içle

listen to the pronunciation of içle
Турецкий язык - Английский Язык

Определение içle в Турецкий язык Английский Язык словарь

iç
interior

He studied interior decoration. - O, iç dekorasyon eğitimi aldı.

She has aspirations to become an interior decorator. - Onun iç dekaratör olma özlemleri var.

iç
{s} domestic

Would domestic peace be plunged into jeopardy? - İç barış tehlikeye girer mi?

Do you have a cheap flight ticket on a domestic line? - İç hatlarda ucuz bir uçak biletiniz var mı?

iç
inner

There's a button on the inner side of the door. - Kapının iç tarafında bir buton var.

I had my wallet stolen from my inner pocket. - İç cebimden cüzdanımı çaldırdım.

iç
{s} internal

The ministry administers the internal affairs. - Bakanlık iç işlerini yönetir.

We dissected a frog to examine its internal organs. - Bir kurbağayı, iç organlarını incelemek için kesip parçalara ayırdık.

iç
{i} inside

Someone pushed me inside. - Biri beni içeri itti.

I opened the box and looked inside. - Kutuyu açtım ve içine baktım.

iç
intrinsic
iç
interrior
iç
interior equipment
iç
offal
iç
internus
iç
intestines
iç
stomach

The stomach is one of the internal organs. - Mide iç organlardan birisidir.

You shouldn't drink on an empty stomach. - Boş bir mideyle içki içmemelisin.

iç
indoor

Catherine stayed indoors because it was raining. - Yağmur yağdığı için Catherine içerde kaldı.

I stayed indoors because it rained. - Yağmur yağdığı için evde kaldım.

iç
{f} swig

If I don't drink a swig of water, I can't swallow these tablets. - Eğer bir yudum su içmezsem bu hapları yutamam.

He drank a great swig from the bottle. - O, şişeden büyük bir yudum içti.

iç
in
iç
knock back
iç
{i} within

I will answer within three days. - Üç gün içinde cevap vereceğim.

She will be back within a week. - O bir hafta içinde geri dönecek.

iç
endo-
iç
intra

We have to measure your intraocular pressure. Please open both eyes wide and look fixedly at this object here. - Göz merceğiniz içindeki baskıyı ölçmeliyiz. Lütfen iki gözünüzü genişçe açın ve sabit bir şekilde buradaki bu objeye bakın.

iç
inland
iç
{f} drink

Do you have alcohol-free drinks? - Alkolsüz içecekleriniz var mı ?

Europeans love to drink wine. - Avrupalılar şarap içmeyi sever.

iç
quaff
iç
{f} drinking

We have to stop him from drinking any more. - Artık onu, içmekten alıkoymalıyız.

He began his meal by drinking half a glass of ale. - Yarım bardak bira içerek yemeğine başladı.

iç
drank

John drank many bottles of wine. - John birçok şişe şarap içti.

After taking a bath, I drank some soft drink. - Duş aldıktan sonra biraz meşrubat içtim.

iç
stuffing
iç
bowels
iç
stuffing, filling (material used to stuff or fill something)
iç
the interior, the inside, the inner part or surface
iç
domestic, internal (as opposed to foreign)
iç
core
iç
inward

You need to look inward. - İçeriye bakman gerek.

We have become an intolerant, inward-looking society. - Biz hoşgörüsüz, içe dönük bir toplum olduk.

iç
intestine
iç
inland (as opposed to coastal)
iç
(a person's) true self, heart, soul: Merak etme, Safigül'ün içi temiz. Don't worry, Safigül's a good soul at heart. Eğer içinde varsa, bir yolunu bulup üniversiteyi bitirir. He'll find a way to finish university, if he really wants to do so
iç
inner, inside; interior; internal
iç
guts

People often spill their guts to bartenders. - İnsanlar genellikle içlerini barmenlerinine dökerler .

No one seems to have the guts to do that anymore. - Artık hiç kimsenin onu yapmak için cesareti var gibi görünmüyor.

iç
inner part (of a nut or seed), kernel; inner part (of a fruit), meat, flesh
iç
insides, innards (internal organs of a person or animal)
iç
inlying
iç
civil

Davis did not want civil war. - Davis, iç savaş istemiyordu.

While the civil war went on, the country was in a state of anarchy. - İç savaş sırasında, ülke anarşik bir durum içindeydi.

iç
inside, interior; stomach, intestines, offal; heart, mind; internal, interior, inner, inside; domestic, home
iç
refill

Tom held out his cup for a refill. - Tom yeniden doldurulması için fincanını uzattı.

Tom held his cup out for Mary to refill it. - Tom Mary'nin onu yeniden doldurması için kupasını uzattı.

iç
(Hukuk) domestic, inner, internal
iç
inside , internal , intrinsic
iç
endo
iç
{i} kernel

Virtual memory is a memory management technique developed for multitasking kernels. - Sanal bellek çoklu görev çekirdekleri için geliştirilmiş bir bellek yönetim tekniğidir.

iç
biennial
iç
knockback
iç
entrails
iç
inset
iç
breast

She doesn't drink enough breast milk. - O yeterince anne sütü içmiyor.

2005 was a bad year for music sector. Because Kylie Minogue caught breast cancer. - 2005, müzik sektörü için kötü bir yıldı. Çünkü Kylie Minogue meme kanserine yakalandı.

iç
juvenilia
iç
nucleus

Helium is the second simplest atom. It consists of a nucleus containing 2 protons and two neutrons. Around the nucleus orbits 2 electrons. - Helium ikinci en basit atomdur. O, iki proton ve iki nötron içeren bir çekirdekten oluşur. Çekirdek etrafında 2 elektron döner.

Турецкий язык - Турецкий язык

Определение içle в Турецкий язык Турецкий язык словарь

iç
Pirinç, soğan ve baharatla hazırlanan, dolmalarda kullanılan karışım
iç
Akıl, gönül, irade gibi insanın manevi varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri: "İçimizdeki sevinçleri, kederleri paylaşacak insan nerde?"- S. F. Abasıyanık
iç
Dolma yapmak için hazırlanan karışım
iç
Kabuğu olan veya dışı kabuk durumunda bulunan yiyeceklerde kabuğun sardığı bölüm
iç
Harem dairesi
iç
Değişik yemeklerde kullanılmak üzere et ile sebzelerin ince kıyımının karıştırılması ve yoğrulmasıyla meydana getirilen karışım
iç
Akıl, gönül, irade gibi insanın manevî varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri
iç
Muhteva

Tabiat, her sayfasında mühim muhteva sunan yegâne kitaptır. - Doğa, her sayfasında önemli içerik sunan tek kitaptır.

Lütfen muhtevayı gözden geçiriniz ve herhangi bir mütenasip geri bildirimi veriniz. - Lütfen içeriği gözden geçiriniz ve herhangi uygun bir geri bildirim veriniz.

iç
İki veya ikiden çok şeyde merkeze daha yakın olan
iç
Kimse veya nesnelerin arasında bulunan kimse veya nesne
iç
Mide, bağırsak, karın
iç
Bir ülke, şehir, topluluk vb.nde olan veya yapılan
iç
İnsanın manevî varlığıyla ilgili olan
iç
Cisimlerin yüzeyleri arasında kalan her nokta
iç
Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı
iç
Somut kavramlarda iki veya ikiden çok şeyde merkeze daha yakın olan: "İç kapının perdesi yanlara doğru açıldı."- P. Safa. İnsanın manevi varlığıyla ilgili olan
iç
Oyuk olan veya oyuk sayılabilen şeylerin boşluğu
iç
Ten ile dış giysiler arası: "Boynumda kalın yün atkı, içimde çift kat fanila, gene de titriyorum."- E. Bener
iç
Toplu bir durumda bulunan kimse veya nesnelerin arasında bulunan kimse veya nesne: "Ama hepiniz, hepiniz / Hepiniz geçim derdinde / Bir ben miyim keyif ehli içinizde?"- O. V. Kanık
iç
Bir ülkede, şehirde, toplulukta vb.de olan veya yapılan
iç
Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı: "Deniz gecenin içinde, gece denizin içindedir."- Ç. Altan
iç
Ten ile dış giysiler arası
iç
derun
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Kalb, vicdan, gönül
İÇ
(Osmanlı Dönemi) t. Herşeyin içerisi, dâhil, derun
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyin görünmez ciheti, bâtın
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Harem dairesi
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Karın, mide
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyin ortasındaki kısım, göbek
İç
(Osmanlı Dönemi) ZAMİR
içle
Избранное