ol mak

listen to the pronunciation of ol mak
Турецкий язык - Английский Язык

Определение ol mak в Турецкий язык Английский Язык словарь

olmak
become

If you want to become my friend, then also become the friend of my friend. - Arkadaşım olmak istiyorsan, öyleyse arkadaşımın arkadaşı da olursun.

That girl wanted to become a movie star. - O kız bir film yıldızı olmak istiyordu.

olmak
happen

Tom couldn't shake the feeling that something horrible was about to happen. - Tom kötü bir şey olmak üzere olduğu hissini atlatamadı.

He felt that something was about to happen. - Bir şey olmak üzere olduğunu hissetti.

olmak
{f} occur
olmak
fit

Tom is fitted to become a businessman. - Tom bir iş adamı olmak için uygundur.

I don't think you're fit to be a teacher here. - Burada öğretmen olmak için uygun olduğunu sanmıyorum.

olmak
{f} go
olmak
{f} turn

It turned out there was nobody who would be the first to talk about it. What do we do now? - Onun hakkında konuşmak için birinci olmak isteyen kimse olmadığı ortaya çıktı.Şimdi ne yaparız?

Tom checked to make sure the gas was turned off. - Tom gazın kapalı olduğundan emin olmak için kontrol etti.

olmak
ripen
olmak
{f} hap

Tom was happy to be home after being away for so long. - Tom uzun süre uzaklarda bulunduktan sonra evde olmaktan mutluydu.

I'd be happy to help you if you're having trouble. - Bir sorununuz varsa, size yardımcı olmaktan mutluluk duyarım.

olmak
take

Tom has what it takes to succeed. - Tom başarılı olmak için gerekli niteliklere sahip.

It's my dream to have a son who'll take over my business when I retire. - Benim hayalim ben emekli olduğumda işimi devralacak bir erkek evlada sahip olmaktır.

olmak
go on

He won't go on to graduate school. - Okuldan mezun olmak için devam etmeyecek.

I want to get a haircut before I go on the trip. - Yolculuğa çıkmadan önce saç tıraşı olmak istiyorum.

olmak
occupy
olmak
turn into
olmak
knock about
olmak
pretend

Can you at least pretend you want to be here? - Sen en azından senin burada olmak istediğini taklit edebilir misin?

I don't know what's worse: being stupid or pretending to be stupid. - Hangisinin daha kötü olduğunu bilmiyorum: aptal olmak mı yoksa aptalmış gibi yapmak mı?

olmak
be of
olmak
pass off
olmak
grew into
olmak
happen to

Why does everything have to happen to us? - Neden her şey bize olmak zorunda.

Why did that have to happen to me? - Bu bana neden olmak zorundaydı.

olmak
(deyim) give cause for
olmak
form

Tom came here to help us fill out these forms. - Tom bizim bu formları doldurmamıza yardımcı olmak için buraya geldi.

Tom doesn't have to be so formal. - Tom çok resmi olmak zorunda değil.

olmak
result

The result was far from being satisfactory. - Sonuç tatmin edici olmaktan uzaktı.

The teacher was far from satisfied with the result. - Öğretmen sonuçtan memnun olmaktan uzaktı.

olmak
becoming
olmak
to be present
olmak
catch

Tom doesn't like being around children because he's always afraid of catching a cold from one of them. - Tom onlardan birinden her zaman soğuk algınlığı kapmaktan korktuğu için çocukların etrafında olmaktan hoşlanmaz.

I want to make sure that I don't catch the flu. - Gribe yakalanmayacağımdan emin olmak istiyorum.

olmak
suit
olmak
concur
olmak
brew
olmak
hamper
olmak
be present
olmak
am
olmak
amount
olmak
amount to
olmak
be provided
olmak
happening

Tom looked around to make sure nothing else was happening. - Tom başka bir şey olmadığından emin olmak için etrafına baktı.

olmak
come to pass
olmak
grow into
olmak
present
olmak
come up
olmak
become of
olmak
abide
olmak
boil down to
olmak
grow

I want to be somebody when I grow up. - Büyüdüğümde ben önemli biri olmak istiyorum.

I want to be a pilot when I grow up. - Büyüdüğüm zaman bir pilot olmak istiyorum.

olmak
come about
olmak
exist

Men do not exist in this world to become rich, but to become happy. - Bu dünyada erkekler zengin olmak için değil, mutlu olmak için var olurlar.

olmak
betide
olmak
get

Tom had trouble getting online. - Tom çevrim içi olmakta zorlanıyordu.

Her only purpose in life was to get rich. - Onun hayattaki tek amacı zengin olmaktı.

olmak
transpire
olmak
take place
olmak
reign
olmak
come along
olmak
mature
olmak
{f} be
olmak
{f} have

Would you like to have dinner with me tonight? - Bu akşam yemekte benimle olmak ister misin?

With Windows, you have to have extensions or it won't read your files. - Windows ile eklentilere sahip olmak zorundasın,yoksa o dosyalarını okumaz.

olmak
be with
olmak
is
olmak
be in the
olmak
to be in

I want to be in your plan. - Planında olmak istiyorum.

She promised her father to be in time for lunch. - O, öğle yemeğinde zamanında olmak için babasına söz verdi.

olmak
{f} come over
olmak
stand

To stand in your own feet means to be independent. - Kendi ayakların üzerinde durmak bağımsız olmak anlamına gelir.

We have to be there on time, so don't stand me up tomorrow! - Biz zamanında orada olmak zorundayız, bu yüzden yarın beni bekletme.

olmak
{f} eventuate
olmak
{f} hatch
olmak
undergo
olmak
{f} hit

Everybody expected the musical to be a great hit, but it was far from being a success. - Herkes müzikalin büyük bir hit olmasını bekliyordu fakat o başarılı olmaktan çok uzaktı.

olmak
range

Determine the range of values of the constant k to which the quadratic inequality x² + kx - 3k > 0 holds for any real value of x. - x bir reel sayı olmak üzere, x² + kx - 3k > 0 eşitsizliğinde k sabitinin alabileceği değer aralığını bulunuz.

Tom always thought he'd like to become a forest ranger. - Tom her zaman bir orman bekçisi olmak istemeyi düşündü.

olmak
to have (used with possessives): Param olsaydı alırdım. If I'd had the money, I'd have bought it. Benim o semtte bir evim olmalı. I ought to have a house in that part of town
olmak
(yerinde) be situated
olmak
slang to get drunk: Sen bayağı oldun. You're as drunk as a lord. Oldu. (Konuşma Dili) All right./OK./Very well./Agreed
olmak
to ripen; (for food) to be cooked, be done
olmak
to become, come to exist, come into being
olmak
fare
olmak
(for something) to be a source of (something) to (someone): Bu ilacın ona çok yararı oldu. This medicine has really helped her
olmak
befall
olmak
to catch (a disease): Tifo oldu. He caught typhoid fever
olmak
come off
olmak
(for time) to pass, elapse, be: Oraya gideli iki yıl oldu. It's been two years since he went over there
olmak
to be (to have or occupy a place or position; to show a certain characteristic): Beşte orada olmalıyım. I ought to be there at five o'clock. Cesur olmalısın. You should be bold
olmak
goon
olmak
come

I had to make sure Tom was still planning to come. - Tom'un hâlâ gelmeyi planladığından emin olmak zorundaydım.

You've come back to be with Tom, haven't you? - Tom'la birlikte olmak için geri geldin, değil mi?

olmak
(for something) to be acceptable, be all right, be okay: Olur mu öyle? Can (something like) that be okay? Olur! Okay! Olmaz! No!
olmak
to undergo (something): Ameliyat oldu. He underwent an operation. Ahmet yarın imtihan olacak. Ahmet will take an exam tomorrow
olmak
to lose, be deprived of: Canından oldu. He lost his life. Kumar yüzünden servetinden oldu. She lost her fortune by gambling
olmak
to happen, occur, be, take place
olmak
(for an article of clothing) to fit
olmak
to be; to become; to exist; to happen, to occur, to take place, to go no, to come about, to transpire; to get; to fit, to be suitable for; to be present; to ripen; to mature; (hastalık) to catch, to have, to get;" "to undergo; to be ready/prepared/cooked, etc.; to be done out of sth
Турецкий язык - Турецкий язык

Определение ol mak в Турецкий язык Турецкий язык словарь

Olmak
yapmak
Olmak
bulunmak
Olmak
dokunmak
Olmak
(Osmanlı Dönemi) TANAZZUC
olmak
Yaklaşmak, gelip çatmak
olmak
Özne bir isim tamlaması olduğunda, belirtenin belirtilene ait olduğu düşüncesini anlatır
olmak
Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak
olmak
Bir isim veya sıfatın belirttiği durumu almak
olmak
Bir olayla karşılaşmak; başına kötü bir şey gelmek
olmak
Uygun düşmek, yerinde görülmek
olmak
Yol açmak
olmak
Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek: "Pırlanta gerdanlığı da tektaş küpesi de, zümrüt yüzüğü de kendinin olsun!"- S. M. Alus
olmak
Varlık kazanmak, meydana gelmek, vuku bulmak
olmak
Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılır
olmak
Sarhoş olmak
olmak
Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak
olmak
Bulunmak: "Kız da hemen olduğu yere oturdu."- M. Ş. Esendal
olmak
Hazırlanmak, hazır duruma gelmek
olmak
Ne gibi bir ilginin bulunduğunu sormak veya hiçbir ilgi olmayacağını belirtmek için kullanılır
olmak
Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek
olmak
Bu fiilin geniş zamanının tekil üçüncü kişisi olumlu olduğunda kabul, olumsuz olduğunda ret anlatır
olmak
Yetişmek, olgunlaşmak
olmak
Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur
olmak
Gerçekleşmek veya yapılmak
olmak
Bir şeyi elde etmek, edinmek: "Nihayet ben mal sahibi olacağıma göre rahattım."- S. F. Abasıyanık
olmak
Herhangi bir durumda bulunmak
olmak
Bir durumdan başka bir duruma geçmek
olmak
Hastalığa yakalanmak, tutulmak
olmak
Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak: "Okumak, eczacı olmak bu sayılı inatlarından biri ve ilkidir."- T. Buğra
olmak
Geçmek, tamamlanmak
olmak
Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak
olmak
Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek
olmak
Meydana gelmek, vuku bulmak: "En şiddetli münakaşa, kumpanyanın ismi için oldu."- S. F. Abasıyanık
olmak
Yitirmek, elinden kaçırmak
olmak
Sürdürmek, yürütmek
olmak
Uymak, tam gelmek
olmak
Bir şeyi elde etmek, edinmek
ol mak
Избранное