Bu korkutucu bir beklenti.
- That's a frightening prospect.
Bu korkutucu bir düşünce.
- That's a frightening thought.
Büyük köpek onları korkutuyor.
- The big dog is frightening them.
Beni gerçekten korkutuyorsun.
- You're really frightening me.
İman olmayan bir kişi ürkütücüdür.
- A person without faith is frightening.
Aşk tanıdığın biri için ürkütücü mü?
- Is love frightening to anyone you know?
İngiltere'deki ayaklanma dehşet verici.
- The rebellion in England is frightening.
Seni korkutmak istemedim.
- I didn't want to frighten you.
Seni korkutmak istemedim.
- I didn't mean to frighten you.
Berbat bir şeyin kokusunu alıyorum.
- I smell something awful.
Berbat bir çığlık sesi onu ürpertti.
- The sound of an awful scream made him shudder.
Geçen yaz çok kötüydü.
- Last summer was awful.
Söylediğim şey hakkında çok çok kötü hissediyorum.
- I feel awful about what I said.
Gök gürültüsü öğrencileri korkuttu.
- The thunder frightened the students.
Korkutmamak için onunla nazik şekilde konuştum.
- I spoke to him kindly so as not to frighten him.
Bu korkunç köpeği nereden buldun?
- Where did you find this awful dog?
Bugün hava korkunç sıcak.
- It's awfully hot today.
Burada çok az mağaza var ve sinema da korkunç.
- There are very few shops and the cinema is awful.
Bu, iki kişi için oldukça çok şey gibi görünüyor.
- That looks like an awful lot for two people.
Ne müthiş bir dünyada yaşıyoruz!
- What an awful world we live in!
Bugün belirli bir kimse müthiş kırılgan oluyor.
- A certain someone is being awfully fragile today.
The scientist was frightening the timid children.
The frightening scientist lived in an old shack.
... frightening pace of change. ...