nöbet

listen to the pronunciation of nöbet
Турецкий язык - Английский Язык
watch

I'll take the first watch. - İlk nöbeti ben alacağım.

Let one of us keep watch while another takes a nap. - Diğeri şekerleme yaparken bizden biri nöbet tutsun.

turn

We took care of our children by turns. - Nöbetleşe çocuklarımıza baktık.

Fred and George took turns with the driving. - Fred ve George arayı nöbetleşerek sürdüler.

sentry

He was a brave sentry. - O cesur bir nöbetçiydi.

tour
turn (of duty)
paroxysm
spell
turn of duty
turn; guard, watch; attack, fit, bout
invasion
sentry go
attack, fit, paroxysm, or seizure (caused by a recurrent disease)
turn of work
post
attack
bout

Cancer patients often have to deal with debilitating bouts of nausea. - Kanser hastaları sıklıkla bulantı nöbetlerini azaltmakla uğraşmak zorundadır.

A bout lasts about five minutes. - Bir nöbet yaklaşık beş dakika sürer.

guard duty

Tom fell asleep on guard duty. - Tom nöbette uyuyakaldı.

Tom was accused of falling asleep on guard duty. - Tom nöbette uykuya dalmakla suçlandı.

police

The policeman was on duty on that day. - Polis o gün nöbetçiydi.

time: iki nöbet twice
ictus
shift (scheduled period of work); watch (of a sentry)
inning
guard

I'll stand guard now. - Şimdi nöbet tutacağım.

I'll stand guard now. Go get some sleep. - Şimdi nöbet tutacağım. Git biraz uyu.

innings
shift
fit

She had a fit of coughing. - Onun öksürük nöbeti vardı.

I killed him in a fit of rage - it wasn't premeditated. - Onu bir öfke nöbetinde öldürdüm. Planlanmış değildi.

trick
acces
(Biyoloji) seizure

Strobing effects can trigger epileptic seizures. - Yanıp sönen efektler epilepsi nöbetlerini tetikleyebilir.

Tom is having another seizure. - Tom başka nöbet geçiriyor.

nöbet (kriz) sonrası uyku
(Tıp) postictal sleep
nöbet beklemek
1. to await one's turn. 2. to be on duty. 3. to stand guard; to keep watch, watch
nöbet cetveli
rota
nöbet defteri
guard book
nöbet değişimi
changing of the guard
nöbet değiştirme
relief
nöbet değiştirmek
to relieve guard
nöbet gelmek
to have a seizure or attack
nöbet hizmeti
mil . guard duty
nöbet listesi
roster
nöbet tutma
guarding
nöbet tutmak
keep vigil
nöbet tutmak
keep watch and ward
nöbet tutmak
guard
nöbet tutmak
keep guard
nöbet tutmak
watch
nöbet tutmak
1. to be on duty. 2. to stand guard; to keep watch, watch
nöbet tutmak
to stand guard, to mount guard
nöbet tutmak
mount guard
nöbet tutmak
keep cave
nöbet tutmak
be on guard duty
nöbet yeri
post
nöbet çizelgesi roster
(showing to whom shifts are assigned); (Askeriye) guard roster
nöbet tutmak
stand guard
gemilerde nöbet değişimi
changing of the guard on ships
dört günde bir tutan nöbet
quartan fever
kısmi nöbet
(Pisikoloji, Ruhbilim) partial seizure
nöbet tutmak
be on guard
sahte nöbet
(Tıp) pseudoseizure
tonik-klonik nöbet
(Pisikoloji, Ruhbilim) tonic-clonic seizure
üç günde bir olan nöbet
tertian
Турецкий язык - Турецкий язык
Resmî yerlerde veya önemli kimselerin kapısında belli vakitlerde çalınan mızıka
Hastalık sebebiyle titreme, yüksek ateş: "Bir aralık nöbeti artmış olacak, kebenin altından arabacıya seslendi."- M. Ş. Esendal
Kez, defa: "Akşamları gelince sofra kalktıktan sonra çocuklarla bir nöbet daha oyun oynanır."- R. N. Güntekin
Sıra, keşik
Hastalık sebebiyle titreme, yüksek ateş
Vakit vakit ortaya çıkan aynı türden fizyolojik bozuklukların bütünü
Vakit vakit ortaya çıkan aynı türden fizyolojik bozuklukların bütünü: "Bir sıtma nöbeti içinde titreyerek olduğu yere çöreklendi."- S. F. Abasıyanık
Sıra ile yapılan görev: "Karlı dağlar başında nöbet geceleri, siper içlerindeki yağmurlu uzun günler."- Y. K. Karaosmanoğlu
Kez, defa
Sıra ile yapılan görev, keşik
(Osmanlı Dönemi) ZER
(Osmanlı Dönemi) NİYABE
(Osmanlı Dönemi) UKBE
nevbet
(Osmanlı Dönemi) FURSA
kezik
nöbet şekeri
Halk arasında ilâç olarak kullanılan billûrlaşmış şeker
nöbet
Избранное