Nicholas Biddle began to see that the battle was lost.
- Nicholas Biddle savaşın kaybedilmiş olduğunu görmeye başladı.
A day without smiling is a day lost.
- Gülümseme olmayan bir gün, kaybedilmiş bir gündür.
Deep beneath the ocean, the Titanic was lost to the world.
The yen is expected to lose value against the dollar.
- Yen'in dolar karşısında değer kaybetmesi bekleniyor.
Don't lose confidence, Mike.
- Güvenini kaybetme, Mike.
I can't stand losing her.
- Ben onu kaybetmeye dayanamam.
She forgave him for losing all her money.
- O, tüm parasını kaybettiği için onu bağışladı.
They lost no time in leaving their home.
- Evlerinden ayrılırlarken zaman kaybetmediler.
I've lost all my money.
- Bütün paramı kaybettim.
I've mislaid my watch.
- Kol saatimi kaybettim.