güçler

listen to the pronunciation of güçler
Турецкий язык - Английский Язык
forces

Japanese and American forces were still fighting bitterly. - Japon ve Amerikan güçleri hâlâ acımasızca mücadele ediyorlardı.

The Japanese military forces seemed too strong to stop. - Japon askeri güçleri durdurmak için çok güçlü görünüyordu.

beeves
powers

In Japanese folklore, bakeneko are cats with magical powers. - Japon folklöründe, bakenekolar büyülü güçleri olan kedilerdir.

In hopes of attaining superhuman powers, Christopher Columbus once stared at the sun for five minutes straight. It didn't work. - İnsanüstü güçlere ulaşmak umuduyla, Kristof Kolomb bir zamanlar beş dakika güneşe doğruca dik dik baktı.İşe yaramadı.

güç
power

The boat uses a motor for the power. - Tekne güç için bir motor kullanır.

Turkish war of independence against Eurpean imperialist powers had lasted from 1919 to 1923. - Avrupalı emperyalist güçlere karşı yapılan Türk İstiklal Savaşı 1919'dan 1923'e kadar devam etti.

güç
(Askeri) strength

Western nations have to put their heads together to strengthen the dollar. - Batılı ülkeler doları güçlendirmek için baş başa verip düşünüyorlar.

Everyone has strengths and weaknesses. - Herkesin güçlü ve zayıf yönleri vardır.

güç
force

In the first few hours of the battle, Union forces were winning. - Savaşın ilk birkaç saati içinde, Birlik güçleri kazanıyorlardı.

Japanese forces marched into Burma. - Japon güçleri Birmanya'ya yürüdü.

güç
{i} intensity
güç
might

Japan is a mighty nation. - Japonya güçlü bir ulustur.

The pen is mightier than the sword. - Kalem kılıçtan daha güçlüdür.

güç
dominance
güç
{i} ability

The ability to show weakness is a strength. - Zayıflığı gösterme yeteneği bir güçtür.

güç
muscle

Courage is very important. Like a muscle, it is strengthened by use. - Cesaret çok önemlidir. Bir kas gibi kullandıkça güçlenir.

Hercules had strong muscles. - Herkül'ün güçlü kasları vardı.

güç
(deyim) go hard with
güç
invest

A high savings rate is cited as one factor for Japan's strong economic growth because it means the availability of abundant investment capital. - Yüksek tasarruf oranı Japonya'nın güçlü ekonomik büyümesi için bir faktör olarak kabul edilmektedir.Çünkü o bol yatırım sermayesi kullanılabilirliği anlamına gelmektedir.

güç
puissance
güç
stiff
güç
austere
güç
tough

Times are tough. Try to be strong! - Devir kötü. Güçlü olmaya çalış!

Athletes must be tough not only physically, but also mentally. - Atletler sadece fiziksel olarak değil fakat aynı zamanda zihinsel olarak da güçlü olmalılar.

güç
troublesome
güç
vires
güç
problematic
güç
(Ticaret) coercive power
güç
virtue

Calm is a virtue of the strong. - Sakinlik, güçlünün bir erdemidir.

güç
onerous
güç
fastidious
güç
compulsion
güç
mean

A high savings rate is cited as one factor for Japan's strong economic growth because it means the availability of abundant investment capital. - Yüksek tasarruf oranı Japonya'nın güçlü ekonomik büyümesi için bir faktör olarak kabul edilmektedir.Çünkü o bol yatırım sermayesi kullanılabilirliği anlamına gelmektedir.

güç
laborious
güç
choosy
güç
ascendancy
güç
onerous ağır
güç
competency
güç
duty

Tom has a strong sense of duty. - Tom'un güçlü bir görev duygusu var.

güç
resource
güç
formidable
güç
(deyim) go hard for
güç
difficult

His poems are difficult to understand. - Onun şiirlerini anlamak güçtür.

The old woman climbed the stairs with difficulty. - Yaşlı kadın merdivenleri güçlükle tırmandı.

güç
zip
güç
push
güç
troublous
güç
rough
güç
ardous
güç
energy

The cells have the capacity to convert food into energy. - Hücrelerin gıdayı enerjiye dönüştürme güçleri var.

güç
ascendance
güç
impossible
güç
effort

Despite concerted effort by the government and private actors, the language's future is bleak. - Hükümet ve özel aktörlerin çok güçlü çabalarına rağmen dilin geleceği umutsuzdur.

güç
exacting
güç
sinew
güç
thews
güç
arm

Japan's army was very powerful. - Japonya'nın ordusu çok güçlüydü.

This United Nations resolution calls for the withdrawal of Israel armed forces from territories occupied in the recent conflict. - Bu Birleşmiş Milletler kararı İsrail'in silahlı güçlerinin son çatışmalarda işgal edilen bölgelerden çekilmesini istemektedir.

güç
sap
güç
heavy

We expect heavy resistance. - Güçlü direnme bekliyoruz.

I'm strong enough to carry those heavy metal boxes. - Bu ağır metal kutuları taşımak için yeterince güçlüyüm.

güç
trying

Imperialism is an ideology and practice of powerful groups trying to secure or expand their privileges via dominating other groups. - Emperyalizm, güçlü zümrelerin başka topluluklara hükmederek imtiyazlarını koruyup genişletmeye çalıştığı ideoloji ve pratiktir.

They are trying to cozy up to imperialist forces in order to achieve their political aims. - Onlar politik amaçlarına ulaşmak için sömürgeci güçlere yaranmaya çalışmaktadırlar.

güç
strenuous
güç
sticky
güç
arduous
güç
torque
güç
{i} potential
güç
power of
güç
tricky
işgalci güçler
Occupying forces

The city was occupied by occupying forces.Şehir isgalci güçler tarafından zaptedildi.

atmosferik güçler
element
egemen güçler
(Politika, Siyaset) sovereign powers
egemen güçler
dominant powers
güç
{s} tricksy
güç
{i} capacity

The cells have the capacity to convert food into energy. - Hücrelerin gıdayı enerjiye dönüştürme güçleri var.

güç
{i} tone
güç
{i} iron

This boat is made with high grade aluminum and high strength iron. - Bu tekne üstün kaliteli alüminyum ve yüksek güçlü demir ile yapılır.

güç
{i} command
güç
control

Tom has difficulty controlling his anger. - Tom öfkesini kontrol etmekte güçlük çekiyor.

Franco's forces took control in Spain. - Franko'nun güçleri İspanya'da kontrolü ele geçirdi.

güç
{i} vigour
güç
rod
güç
hard

Tom could hardly wait for the chance to go swimming again. - Tom tekrar yüzmeye gitme fırsatını güçlükle bekleyebiliyordu.

Some stars are hardly visible to the naked eye. - Bazı yıldızlar çıplak gözle güçlükle görülebilmektedir.

güç
clout
güç
{i} clutch
güç
{i} stuffing
güç
{i} vis
güç
capability
güç
difficulty

She had no difficulty in learning the poem by heart. - O, şiiri ezberlemede güçlük çekmedi.

He had no difficulty in solving the problem. - Sorunun çözümünde hiç güçlük çekmedi.

güç
punch
güç
with difficulty

The dog breathed with difficulty. - Köpek güçlükle nefes aldı.

They answered their teacher's question with difficulty. - Onlar öğretmenlerinin sorusuna güçlükle cevap verdi.

güç
{i} zing
güç
pith
güç
{i} spirit

A powerful spirit resides in the forest. - Güçlü bir ruh ormanda ikamet eder.

Mathematics is the most beautiful and most powerful creation of the human spirit. - Matematik, insan ruhunun en güzel ve en güçlü yaratısıdır.

güç
clutches
güç
{i} vigor

Paul is more vigorous than Marc. - Paul Marc'tan daha güçlü.

He looks very vigorous, considering his age. - Yaşını göz önünde bulundurursak, o çok güçlü görünüyor.

güç
stamina
güç
{i} vim
güç
forcefulness
güç
{i} sting
güç
forceful

My impression of this government is that they need a more forceful economic policy, otherwise they'll encounter large problems in the future. - Benim bu hükümet hakkındaki izlenimim onların daha güçlü bir ekonomik politikaya ihtiyaçları olduğu, aksi takdirde gelecekte büyük sorunlarla karşılaşacaklarıdır.

He was a forceful leader. - O, güçlü bir liderdi.

güç
steam
güç
performance
güç
{i} vitality
güç
potency
güç
{i} pep
güç
propulsion
güç
pine

I don't like eating pineapples. They have a strong smell. - Ben ananas yemekten hoşlanmıyorum. Onların güçlü bir kokusu var.

güç
{i} sword

The pen is mightier than the sword. - Kalem kılıçtan daha güçlüdür.

güç
uphill
güç
baffling

Do you remember that baffling murder case? - O güç cinayet davasını hatırlıyor musunuz?

güç
difficult, hard
güç
knotty
güç
sweaty
güç
difficult, hard, arduous, troublesome, stiff, strenuous, tough, laborious; with difficulty
karanlık güçler
the powers of evil
savaşan güçler
the belligerent powers
süper güçler
Great Powers
Турецкий язык - Турецкий язык

Определение güçler в Турецкий язык Турецкий язык словарь

güçler ayrılığı
(Politika Siyaset) Yaşama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirlerinden ayrı tutulması
Güç
kuvvet
dış güçler
Mekanik parçalanma, kimyasal ayrışma, yel, dalga, akarsu ve buzulların etkileri gibi kökenleri Güneş enerjisine dayanan güçlerin veya etkenlerin bütünü
dış güçler
Ekonomi ve politika açısından güçlü devletler
güç
Zorlukla: "Kendini yatağa güç atmış ve sızıp kalmıştı."- Y. K. Karaosmanoğlu
güç
Yapılması zor, çetin
güç
Bir olaya yol açan her türlü hareket, kuvvet, takat
güç
Siyasi, ekonomik, askerî vb. bakımlardan etki ve önemi büyük olan devlet
güç
Güçtür şiir söylemek, nesir yazmaktan çok güçtür."- N. Ataç
güç
Yapılması zor, çetin: "Değiştirmedim ben düşüncemi
güç
Yeterliğini ve güvenilirliğini kanıtlamış kimse
güç
Bir toprağın verimlilik yeteneği
güç
Bir cihazın, bir mekanizmanın iş yapabilme niteliği
güç
Büyük etkinliği ve önemi olan nitelik
güç
Sınırsız, mutlak nitelik
güç
Ağır ve yorucu emekle yapılan, gücü, müşkül
güç
Fizik, düşünce ve ahlak yönünden bir etki yapabilme veya bir etkiye direnebilme yeteneği, kuvvet
güç
Ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül
güç
Bir akarsuyun aşındırma ve taşıma yeteneği
güç
Birim zamanda yapılan iş
güç
Bir ulusun, bir ordunun vb.nin ekonomik, endüstriyel ve askerî potansiyeli
güç
Zorlukla
güç
Bir ulus, bir ordu vb.nin ekonomik, endüstriyel ve askerî potansiyeli
güçler
Избранное