Osteoporosis is more common in advanced age, and is often a concern for post-menopausal women.
- Osteoporoz ileri yaşlarda daha yaygındır ve genellikle menopoz sonrası kadınlar için bir sorundur.
We advanced the date of the meeting.
- Buluşma tarihini ileri aldık.
The men began to march forward.
- Adamlar ileri doğru yürümeye başladılar.
Jessie urged the little donkey forward.
- Jessie küçük eşeği ileriye doğru sürdü.
We saw another ship far ahead.
- İleride başka bir gemi gördük.
I set my watch ahead one hour.
- Saatimi bir saat ileri aldım.
He wants to be a policeman in the future.
- İleride polis olmak istiyor.
She set it aside for future use.
- O, onu ileride kullanmak üzere bir kenara koydu.
Nobody knows what will happen next.
- İleride ne olacağını hiç kimse bilmiyor.
She teaches English to advanced students.
- O ileri öğrencilere İngilizce öğretiyor.
He is taking an advanced course in Esperanto.
- O ileri düzey bir Esperanto dersi alıyor.
She can swim further than I can.
- O benden daha ileriye yüzebilir.
I can't go any further.
- Ben daha ileriye gidemem.
He shook his head back and forth.
- Başını ileri geri salladı.
Tom is pacing back and forth.
- Tom ileri geri adımlıyor.
Life can only be understood backwards, but it must be lived forwards.
- Hayat sadece geriye doğru anlaşılabilir ama ileriye doğru yaşanmalıdır.
His handwriting slants forwards, whereas hers slants backwards.
- Onunki geriye doğru eğimli iken onun el yazısı ileri doğru eğimlidir.
Hey, remember the progressive one?
- Hey, ilerici olanı hatırlıyor musunuz?
Thanks to your initiatives we've been recognized as a progressive and forward-thinking enterprise by the press.
- Girişimleriniz sayesinde basın tarafından ilerici ve ileriye dönük düşünce kuruluşu olarak tanınmaktayız.