gelişme

listen to the pronunciation of gelişme
Турецкий язык - Английский Язык
development

Recent developments caused them to change their travel plans. - Son gelişmeler onların seyahat planlarını değiştirmelerine neden oldu.

Commerce led to the development of cities. - Ticaret şehirlerin gelişmesine neden oldu.

progress

Tom is making great progress in French. - Tom Fransızcada büyük gelişme sağlıyor.

My sister has made remarkable progress in English. - Kız kardeşim İngilizcede önemli bir gelişme kaydetti.

advance, improvement, progress, progression, development
headway
improvement

Although the life of Chinese people is getting better and better now, there is still room for improvement. - Çin halkının yaşamı şimdi gittikçe iyileşmesine rağmen, gelişme için hâlâ bir neden vardır.

My speaking and listening in Turkish needs improvement. - Türkçe konuşma ve dinlememin gelişmesi gerek.

advance

But undoubtedly there were no scientific advances then. - Ama kuşkusuz o zaman hiçbir bilimsel gelişme yoktu.

The recent advances in medicine are remarkable. - Tıptaki son gelişmeler dikkat çekicidir.

growing
advancement
development, making progress, improvement
growth

Change can sometimes be difficult, but it can also open up new opportunities and be a means of personal growth and development. - Değişim bazen zor olabilir, ancak yeni fırsatlar yaratabilir ve kişisel büyüme ve gelişme aracı olabilir.

developing, development, growing up, growth; growing healthy; maturing
strides
budding
lit. development (of plot, theme, argument, thesis, etc.)
inflorescence
formative
flourish

Our work began to flourish. - İşlerimiz gelişmeye başladı.

expansion
amelioration
pickup
(Hukuk) development, improvement
betterment
recovery
(Ticaret) economic progress
evolvement
progression
evolution
buildup
sprawl
(Ticaret) prosperity
accretion
aggrandizement
gelişmek
improve
geliş
coming

We could all see it coming, couldn't we? - Hepimiz onun gelişini gördük, değil mi?

Did you notice him coming in? - Onun içeri gelişini fark ettin mi?

gelişmek
progress
geliş
{i} arrival

Possibly, the accident will delay his arrival. - Kaza onun gelişini muhtemelen geciktirecek.

She informed him of her arrival. - O, gelişi hakkında onu bilgilendirdi.

gelişmek
develop

98% of hungry people live in developing countries. - Aç insanların % 98'i gelişmekte olan ülkelerde yaşar.

Japan guaranteed a 2 billion yen aid package to developing countries. - Japonya gelişmekte olan ülkelere 2 milyar yenlik bir yardım paketini taahhüt etti.

gelişme işi, serpilip büyüme
business development, and growth flourish
gelişme dönemi ağrıları
growing pains
gelişme engelli çocuk
retarded child
gelişme göstermek
go forward
gelişme göstermemek
make no headway
gelişme göstermeyen
unprogressive
gelişme ile gelen
(Hukuk) co-development
gelişme ile ilgili
evolutionary
gelişme kaydetmek
make progress
gelişme sağlayan kimse
refiner
gelişme çağında olan
budding
gelişme çağındaki beceriksiz genç
hobbledehoy
gelişmek
flourish
gelişmek
thrive
gelişmek
{f} evolve
gelişmek
{f} expand
gelişmek
grow
gelişmeler
developments

Recent developments caused them to change their travel plans. - Son gelişmeler onların seyahat planlarını değiştirmelerine neden oldu.

Hanson is wrong when he states international economic developments led to great migrations of labour in the seventeenth century. - Hanson, uluslararası ekonomik gelişmelerin 17. yüzyılda büyük emek göçlerine yol açtığını söylediğinde hatalıdır.

geliş
arrivals
gelişme göstermek
increase
gelişmek
{f} ameliorate
gelişmek
blossom
gelişmek
grow up
gelişmek
advance

Advanced countries must give aid to developing countries. - Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere yardım etmeliler.

ekonomik gelişme
(Politika, Siyaset) economic growth
ekonomik gelişme
economic progress
geliş
incidence
gelişme göstermek
progress
gelişme göstermek
advance
gelişme göstermek
develop
gelişme göstermek
grow
gelişme göstermek
improve
gelişmek
come on
gelişmek
reform
gelişmek
build
gelişmek
open
gelişmek
go
gelişmek
(deyim) gain ground
gelişmek
open out
gelişmek
brew
gelişmek
get along
gelişmek
pick
gelişmek
(deyim) get off the ground
kentsel gelişme
(İnşaat) urban development
olumlu bir gelişme
a positive development
olumlu gelişme
positive development
teknik gelişme
technical development
teknolojik gelişme
(Ticaret) innovation
geliş
arrest
geliş
{f} brew
geliş
prosper
geliş
{f} growing

Trade between the two countries has been steadily growing. - İki ülke arasındaki ticaret sürekli gelişiyor.

geliş
{f} prospering
geliş
build up

Reading helps you build up your vocabulary. - Okumak kelime dağarcığınızı geliştirmenize yardım eder.

I want to build up my vocabulary. - Kelime haznemi geliştirmek istiyorum.

geliş
{f} flourish

Our work began to flourish. - İşlerimiz gelişmeye başladı.

The fine arts flourished in Italy in the 15th century. - Güzel sanatlar on beşinci yüzyılda İtalya'da gelişti.

geliş
advent

The tribe wasn't delighted about the advent of the peacemaker. - Kabile arabulucunun gelişi hakkında memnun değildi.

The story revolves around a mysterious adventure. - Hikaye gizemli bir macera etrafında gelişiyor.

geliş
grew
gelişmek
pick up
gelişmek
look up
gelişmek
move
gelişmek
headway
gelişmek
bloom
gelişmek
effloresce
gelişmek
better
gelişmek
come along
birdenbire gelişme
sudden development
geliş
build#up
geliş
comings
gelişmek
evolve into
gelişmeler
advancements
insani gelişme endeksi
Humanitarian development index
sosyal gelişme
social development
toplumsal gelişme
social development
beklenmedik gelişme
unexpected development
dengeli ekonomik gelişme
(Kanun) balanced growth
dengeli ve sürdürülebilir gelişme
(Hukuk) balanced and sustainable development
erken gelişme
forwardness
erken gelişme
precocity
erken gelişme
precociousness
fiziksel gelişme
(Tıp) physical development
fiziksel ve ruhsal gelişme bozukluğu
cretinism
geliş
incoming
geliş
forthcoming
geliş
med. presentation (at birth)
geliş
coming, arriving, arrival; advent
geliş
coming, advent, arrival
gelişmek
blossom out
gelişmek
make headway
gelişmek
to improve, to develop, to progress, to advance, to reform; to grow up, to come on; to grow, to come on, to come along; to blossom, to flourish, to thrive; to evolve; to mature
gelişmek
flower
gelişmek
refine
gelişmek
(öykü) unfold
gelişmek
to develop, make progress: gelişmekte olan ülkeler developing countries
gelişmek
go ahead!
gelişmek
branch out
gelişmek
to develop, grow up; to grow healthy; to mature
gelişmek
boom
gelişmek
shape
gelişmek
shape up
gelişmek
evoive
gelişmek
Go Ahead
gelişmek
unfold
gelişmek
{f} prosper
gelişmeler
developments, events, happenings
hızlı gelişme içerisinde
with rapid strides
kanser gibi kötücül gelişme
cancerous growth
kesikli gelişme
(Pisikoloji, Ruhbilim) discontinuous development
klinik gelişme
clinical development
milli ekonomik gelişme
(Hukuk) national economic development
uyumlu ekonomik gelişme
(Hukuk) harmonious economic development
veri terminal cihazı; gelişme testi ve değerlendirilmesi
(Askeri) data terminal equipment; developmental test and evaluation
yaşının gerisinde gelişme gösteren kimse
late developer
yeni bir gelişme
(Hukuk) breakthrough
yetersiz gelişme
underdevelopment
önemli gelişme
(Hukuk) substantial progress
Турецкий язык - Турецкий язык
Gelişmek işi, inkişaf, neşvünema, tekâmül: "Şiir, uygarlıkların doğuşunda, gelişmesinde ilk işaret oluyor."- N. Cumalı
Yazılarda giriş bölümlerinden sonra konunun türlü yönlerden açılıp genişlediği, zenginleştiği, olgunlaştığı bölüm
Gelişmek işi, inkişaf, neşvünema, tekâmül
Olan biten
İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı
Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü bazen de İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı (İngilizce: Organisation for Economic Co-operation and Development -OECD), uluslararası bir ekonomi örgütüdür
Gelişmek
açınmak
Gelişmek
inkişaf etmek
Gelişmek
palazlamak
geliş
Gelme işi veya biçimi: "Keklik gibi taştan taşa sekerek / Gerdan açıp gelişini sevdiğim."- Ruhsatî
geliş
Gelme işi veya biçimi
gelişmek
Büyüyüp boy atmak, yetişmek, neşvünema bulmak: "Çalı süpürgeleri bir türlü ağaç hâline gelemeden ama, ağacı taklit edercesine gelişir."- S. F. Abasıyanık. İlerlemek, olgunlaşmak, genişlemek, inkişaf etmek: "Dünyanın gelişmiş, gelişmemiş ülkelerini tek tek geziyorum."- H. Taner. Şişmanlamak
gelişmek
Şişmanlamak
gelişmek
Büyüyüp boy atmak, yetişmek, neşvünema bulmak
gelişmek
İlerlemek, olgunlaşmak, genişlemek, inkişaf etmek
sosyal gelişme
Sosyolojik bakımdan gözlenen değişme ve gelişme
toplumsal gelişme
Toplumun bütün olarak değişmesi ve gelişmesi
gelişme
Избранное