gelişmek

listen to the pronunciation of gelişmek
Турецкий язык - Английский Язык
improve
progress
develop

Advanced countries must give aid to developing countries. - Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere yardım etmeliler.

Turkey is a developed country. - Türkiye gelişmekte olan bir ülkedir.

flourish
thrive
evolve
grow
blossom
grow up
advance

Advanced countries must give aid to developing countries. - Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere yardım etmeliler.

(öykü) unfold
to develop, make progress: gelişmekte olan ülkeler developing countries
go ahead!
refine
flower
branch out
to develop, grow up; to grow healthy; to mature
ameliorate
to improve, to develop, to progress, to advance, to reform; to grow up, to come on; to grow, to come on, to come along; to blossom, to flourish, to thrive; to evolve; to mature
shape up
boom
expand
shape
make headway
blossom out
open out
pick
brew
build
(deyim) get off the ground
(deyim) gain ground
come on
open
get along
go
reform
pick up
bloom
effloresce
look up
move
come along
headway
better
evolve into
unfold
evoive
{f} prosper
Go Ahead
gelişme
development

The development of applications for Android is possible from today. - Android uygulamaların gelişmesi bugünden itibaren mümkündür.

Recent developments caused them to change their travel plans. - Son gelişmeler onların seyahat planlarını değiştirmelerine neden oldu.

geliş
coming

I saw him coming upstairs. - Onu üst kata gelişini gördüm.

We are all looking forward to your coming. - Gelişinizi sabırsızlıkla bekliyoruz.

geliş
arrival

Keiko informed him of her safe arrival. - Keiko onun güvenli bir şekilde gelişini ona bildirdi.

Possibly, the accident will delay his arrival. - Kaza onun gelişini muhtemelen geciktirecek.

gelişme
progress

My sister has made remarkable progress in English. - Kız kardeşim İngilizcede önemli bir gelişme kaydetti.

Tom is making great progress in French. - Tom Fransızcada büyük gelişme sağlıyor.

gelişme
{i} advance

Advances in science and technology and other areas of society in the last 100 years have brought to the quality of life both advantages and disadvantages. - Son 100 yılın bilim ve teknoloji ve topluluğun diğer alanlarındaki gelişmeler hayat kalitesine hem avantajlar hem de dezavantajlar getirdi.

Advanced countries must give aid to developing countries. - Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere yardım etmeliler.

gelişme
advance, improvement, progress, progression, development
gelişme
headway
gelişme
improvement

Although the life of Chinese people is getting better and better now, there is still room for improvement. - Çin halkının yaşamı şimdi gittikçe iyileşmesine rağmen, gelişme için hâlâ bir neden vardır.

There was steady economic improvement. - İstikrarlı ekonomik gelişme vardı.

geliş
arrivals
gelişme
betterment
gelişme
growing
geliş
incidence
gelişme
(Ticaret) economic progress
gelişme
evolvement
gelişme
recovery
gelişme
advancement
geliş
build up

Reading helps you build up your vocabulary. - Okumak kelime dağarcığınızı geliştirmenize yardım eder.

I want to build up my vocabulary. - Kelime haznemi geliştirmek istiyorum.

geliş
{f} prospering
geliş
{f} growing

Trade between the two countries has been steadily growing. - İki ülke arasındaki ticaret sürekli gelişiyor.

geliş
{f} brew
geliş
grew
geliş
advent

The tribe wasn't delighted about the advent of the peacemaker. - Kabile arabulucunun gelişi hakkında memnun değildi.

The story revolves around a mysterious adventure. - Hikaye gizemli bir macera etrafında gelişiyor.

geliş
prosper
geliş
arrest
geliş
{f} flourish

After First Contact, the material and spiritual development of humanity flourished. - İlk temastan sonra, insanlığın maddesel ve ruhsal gelişimi ilerledi.

Legends of vampires flourish in the Balkans. - Vampir efsaneleri Balkanlar'da gelişir.

gelişme
growth

Change can sometimes be difficult, but it can also open up new opportunities and be a means of personal growth and development. - Değişim bazen zor olabilir, ancak yeni fırsatlar yaratabilir ve kişisel büyüme ve gelişme aracı olabilir.

gelişme
evolution
gelişme
sprawl
gelişme
progression
gelişme
buildup
evrim geçirmek, gelişmek
to evolve, to develop
geliş
comings
geliş
build#up
gelişme
strides
gelişme
accretion
gelişme
(Ticaret) prosperity
bir sona doğru gelişmek
work up to
geliş
coming, advent, arrival
geliş
incoming
geliş
coming, arriving, arrival; advent
geliş
forthcoming
geliş
med. presentation (at birth)
gelişme
budding
gelişme
lit. development (of plot, theme, argument, thesis, etc.)
gelişme
flourish

Our work began to flourish. - İşlerimiz gelişmeye başladı.

gelişme
formative
gelişme
inflorescence
gelişme
amelioration
gelişme
pickup
gelişme
development, making progress, improvement
gelişme
(Hukuk) development, improvement
gelişme
{i} expansion
gelişme
aggrandizement
gelişme
developing, development, growing up, growth; growing healthy; maturing
tam istediği gibi gelişmek
go smb.'s way
zamanla gelişmek
march forward in time
çok gelişmek
wanton
Турецкий язык - Турецкий язык
Büyüyüp boy atmak, yetişmek, neşvünema bulmak: "Çalı süpürgeleri bir türlü ağaç hâline gelemeden ama, ağacı taklit edercesine gelişir."- S. F. Abasıyanık. İlerlemek, olgunlaşmak, genişlemek, inkişaf etmek: "Dünyanın gelişmiş, gelişmemiş ülkelerini tek tek geziyorum."- H. Taner. Şişmanlamak
Şişmanlamak
Büyüyüp boy atmak, yetişmek, neşvünema bulmak
İlerlemek, olgunlaşmak, genişlemek, inkişaf etmek
açınmak
inkişaf etmek
palazlamak
geliş
Gelme işi veya biçimi: "Keklik gibi taştan taşa sekerek / Gerdan açıp gelişini sevdiğim."- Ruhsatî
geliş
Gelme işi veya biçimi
gelişme
Gelişmek işi, inkişaf, neşvünema, tekâmül: "Şiir, uygarlıkların doğuşunda, gelişmesinde ilk işaret oluyor."- N. Cumalı
gelişme
Yazılarda giriş bölümlerinden sonra konunun türlü yönlerden açılıp genişlediği, zenginleştiği, olgunlaştığı bölüm
gelişme
Gelişmek işi, inkişaf, neşvünema, tekâmül
gelişme
Olan biten
gelişmek
Избранное