oluşma

listen to the pronunciation of oluşma
Турецкий язык - Английский Язык
coming into being, formation
forming, formation
(Fotoğrafçılık) development
forming
growth
(Denizbilim) compose

Bronze is composed of copper and tin. - Bronz, bakır ve kalaydan oluşmaktadır.

Atoms are composed of protons, neutrons, and electrons. - Atomlar proton, nötron ve elektronlardan oluşmaktadır.

oluşmak
consist of

Taxes consist of direct taxes and indirect ones. - Vergiler doğrudan vergiler ve dolaylı olanlardan oluşmaktadır.

oluşmak
comprise of
oluşmak
come into existence
oluşmak
be formed
oluşma dönemi
gestation
oluşmak
comprise

The United States comprises 50 states. - Amerika Birleşik Devletleri 50 eyaletten oluşmaktadır

oluşmak
occur
oluşmak
develop
oluşmak
consist

The committee consists of twelve members. - Komite on iki üyeden oluşmaktadır.

This book consists of five chapters. - Bu kitap beş bölümden oluşmaktadır.

oluşmak
formed
oluşmak
compose

Bronze is composed of copper and tin. - Bronz, bakır ve kalaydan oluşmaktadır.

Atoms are composed of protons, neutrons, and electrons. - Atomlar proton, nötron ve elektronlardan oluşmaktadır.

oluş
(Dilbilim) process
oluş
presence
oluş
existence

Malaysia came into existence in 1957. - Malezya 1957'de oluştu.

The earth came into existence about five thousand million years ago. - Dünya yaklaşık beş bin milyon yıl önce oluştu.

oluşmak
made up of

America is made up of 50 states. - Amerika 50 eyaletten oluşmaktadır.

The United States is made up of 50 states. - Amerika 50 eyaletten oluşmaktadır.

oluşmak
be made up of
oluşmak
emanate
oluşmak
constituted
oluşmak
arise
oluşmak
originate
oluşmak
grow out of
tekrar oluşma
re-emergence
oluş
consist

This class consists of 15 boys and 28 girls. - Bu sınıf 15 erkekten ve 28 kızdan oluşuyor.

The Beatles consisted of four musicians. - The Beatles, dört müzisyenden oluşmuştur.

oluş
comprise of
oluş
being

Do you know who brought that team into being? - O takımı kimin oluşturduğunu biliyor musun?

Liberty consists of being able to make everything as harmless as possible. - Özgürlük her şeyi mümkün olduğu kadar zararsız yapabilmekten oluşur.

oluş
compose of
oluş
consist of

Taxes consist of direct taxes and indirect ones. - Vergiler doğrudan vergiler ve dolaylı olanlardan oluşmaktadır.

How many people does this ship's crew consist of? - Bu geminin mürettebatı kaç kişiden oluşur?

oluş
{f} comprised

My house is comprised of these four rooms. - Benim evim bu dört odadan oluşur.

Brazil is comprised of twenty-six states. - Brezilya yirmi altı eyaletten oluşur.

oluşmak
consist in
oluşmak
reign
oluşmak
form
oluşmak
blossom
oluşmak
follow
oluşmak
erupt
oluş
procession
oluş
composed

A water molecule is composed by three atoms: two hydrogen and one oxygen. - Bir su molekülü üç atomdan oluşur: iki hidrojen ve bir oksijen.

All life is based on chemistry and all living things are composed of chemical compounds. - Tüm yaşam kimyaya dayalıdır ve yaşayan her şey kimyasal bileşiklerden oluşur.

oluşmak
to occur, to happen, to take place
oluşmak
to come into existence
erken oluşma
prematurity
erken oluşma
prematureness
gel-git oluşma kuvveti
(Askeri) tide generating force
gel-git oluşma potansiyeli
(Askeri) tide generating potential
oluş
occurrence
oluş
becoming
oluş
consisted

My father's little library consisted chiefly of books on polemic divinity, most of which I read. - Babamın küçük kütüphanesi çoğu polemik tanrılığı içeren kitaplardan oluşuyordu, onların çoğunu okudum. esas oluşuyordu.

The patients in this study consisted of 30 males and 25 females. - Bu çalışmadaki hastalar, 30 erkek ve 25 kadından oluşmaktadır.

oluş
way of coming into being; becoming, coming into being, genesis, formation
oluş
existence, being; genesis, formation
oluşmak
take shape
oluşmak
to come into being, be formed, be constituted
oluşmak
to consist of, be made up of, be composed of
oluşmak
to come into existence/being; to be formed, to be constituted; to take shape; to consist of, to comprise, to be made up of; to arise; to originate
yeniden oluşma
regeneration
çiy oluşma derecesi
dew point
Турецкий язык - Турецкий язык
Oluşmak işi, teşekkül
Oluşmak
yapılaşmak
oluş
Olmak eylemi ya da biçimi
oluş
Olmak işi veya biçimi, vuku
oluş
Oluşma, teşekkül, tekevvün
oluş
Olma işi veya biçimi, vuku
oluş
Bir durumdan öteki duruma geçiş
oluşmak
Belli bir varlık kazanmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, teşekkül etmek, tekevvün etmek
oluşmak
Belli bir varlık kazanmak, ortaya çıkmak, meydana gelmek, teşekkül etmek, tekevvün etmek: "Gün batımına yakın İskenderun körfezini sis basıyor, sisten dağlar oluşuyor."- R. H. Karay
oluşmak
mürekkep olmak
oluşma
Избранное