hareket etmek

listen to the pronunciation of hareket etmek
Турецкий язык - Английский Язык
act

If you really have grounds for acting the way you did, then please tell me. - Yaptığınız şekilde hareket etmek için gerçekten sebebiniz varsa, o halde lütfen bana söyleyin.

He is acting on his own behalf. - O kendi adına hareket etmektedir.

move

You must move quickly. - Hızlı hareket etmek zorundasın.

Look, Tom, we have to move. - Bak, Tom, hareket etmek zorundayız.

take off
(deyim) fuck around
(deyim) fuck about
set over
get around
pull away
set off
leave

We had to leave for America on short notice. - Hemen Amerika'ya hareket etmek zorunda kaldık.

He is about to leave for London. - O, Londra'ya hareket etmek üzeredir.

comport oneself
get off
start

If we are to be there at six, we will have to start now. - Biz altıda orada olacaksak, şimdi hareket etmek zorundayız.

The train was just on the point of starting when I got to the station. - İstasyona vardığımda tren tam hareket etmek üzereydi.

take out
conduct
start off
do
(deyim) make for
pull out
(deyim) get cracking
wiggle
set out
pull
a) to move devinmek b) (taşıt) to move off c) to get off, to set out yola çıkmak d) to depart, to leave kalkmak e) to act, to conduct, to behave davranmak
1. to move, stir, act. 2. to act, behave. 3. to set out, start; to depart. 4. to leave for
move off
waggle
deport oneself
(gemi) get under weigh
behave
play
budge
pull away from the kerb
comport oneslf
conduct oneself
depart
wag
move to

Tom had no desire to move to Boston. - Tom Boston'a hareket etmek için hiç isteğe sahip değildi.

to motion
fleet
walk
hareket etmek / ettirmek
move
hareket et
{f} move

Nothing's wrong with the engine, but my car won't move. - Motorda sorun yok, fakat arabam hareket etmiyor.

George felt the train begin to move. - George trenin hareket etmeye başladığını hissetti.

ihtiyatlı hareket etmek
reef
sessizce hareket etmek
creep
birlikte hareket etmek
concert
birlikte hareket etmek
liaise
boyunca hareket etmek
go
ezbere hareket etmek
act by rote
ezbere hareket etmek
act on impulse
hareket etme
(Ticaret) departure
hareket etme
start
sürü halinde hareket etmek
flock
hareket et
locomote
hareket et
made a motion
hareket et
{f} act

You must act more wisely. - Daha akıllıca hareket etmelisin.

The people who live in Japan must act according to the Japanese country constitution. - Japonya'da yaşayan insanlar Japon ülkesi anayasasına göre hareket etmelidir.

hareket et
make a motion
hareket et
make move
hareket et
made move
hareket etme
move

They would have to move fast. - Onlar hızlı hareket etmek zorunda kalacaktı.

If you find yourself in quicksand you'll sink more slowly if you don't move. - Kendinizi kayan kumda bulduğunuzda, hareket etmezseniz daha yavaş batarsınız.

hareket etme
moving

I had to keep moving. - Hareket etmeyi sürdürmek zorunda kaldım.

The driver was shouting because the car in front of him wasn't moving. - Sürücü, önündeki araç hareket etmediği için bağırıyordu.

aksine hareket etmek
act against
aksine hareket etmek
to act against
ani hareket etmek
fling out
ani hareket etmek
fling
beraber hareket etmek
coact
beraber hareket etmek
act together
beraber hareket etmek
act jointly
canının istediği gibi hareket etmek
to please oneself
düzensiz hareket etmek
flutter
düzensiz hareket etmek
fluctuate
gibi hareket etmek
demean oneself
gururla hareket etmek
sail
göre hareket etmek
go by
hareket et
sashay
hareket etme
hold still
hesaplı hareket etmek
to act rationally
hesaplı hareket etmek
to act according to a careful plan, act thoughtfully and rationally
hızla hareket etmek
scud
olayların gelişimine göre hareket etmek
see which way the cat jumps
olayların gelişimine göre hareket etmek
wait for the cat to jump
palamarı çekerek hareket etmek
warp
sarmal hareket etmek
spiral
sekerek hareket etmek
waltz
serbest hareket etmek
float
sert ve ani hareket etmek
thrash about
sessizce hareket etmek
steal
sinsice hareket etmek
play close to one's chest
telaşla hareket etmek
bustle about
yorgun argın hareket etmek
trail along
çıkarı için gizlice hareket etmek
play cards close to one's chest
çıkarı için gizlice hareket etmek
play close to one's chest
önseziyle hareket etmek
play a hunch
Турецкий язык - Турецкий язык
Vücudu oynatmak, kıpırdatmak veya kımıldamak, devinmek
Devinmek
Yola gitmek, yola çıkmak
Davranmak
(Osmanlı Dönemi) EZMEL
(Osmanlı Dönemi) HALC
(Osmanlı Dönemi) TEVEZZUG
(Osmanlı Dönemi) REHZ
(Osmanlı Dönemi) IHTİLAC
(Osmanlı Dönemi) TENAGGUŞ
(Osmanlı Dönemi) DEBB
(Osmanlı Dönemi) MEYD
Hareket etme
(Osmanlı Dönemi) SEYRAN
hareket etmek
Избранное