Many of the ancestral rites of this tribe have been lost over time.
- Bu kabilenin atasal ayinlerinin çoğu zamanla kaybedilmiştir.
A day without smiling is a day lost.
- Gülümseme olmayan bir gün, kaybedilmiş bir gündür.
Deep beneath the ocean, the Titanic was lost to the world.
I was beginning to lose my cool.
- Soğuk kanlılığımı kaybetmeye başlıyordum.
The yen is expected to lose value against the dollar.
- Yen'in dolar karşısında değer kaybetmesi bekleniyor.
She forgave him for losing all her money.
- O, tüm parasını kaybettiği için onu bağışladı.
I can't talk with my father without losing my temper.
- Kendimi kaybetmeden babamla konuşamam.
They lost no time in leaving their home.
- Evlerinden ayrılırlarken zaman kaybetmediler.
Tom lost no time in parting with the money.
- Tom parayı elden çıkarmak için zaman kaybetmedi.
I've mislaid my watch.
- Kol saatimi kaybettim.