoying

The music coming from next door was loud and annoying. - Bitişik komşudan gelen müzik yüksek ve rahatsız ediciydi.

The sound was annoying but harmless to the human body. - Ses rahatsız edici ama insan vücudu için zararsızdı.

rahatsız etmek
bug
rahatsız etmek
distract
rahatsız edici
disturbing

We have some disturbing news. - Rahatsız edici bir haberimiz var.

This is is deeply disturbing. - Bu çok rahatsız edici.

rahatsız etmek
harrass
rahatsız olmuş
annoyed

Tom said he thought Mary looked annoyed. - Tom, Mary'nin rahatsız olmuş göründüğünü düşündüğünü söyledi.

Tom had an annoyed look on his face. - Tom'un yüzünde rahatsız olmuş bir görünüm vardı.

rahatsız etmek
indispose
rahatsız etmek
spite
rahatsız etmek
impose upon
rahatsız etmek
impose on
rahatsız etmek
ruffle
rahatsız etmek
fret
rahatsız etmek
(Dilbilim) put out
rahatsız etmek
put somebody to inconvenience
rahatsız etmek
trouble
rahatsız etmek
harry
rahatsız etmek
harried
rahatsız etmek
get in somebody's hair
rahatsız etmek
chivy up
rahatsız etmek
embarrass

I don't want to embarrass you. - Seni rahatsız etmek istemiyorum.

rahatsız etmek
exulcerate
rahatsız etmek
smite
rahatsız etmek
bite
rahatsız etmek
disquiet
rahatsız etmek
distemper
rahatsız etmek
molest
rahatsız etmek
get in one's hair
rahatsız etmek
enchafe
rahatsız etmek
nag
rahatsız etmek
mobbing
rahatsız etmek
put upon
rahatsız etmek
worry
rahatsız etmek
(Dilbilim) put off
rahatsız etmek
get to someone
rahatsız etmek
rasp
rahatsız etmek
irritate
rahatsız etmek
1. to bother, trouble, inconvenience; to disturb; to annoy. 2. to make (someone) feel ill at ease. 3. to cause (someone) to feel unwell. 4. to visit, pay (someone) a visit
rahatsız etmeyin
Do not disturb
rahatsız olmak
Be disturbed, be annoyed, be troubled with, worry, be uncomfortable, ail, chafe, be liverish, take alarm
rahatsız olmak
Be disturbed, feel disturbed
Rahatsız olmayın
Don't trouble yourself
rahatsız bir şekilde
ill
rahatsız eden duygu
shadow
rahatsız eden kimse
disturber
rahatsız eden kimse
inconvenience
rahatsız eden kimse
baiter
rahatsız eden şey
goad
rahatsız eden şey
disturber
rahatsız edici
haunting
rahatsız edici
uneasy
rahatsız edici
strident
rahatsız edici
uncomfortable

The atmosphere was uncomfortable. - Ortam rahatsız ediciydi.

There was an uncomfortable silence. - Rahatsız edici bir sessizlik vardı.

rahatsız edici
hot
rahatsız edici
fraught
rahatsız edici
besetting
rahatsız edici
noisy
rahatsız edici
irritant
rahatsız edici
unrestful
rahatsız edici
inconvenient
rahatsız edici
plaguesome
rahatsız edici
pesky
rahatsız edici
worrying
rahatsız edici
irritating

My sister is so irritating! - Kız kardeşim çok rahatsız edici.

Isn't that irritating? - O rahatsız edici değil mi?

rahatsız edici
rough
rahatsız edici şey
pest
rahatsız edilmeden yaşamak
live unmolested
rahatsız edilmemiş
undisturbed
rahatsız etme
botheration
rahatsız etme
disturbing

I didn't call on you for fear of disturbing you. - Rahatsız etme korkusuyla sizi aramadım.

I hope I'm not disturbing you. - Sizi rahatsız etmediğimi umuyorum.

rahatsız etme
annoyance
rahatsız etme
baiting
rahatsız etme
irritating
rahatsız etmek
hassle
rahatsız etmek
inconvenience
rahatsız etmek
chivy
rahatsız etmek
chivvy
rahatsız etmek
make a draft on
rahatsız etmek
pester
rahatsız etmek
bait
rahatsız etmek
devil
rahatsız etmek
badger
rahatsız etmek
hump
rahatsız etmek
put smb. to inconvenience
rahatsız etmek
incommode
rahatsız etmek
hatchel
rahatsız etmek
to disturb, to bother, to annoy, to pester, to fuss, to worry, to trouble, to put sb out, to agitate, to perturb b to intrude
rahatsız etmek
goad on
rahatsız etmek
ail
rahatsız etmek
goad
rahatsız etmek
derange
rahatsız etmek
chafe
rahatsız etmek
discommode
rahatsız etmek (birini)
bother with
rahatsız görünmek
look seedy
rahatsız görünmek
(deyim) green about the gills
rahatsız hissediyorum
I feel sick
rahatsız olmak
be liverish
rahatsız olmak
be uncomfortable
rahatsız olmak
be troubled with
rahatsız olmak
a) to be disturbed b) to feel under the weather keyifsiz olmak
rahatsız olmak
worry
rahatsız olmak
be disturbed
rahatsız olmak
ail
rahatsız olmak
chafe
rahatsız olmak
take alarm
rahatsız olmak
be annoyed
rahatsız olmak
1. to feel indisposed, feel slightly ill, be under the weather. 2. to feel ill at ease, feel uncomfortable
rahat
complacent
rahat
{s} cushy
rahat
complacency

If indifference is the kiss of death for a relationship, then complacency is the kiss of death for a business. - İlgisizlik bir ilişki için ölüm öpücüğü ise öyleyse rahatlık bir iş için ölüm öpücüğüdür.

rahat
relaxed, easygoing; (someone) who has an easy manner
rahat
cozy

Your house has a very cozy atmosphere. - Evinin çok rahat bir atmosferi var.

He lives in a cozy little house. - O, rahat küçük bir evde yaşar.

rahat
cosy
rahat
peace, calm; comfort, ease; comfortable, comfy; peaceful; relieved; free and easy; (iş) cushy, easy; easily; at ease!
rahatsız olmak
(Dilbilim) put off
kimseyi rahatsız etmeyen
calm
lütfen rahatsız etmeyin
please do not disturb
rahat
fluent
rahat
welfare
rahat
easeful
rahat
easily

I can easily wait till tomorrow. - Yarına kadar rahatça bekleyebilirim.

This sofa can seat three people easily. - Bu kanepeye rahatlıkla üç kişi oturtulabilir.

rahat
calm

Calm down and be cool. - Sakin ol ve rahat ol.

Fadil took a shower to calm his nerves down. - Fadıl sinirlerini rahatlatmak için duş aldı.

rahat
convenience

Luxury and convenience do not equate to happiness. - Lüks ve rahatlık mutluluğa eşit değildir.

rahat
in comfort

The property left him by his father enables him to live in comfort. - Babası tarafından ona bırakılan servet onun rahat bir şekilde yaşamasını sağlar.

My uncle now lives in comfort. - Amcam şimdi rahat yaşıyor.

rahat
equable
rahat
canny
rahat
easygo
rahat
fine

Relax, you're doing fine. - Rahatla, iyi gidiyorsun.

rahat
easy going
rahat
unmoved
rahat
cosey
rahat
free and easy
rahat
unhurried
rahat
unembarassed
rahat
(Konuşma Dili) all right

It must bother you to have taken a bad master. I'm stupid too. So, it's all right. - Kötü bir öğretmene sahip olmak sizi rahatsız ediyor olmalı. Ben de aptalım. Öyleyse, tamam.

Just relax. Everything's going to be all right. - Sadece rahatla her şey yoluna girecek.

rahat
affable
rahat
relieved

I felt very relieved when I heard the news. - Haberi duyduğumda çok rahatladım.

Tom was relieved to hear that Mary had arrived home safely. - Tom Mary'nin güvenli şekilde eve vardığını duyduğunda rahatladı.

rahat
homely
rahat
contented
rahat
homelike
rahat
content
rahatsız edici
obtrusive

He tried to be less obtrusive. - O daha az rahatsız edici olmaya çalıştı.

rahatsız edici
interruptive
rahatsız edici
nettlesome
rahatsız olmak
disturbed
rahat
rest

I felt out of place in the expensive restaurant. - Pahalı bir restoranda rahatsız hissettim.

I won't rest until I find out the truth. - Gerçeği öğrenene kadar bana rahat yok.

rahat
commodious
rahat
above water
rahat
easygoing
rahat
rakish
rahat
at peace
rahat
peace

The dead are gone and they cannot defend themselves. The best thing to do is to leave them in peace! - Ölüler gitti, onlar kendilerini savunamazlar. Yapılacak en iyi şey onları rahat bırakmaktır!

rahat
homey
rahat
peaceful
rahat
repose
rahat
at ease

His smile put her at ease. - Onun tebessümü onu rahatlattı.

Tom couldn't seem to put Mary at ease. - Tom dün gece Mary'yi rahat ettiriyor gibi görünmüyordu.

rahatsız edici
disagreeable

This is one of the most disagreeable things I've ever seen. - Bu şimdiye kadar gördüğüm en rahatsız edici şeylerden biridir.

Tom is a very disagreeable person. - Tom çok rahatsız edici bir kişi.

rahatsız edici
bothersome

Pigeons are very bothersome birds in cities. - Güvercinler şehirlerde çok rahatsız edici kuşlardır.

rahatsız edici
infernal
rahatsız edici
molester
rahatsız edici
pestilent
rahatsız edici
disquieting
rahatsız etmek
besiege
rahatsız etmek
offend

I didn't mean to offend anyone. - Kimseyi rahatsız etmek istemedim.

I'm sure Tom wouldn't want to offend anyone. - Tom'un kimseyi rahatsız etmek istemeyeceğinden eminim.

rahatsız etmek
tease
rahatsız etmek
fuss
Турецкий язык - Турецкий язык
Hasta, keyifsiz
Rahat kullanılmayan, sıkıntı, tedirginlik veren
Hasta, keyifsiz: "Onlar buradayken kendisini âdeta rahatsız hissediyordu."- F. F. Tülbentçi
Rahat olmayan, tedirgin, huzursuz
Rahat olmayan, tedirgin, huzursuz: "Bu üç zavallı bizden rahatsız oldular ve derslerini keserek çekildiler."- M. Ş. Esendal
na-mizaç
tıksırıklı
rahatsız etmek
Rahatını bozmak, rahatını, keyfini kaçırmak
rahatsız olmak
Rahatı bozulmak, keyfi kaçmak, sağlığı bozulmak
RAHAT
(Osmanlı Dönemi) El ayası
RAHAT
(Osmanlı Dönemi) Dinlenmek
RAHAT
(Osmanlı Dönemi) Üzüntüsüz, tasasız, kedersiz bir halde olmak. İstediği her şeyi bulup telâşsız olmak. Müsterih
Rahat
rahatça
Rahat
(Osmanlı Dönemi) DIA
Rahat
(Osmanlı Dönemi) FEVAK
Rahat
(Osmanlı Dönemi) MUTÎ'
rahat
Sıkıntı veya yorgunluk, tedirginlik vermeyen
rahat
İnsanda üzüntü, sıkıntı, tedirginlik olmama durumu, huzur: "Eniştem de üşengen bir adamdır, rahatı kaçar diye üstüne düşmedi."- M. Ş. Esendal. Üzüntü, sıkıntı ve tedirginliği olmayan: "Ben o kadar rahatım, öyle okşayıcı, huzur ve mutluluk verici tatlı rüzgâr karşısındayım ki..."- R. H. Karay
rahat
"Hazır ol" durumunda bulunanlara, oldukları yerde serbest bir durum almaları için verilen komut
rahat
Bir saatte rahat varırız."- M. Ş. Esendal. "Hazır ol" durumunda bulunanlara, oldukları yerde serbest bir durum almaları için verilen komut
rahat
Aldırmaz, gamsız
rahat
üzüntüsü, sıkıntısı olmama durumu
rahat
Kolay bir biçimde, kolaylıkla
rahat
Haydi al torbanı
rahat
Üzüntü, sıkıntı ve tedirginliği olmayan
rahat
Kolay bir biçimde, kolaylıkla: "İstersen beraber gidelim
rahat
İnsanda üzüntü, sıkıntı, tedirginlik olmama durumu, huzur
rahat
Sıkıntı veya yorgunluk, tedirginlik vermeyen: "Ben sana güzel ve rahat bir oda hazırlattım."- P. Safa
Английский Язык - Турецкий язык

Определение rahatsız в Английский Язык Турецкий язык словарь

rahatsız eden
annoying
rahatsız
Избранное